YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Sır gibi aşklar

Bazı aşklar iki kişiliktir, yalnızca yaşayanlar bilir. Gizli saklı ve gözlerden ıraktır... Gizi bazen ‘yasak’lığından, bazen de mahremiyetinden ve tanıklığa ihtiyaç duymama halinden kaynaklanır. Ancak eski defterler açılmaya görsün, her şey bir bir gün yüzüne çıkar. Bir itiraf, bir mektup bazen de bir anı kitabı meraklı gözleri bu eski aşka çevirir. İşte tarihin tanıklık ettiği bazı gizli aşklar, aşıklar…

Türkan Doğan yazdı...
turkan.dogan@turkuvazdergi.com.tr



Tek başına bir aşk

"(...) Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getirtirim. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... Hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini..."diye yazar Ahmet Arif esin kaynağı 'Zalım Leyla'sına. Leyla, onun için kimi zaman 'Canım'dır, 'Merhametsiz'dir, 'Ömrüm'dür, 'Kardeş Çocuk'tur ya da 'Leylim'dir; dünyanın ta kendisidir… Geçtiğimiz aylarda İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan 'Leylim Leylim, Ahmet Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar' kitabı olmasaydı Türkiye edebiyatının iki büyük isminin; şair Ahmet Arif ile geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz öykücü Leyla Erbil'in 1954-1959 yılları arasındaki (ve 1977 yılında yazılmış son bir mektup var) mektuplaşmalarından ve körkütük aşık Ahmet Arif'in Leyla Erbil'e olan büyük aşkından mahrum kalacaktık.



Ahmet Arif'in tek şiir kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim'deki pek çok şiirin esin kaynağının Leyla Erbil olduğunu ortaya çıkaran kitap, Diyarbakır'da sürgün hayatı yaşayan Arif'in aşk, özlem, yüceltme, dostluk ve hasretle perçinlenen yoğun duygu halinin mektuplar aracılığıyla satırlara dökülmüş hali. Peki, bu nasıl bir aşk? Her seferinde Erbil'in az yazmasından yakınan Ahmet Arif'in büyük aşkına Leyla Erbil karşılık verdi mi? Leyla Erbil, Leylim Leylim'in editörü Ruken Kızıler'e "Hayır benim tarafımda aşk yoktu, yalnızca dostluk vardı" diyerek Ahmet Arif'in bu aşkta yalnız olduğunu söyler. Bize ise Leylim Leylim ile Türkiye'nin en önemli şairlerinden birinin aşkı yaşayış biçimine tanık olmak düşer.



Bir kadın, iki adam…

Woody Allen'ı kadınlardan ayrı düşünemezsiniz ya da bazı kadınları da Woddy Allen'sız… Mia Farrow onlardan biri. Ünlü yönetmenin Radyo Günleri, Hannah ve Kız Kardeşleri ve Zelig gibi filmlerinin başrol oyuncusu Farrow, aynı zamanda Allen ile çalkantılı bir evlilik de yaparak bu evlilikten oğlu Ronan'ı dünyaya getirdi. Ancak evlilikleri, yıllar sonra Allen'ın evlatlık kızıyla olan ilişkisi nedeniyle bitmiş, geriye ise haklı olarak kızgın ve sinirli bir eski eş kalmıştı. Yıllar sonra Mia Farrow tarafından gelen bir itiraf, eski defterleri tekrar açarken, Farrow, Vanity Fair'e verdiği söyleşide, "Ronan, Frank Sinatra'nın oğlu olabilir" demiş, Frank Sinatra'nın kızı Nancy Sinatra ise "Ronan bize o kadar çok benziyor ki, onun kardeşim olduğundan bir an bile şüphe duymadım" demişti. Frank Sinatra ile 1966 yılında bir buçuk yıl sürecek bir evlilik yapan Mia Farrow, "hayatımın aşkıydı" dediği Sinatra'yla Woddy Allen ile evliyken de görüşmeyi sürdürmüş ve Vanity Fair'e de "Biz asla gerçekten ayrılmadık" diyerek, gizli saklı yaşanan büyük bir aşkı itiraf etmişti.

Dönmeyen sevgililere
Nazım Hikmet'in Piraye'ye ya da Vera'ya duyduğu, satırlara sığmayan aşkı, hepimizin malumu. 'Mavi gözlü dev'imizin annesi Celile Hanım ile Yahya Kemal arasındaki gizli aşk bilir misiniz peki? Nazım Hikmet'in Heybeliada'da bahriyeli olduğu yıllarda, Nazım'a şiir dersleri veren hocası ünlü şair Yahya Kemal ile Nazım'ın annesi Celile Hanım arasında yaşanan aşk, edebiyat tarihimizin gizli kalmış aşklarından biri. Genç Nazım Hikmet'e şiir dersleri vermek için evine gittiğinde annesi Celile Hanım ile tanışan Yahya Kemal, bu derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile edebiyat ve sanata dair uzun sohbetler yapar. Ve Yahya Kemal ile Celile Hanım arasındaki dostluk zamanla büyük bir aşka dönüşür. Babasının Sultan Aldülhamit'in yaveri olduğu sırada saray ressamı Fausto Zonaro'dan resim dersleri alan ve dönemin tanınan ilk kadın ressamlarından biri olan Celile Hanım, rivayet odur ki, aynı zamanda İstanbul'un da en güzel kadınlarından biridir. Yine aynı dönemde şiddetli geçimsizlik nedeniyle eşinden ayrılan Celile Hanım'ın Yahya Kemal ile olan ilişkisine ise Nazım Hikmet, onay vermez. Nazım, Yahya Kemal'in cebine "Öğretmenim olarak geldiğiniz bu evden babam olarak çıkamayacaksınız" yazılı bir kâğıt koyar. Ancak zaten bu ilişki mutlu sonla bitmez ve edebiyat tarihinin hüzünlü hikâyeleri arasında yerini alır. Yahya Kemal, evlilikten kaçar, Celile Hanım ise Paris'e yerleşir. Bu aşktan geriye ise Yahya Kemal'in Celile Hanım'ın ardından yazdığı Sessiz Gemi şiiri kalır: "(…)Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler / Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler / Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden."

"Başka türlü bir şey benim istediğim…"
Simone de Beauvoir'i nasıl bilirsiniz? Fransız feminist yazar, "İkinci Cins" ve daha birçok kitabın sahibi ve tabii ki Jean- Paul Sartre'ın bir ömürlük sevgilisi… Peki, Nelson Algren? Türkçe'deki tek kitabı Altın Kollu Adam ile tanıdığımız Amerikalı yazar Nelson Algren, yazdıklarından çok Beauvoir ile yaşadığı aşkla bilinen bir isim. Simone de Beauvoir'in 1947 yılında Amerika'ya yaptığı bir seyahatte tanışan çift, kıtaları aşan ve mektuplarla süren, şiddetli bir aşk yaşar. Beauvoir, ''Her şeyim, Şikago'lu erkeğim, Sevgili kocacığım'' diye başladığı mektuplarını ''hep senin karın olarak kalacağım'' diyerek bitirir. Paris ile Şikago hattında yaşanan bu büyük aşk, 1964 yılına kadar devam eder. Simone de Beauvoir, bu sırada Jean- Paul Sartre ile hayatı paylaşmaya devam eder. 40'lı yaşlarında Algren ile yaşadığı büyük aşk ise Beauvoir için vazgeçilmez olur. Ancak ne Algren Paris'e gelmeyi kabul eder ne de Beauvoir, Paris'ten ve Sartre'dan ayrılmayı göze alır. Beauvoir'in tüm karşı çıkışlarına rağmen Algren, 1964 yılında kendisini terk edecek, Beauvoir, 1986 yılında öldüğünde ise parmağında Algren'in kendisine hediye ettiği yüzüğü olacaktır
BİZE ULAŞIN