Sabit Fikir: Bu edebiyat dergisi çok eğlenceli!

Edebiyat eleştirisini akademik dilden kurtararak, büyük bir boşluk dolduran Sabit Fikir dergisi bir süredir büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Derginin, edebiyatçılarla edebiyatseverleri bir araya getiren “Sözünü Sakınmadan” etkinlikleri de her seferinde çok konuşulan buluşmalara sahne oluyor. Tüm bu oluşumların arkasında ise, gencecik bir kadın var! Sabit Fikir Dergisi Yayın Yönetmeni Elif Bereketli, derginin oluşum macerasını CafeRuj’a anlattı…

Sabit Fikir dergisi nasıl ortaya çıktı, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Oluşum sürecinde sizde bulundunuz mu?

İnternet üzerinden kitap satışını Türkiye'de ilk kez yapan, vizyoner bir şirket Idefix. Türkiye'de kitap eleştirisinin ve edebiyat dergiciliğinin hakkıyla yapılmadığını düşünmüşler ve Sabit Fikir projesi böylelikle hayata geçmiş. Bu ilk dönemlerinde ben işe dahil değilim.Blog mantığıyla, yalnızca internette başlayan Sabit Fikir, cansız, dinamizmden uzak bir siteydi ve beklenen ilgiyi görmedi. Bu yüzden harekete geçen Mehmet İnhan ve Bora Ekmekçi yönetimindeki Idefix, kadroyu ve vizyonu yeniledi. Ben de bu süreçte işe dahil oldum. Az ilgi gören Sabit Fikir, bu süreçten sonra çalışmalarını hızlandırdı ve hem web'deki etkinliğini artırdı, hem de basılı bir dergi olarak yayımlanmaya başlandı. Editoryal kadro tamamen benden ibaretti! Yazar kadrosu ise neredeyse tümüyle değişti. Ömer Türkeş, Kaya Genç, Faruk Duman, Murat Gülsoy, Ayşe Düzkan, Sibel Oral gibi isimlerle yolumuza devam etmeye başladık.

Tüm yazılı mecralar artık internet ortamına doğru kayıyor, siz hali hazırda internet ortamında çok takip edilirken, basılı olarak da okura ulaşması fikri nasıl ortaya çıktı?

Sık güncellenen, iyi haber yapma alışkanlığı kazanan bir web sitesi olduktan sonra oturup düşündük ve bunun basılı bir yayın olarak çok şık olacağını düşündük. Böylece hem kendi masraflarımızın küçücük de olsa bir kısmını karşılayabilecek, hem de basılıdan dijitale geçiş çağında her iki alana da hizmet vermiş olacaktık. Çok hızlı karar verdik ve derginin ilk hazırlık sürecini de hızlı atlattık. Fakat çok iyi bir karar verdiğimizi düşünüyorum. Basılının prestiji hala dimdik ayakta; aynı içerik basılı olduktan sonra çok daha fazla kişi tarafından okunup sevilmeye başlandı. Ancak, bir süredir web sitesinin trafiği de muazzam bir yükseliş gösteriyor. Yani mutluyuz, her şey yolunda...

Edebiyat eleştirisi alanında nasıl eksiklikler görüldü? Ve Sabit Fikir hangi boşlukları doldurdu?

Ülkemizde edebiyat eleştirisi elbette yapılıyor. Ancak ne kadarı okura ulaşıyor, gerçekten "sapıkça" edebiyat düşkünü olmayan kaç kişi bu nitelikli, kalibresi yüksek eleştirilerle tanışıyor, emin olamıyorum. Okura ulaşan kitap yazıları ise genellikle, popüler edebiyat dergilerinde ve aslında yoğunlukla edebiyat eklerinde. Ancak bu mecralar da büyük oranda ilan geliri üzerinden yürüdüğü için, yeterince cesur davranamıyorlar. Bazen bu cesaret eksikliği, elini taşın altına sokma isteğinin eksikliğinden de kaynaklanabiliyor tabii. Biz Sabit Fikir olarak, para kazanma fikrini zaten baştan bir kenara bırakabilecek şanslı bir ekip olduğumuz için, cesurca adım attık piyasaya. Bize göre kötü olana kötü dedik. Önce çok kızdırdık yazarları ve yayınevlerini, ama galiba sonradan alıştılar. Baştaki tehditkar konuşmalar ve yukarıdan bakan tavırlar sonlandı nitekim... (Bu arada yeri gelmişken, böyle şanslı bir ekibiz diyorum, çünkü Sabit Fikir Idefix'in prestiji, projesi, para kazanma kapısı değil!)

("SÖZÜNÜ SAKINMADAN" SÖYLEŞİ DİZİSİNDE ÖMER TÜRKEŞ, ELİF ŞAFAK VE SEMİH GÜMÜŞ)

Sabit Fikir okura ulaştığı ilk günden bu yana edebiyat gündeminde neleri değiştirdi? Ya da edebiyatı gündeme nasıl entegre etti?

Biz genç, cesur, eğlenceli ve dinamik içeriğimizle, edebiyatın sadece yaşlı, bilge görünümlü insanlara ait bir alan olmadığını göstermeye çalıştık hep. Bir yandan, edebiyatçılarla yapılan edebiyatdışı -ve çoğunlukla siyasi- röportajlarla ve hatta son dönemde başladığımız TV, Sinema, Tiyatro ve Müzik bölümleriyle, edebiyatın her gün etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz, izlediğiniz her şeyin içinde nasıl da gizliden gizliye var olduğunu göstermeye çalıştık. Dinlediğiniz her şarkıda, izlediğiniz her filmde, hatta attığınız her adımda, elinizi kaldırışınızda, sigarayı yakışınızda hep bir parça edebiyat var aslında.
Öte yandan, düşünce özgürlüğü ve kitap yasakları hususunda gösterdiğimiz hassasiyetin günlük ulusal yayınlarda dahi yankı bulması en sevindirici durumdu belki de. Hazırladığımız Muzır Kurul dosyasının, Muzır Kurul üyeleriyle ve ünlü şikayetçi vatandaşla benim bizzat yaptığım röportajların, düşünce özgürlüğü bültenlerimizin pek çok yayında alıntılandığını gördük, ne müthiş!

Okurlardan ve sektörden gelen tepkiler ve yorumlar?

Sektörden çok olumlu tepkiler aldık. Ancak sektörün geneline bakıldığında, zaten pek çok şeyin kolay kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Bu sektörün kanına işlemiş bir dinamik. Dolayısıyla gelen tepkilerin bir kısmında samimiyetten emin olamıyorsunuz. Elbette olumlu tepkilere çok sevindim fakat pek kulak asmadım açıkçası… Bunun dışında çok önemsediğim basın mensupları ve Sabit Fikir okuru olduğunu bildiğim takipçilerden güzel tepkiler aldık. Asıl önemli olan buydu.
Elbette, bize işi öğretmeye çalışan yazar, yayıncı, dergiciler de oldu. Hem de çok! Genç bir kadın, böyle bir işin başına geçince herkes kendince akıl vermeye çalışıyor. Bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında milyonlarca yorum yapılabilir ama her yiğidin de bir yoğurt yiyişi vardır. Ben fikir ayrılıklarına anlayışla yaklaşmayı bilen ve saygı duyan biriyim. Bu tür yorumları gördüğümde de üzülmek yerine alışmak için zamana ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum sadece.

("SÖZÜNÜ SAKINMADAN" SÖYLEŞİ DİZİSİNDE ENİS BATUR)

Sabit Fikir'in yazarları nasıl seçiliyor? Sabit Fikir'e yazar olmak için neler gerekiyor?

Sabit Fikir'de dediğim gibi, genç yazarlar da kolaylıkla yazılarını yayımlatabiliyorlar. Ben, Nihan Bora ve Didem Çelik'ten oluşan editör kadromuzun onayından geçmesi yeterli. Yazıları da, editör@sabitfikir.com adresine bekliyoruz! Sadece kitap eleştirisi değil, her türlü öneriye açığız. Ama önce www.sabitfikir.com'dan içeriğimizi incelerlerse, nokta atışı yapmaları ve onay almaları kolaylaşır elbette.

Her şeyiyle edebiyatı tartışan Sözünü Sakınmadan'ın oluşum süreci?

Sözünü Sakınmadan, İstanbul'da yaşayan edebiyatseverleri bir araya getirip, etkileşimli bir edebiyat ortamı nasıl yaratabiliriz sorusu üzerine ortaya çıkan bir proje. Elbette nihai amacımız, okuma ve eleştiri kültürünü yerleştirmek, sağlamlaştırmak. Edebiyatın korkutucu bir mefhum olmadığını göstermeye çalışmak. Başta işi planlarken, çok isim üzerinde konuştuk, sonunda sabit konuşmacılar olarak Semih Gümüş, Ömer Türkeş ve Kaya Genç'te karar kıldık. Daha sonra Kaya, başka projelere odaklanmak istediğini söyleyerek ayrıldı ve iki eleştirmene kaldı sahne. Bildiğiniz üzere, her ay bir konuk alıyoruz ve konuğun edebiyatını enine boyuna konuşuyoruz. Format ise gayet bilindik: Sözüne güvenilir bilirkişiler, bir sanatçıyı konuk ediyor. Üç kişi sahnede, 600 kişi karşısında...

Birinci yılını geride bırakan Sözünü Sakınmadan, nasıl bir tartışma platformu?

Semih Gümüş, Sözünü Sakınmadan'ı şöyle anlatmıştı: "İlişki kurduğumuz edebiyat ve sanat yapıtını anlamak, başkalarına gereksinim duymadan, kendimiz yorumlamak. Sözünü Sakınmadan, katılan izleyicileriyle birlikte, bu yolda ilerlemenin yordamlarını elimize almamıza neden olabilir mi? Derdimiz bu…"
Sözüne güvenilen, ehil iki eleştirmenin bir araya gelip, bugünün Türkiye edebiyatının en çok konuşulan ve en değerli yazarlarını konuk ettiği bir formatımız var. Gümüş ve Türkeş, kafalarında o yazara dair ne varsa soruyorlar, gündeme getiriyorlar. Söyleşinin ardından ise sorulara geçiliyor, bu kez söz okurlarda oluyor. Ve onlar da aynı şekilde, kafalarında ne varsa, sözünü sakınmadan... Ve izleyicilerden gelen sorular da öyle iyi oluyor ki, söyleşinin seyrini değiştiriyor, kalibresini yukarı çekiyor çoğunlukla.

("SÖZÜNÜ SAKINMADAN" SÖYLEŞİ DİZİSİNDE AYFER TUNÇ)

Kimler öne çıktı?

Hiçbir etkinliği bir diğerinden ayıramam ve ekipten kimse de ayıramaz sanırım. Ben Latife Tekin'i, Füruzan'ı çok severim, o yüzden onlar geldiğinde ayrıca heyecanlanmıştım. Küçük İskender'de ise kimi medya kurumlarının provokasyonu olmuştu, o yüzden biraz gerilmiştik. Enis Batur yıllar sonra bir yerde okur karşısına çıktı, bu yüzden önemliydi. En kalabalık etkinlik ise Elif Şafak'tı sanırım. Ama söylediğim gibi hepsi birbirinden iyiydi, hepsinin öne çıkan bir tarafı vardı; geleceğe önemli kayıtlar bıraktığımızı düşünüyorum. Her detay için çok uğraşıyoruz, katılımcılar için iki saatlik hoş bir vakit olan o söyleşiler, bizim için ayın yarısı demek çoğunlukla.

BİZE ULAŞIN