YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

"Önce haber, sonra haberci oldum!"

"Ben de koordinatör olmak istiyorum ama insanlar bağış yapmazsa çok sinirlenebilirim’ demiştim. Kendisi de bana; ‘Sen bu işi kaleminle yapacaksın Didem" demişti. Haklıydı.

Didem Seymen. Genç ve güzel, hayat dolu, yardımsever, başarılı bir gazeteci. Yeni evli, umut vaad eden bir kadın. Meslektaşımız, arkadaşımız. 2.5 yaşında başlayan sağlık mücadelesi onu hayata daha da bağlamış, iyileşmiş ve şimdilerde iyileştirmeye çalışıyor. Gerek kalemiyle, gerek girişimleriyle... FMV Işık Üniversitesi'nin düzenlediği Uluslararası Organ Nakilli Çocuklar Kampı'nda çok güzel işlere imza atıyor, farkındalık yaratıyor. İşte size Sağlık muhabiri ve yazarı Didem Seymen'in kendi kaleminden yaşadıkları...

Bu kampın hem en küçük, hem de en büyük çocuğu benim. Çünkü 2.5 yaşında hastalandım. 15 yaşında böbreklerimi kaybettim. 21 yaşında böbrek nakli ile ikinci hayatıma başladım.

Ben Didem Seymen. 30 yaşındayım. İstanbul'da yapımcı-yönetmen sanatçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Çocukluğum kamera arkasında, canlı yayın odasında, montaj setlerinde geçti.
Hiçbir şikayetim yokken 2.5 yaşında annemin dikkati sonucu 'İdrarım neden koyu çıkıyor' diye kontrole götürüldüm. Sonuçlar çok iç açıcı çıkmayınca aile büyüklerimin çok yakın dostu olan Prof. Dr. Mehmet
Haberal hocaya, Hacettepe'ye gittik. Böylece benim her ay sürecek olan hastane, kan verme serüvenlerim başladı. Sekiz yaşında kulaklarımda birden bire işitme kaybı başlayınca yeni doğan kardeşimi kıskandığımı düşündüler. Çünkü televizyonun sesini sonuna kadar açıyordum. O güne kadar normalden fazla duyan bir çocukken yapılan işitme testi ile genetik hastalığım ortaya çıkmış oldu. Hastalığımın adı: Alport Sendromu idi. Kontrollere gitmeye devam edildi.

15 yaşıma gelmiştim. Çok başarılı bir öğrenciydim. Anadolu lisesi sınavlarında aldığım puan ile kolejde yüzde 100 burslu okuyordum. Sekizinci sınıftaydım. Aslında beden derslerine girmiyordum. Ama ben de gençtim. Arkadaşlarıma özenmiştim. İlk ve son kez 19 Mayıs gösterilerine katılacaktım. Provalara gidiyordum. Aşırı bir kanamayla hastaneye kaldırıldım. Tam dört ay hastanede yattım. Bir hafta boyunca kaldığım yoğun bakımda 22 ünite kan aldım. Annemin televizyonda haber bülteni bittikten sonra yayından çıkan arkadaşları bölge bölge İstanbul'a dağılarak bana kan aradılar. Hepsine minnatarım.

Artık yeni bir hayatım vardı. Böbreklerim beni terk etmişti. Ele avuca sığmayan Didem artık bir makineye bağlı olarak yaşayacaktı. Mümkün müydü böyle bir şey? Hem ben okuluma gidecektim, makine de ne demekti. Bu doktor bana neler söylüyordu. Şaka mı yapıyordu? Benim okulum var, diyalize girmeyeceğim, anne çıkarın beni bu hastaneden, ben bu tedaviyi kabul etmiyorum, getirin kağıtları imzalayacağım, asla makineye girmeyeceğim ben. Yaş 15. İmza yetkisi ailemde.

Eve diyaliz makinesi alındı. Her gece 14 saat diyalize bağlandıktan sonra sabah kalkıp okuluma gittim. Diyaliz makineme zor da olsa alıştım. Kuzenim bir gün beni ağlarken yakaladı. Ayağa kalk Didem! dedi, kararlı bir sesle. Kalktım. Şimdi gözlerini kapa ve yürü dedi. Düşüyordum. Şimdi ağlamayı kes de haline şükret, senden daha zor durumda olan insanlar var hadi ödevlerini yapalım dedi… Makineme sevgilim diyordum. Her gece seanslarım boyunca onunla konuşuyorum, dertleşiyorum.

Ama periton diyalizi yetersiz oldu. Kalbim su toplamıştı. Dakikalar sayılıyordu, ameliyathaneyi hazırlayın son iki dakika bir kriz daha gelirse hastayı kaybediyoruz… Hemodiyalize geçmem gerekiyordu. Neyse ki lise son sınıfın son aylarıydı. Lise bitiyordu. Elbette ki üniversiteye gidecektim. Özel bir merkezde sınava girdim.
Liseyi dereceyle bitirdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine başladım. Diyalize çift cep telefonuyla gidiyordum. Kantinde sohbet ederken bıraktığım arkadaşlarım sürekli hattın diğer ucundalardı. Üniversite üçüncü sınıftaydım. Gece saat 10. Diyalizden gelmiştim. Üşüyordum. Kollarım acıyordu. Bacaklarım, kemiklerim ağrıyordu. Annem, kardeşim ve babam bacaklarıma sırayla masaj yapıyorlardı. Telefon çaldı. Antalya'ydı. Uygun böbrek bulunmuştu. Yok canım, şaka olmalıydı. Daha önce de bulunmuştu ama benim vücudumdaki sorun nedeniyle böbrek bana takılmamıştı. Ya yine öyle olursa, hayır bir kez daha bunu kaldıramam. Anne gitmeyelim. Ya yine bana takılmazsa. Olsun kızım Antalya'dan yine güneş gözlüğü alırız alışveriş yaparız anne kız döneriz… Haydi gidelim.

BEN HAYATIMI İKİ ALPER'E BORÇLUYUM…

Bir tanesi şuan tam karşınızda Prof. Dr. Alper Demirbaş
Diğeri ise cennetten beni izleyen Alper Köse.

Yıllarca sevgilim adını verdiğim diyaliz makinemden sonra elbette böbreğime de bir isim verdim: Neboş.
Her gece Neboşla dertleşiyoruz. Duamızı edip öyle uyuyoruz. Arkadaşlarım telefonda önce Neboş nasıl diye soruyorlar. Alper'in annesi Ayşe Anne annem, Kardeşleri Bahadır ve Burak kardeşlerim oldu. 3 önce evlendim. Eşimin ailesi Ankara'da düğün yapmak istedi, ben Ayşe Annemin evinden gelin olarak çıktım. Bu anlatılamayacak kadar özel ve güzel bir andı hepimiz için. Bir tanesi beni dünyaya getiren, tüm hayatını benim konforlu yaşamama adamış olan annem Müzeyyen Gümrükçü, diğeri ise oğlunun böbreğini bağışlayarak bana ikinci hayatımı hediye eden Ayşe Annem. İyi ki varlar. Hayatımı bu kocaman aileme borçluyum.

Böbrek naklinden sonra önce haber, sonra haberci oldum. Organ nakli haberlerinin yeri benim için çok önemli ve özel. Bir gün organ nakli koordinatörü Levent Yücetin'e, 'Ben de koordinatör olmak istiyorum ama insanlar bağış yapmazsa çok sinirlenebilirim' demiştim. Kendisi de bana; 'Sen bu işi kaleminle yapacaksın Didem' demişti. Haklıydı.
Hasta olmak zordur
Çocuk hasta olmak çok daha zordur, bir çikolataya, bir şekere, bir bardak suya hasret büyümek…
Genç hasta olmak da zordur. Herkes okul kantininde arkadaşlarıyla sohbet ederken sen makinede dakikaları sayarsın…
Türkiye'de binlerce organ bekleyen hastanın tek umudu organ bağışı.
Organ nakli olmasaydım, bugün karşınızda bu konuşmayı yapıyor olamayacaktım, muhtemelen hayatta olamayacaktım. Şuan karşınızda annesinin ve doktorlarının tükenmeyen enerjileri ve çabalarıyla, Ayşe Annesinin 'Oğlumun organlarını bağışlıyorum doktor bey' kararıyla ikinci hayatına merhaba demiş, ve kendisini organ nakli ve bağışına adamış bir genç duruyor. Tesadüfe bakın ki o genç, eşiyle de Organ Nakilli Çocuklar Kampında tanışıyor. Biz hayatımızın sonuna kadar kendimizi organ bağışına adamış Işık dolu kocaman bir aileyiz.

Ben de organlarımı bağışladığımı sizlerin huzurunda bir kez daha buradan vasiyet ediyorum.

Teşekkürler

YORUM YAP

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan HARPERS BAZAAR veya harpersbazaar.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.