Seramikle özgülüğe uçmak

Füreya retrospektifine çanta işbirliğiyle dahil olan Güneş Mutlu Mavituncalılar, Harper’s Bazaar için sanatçının yeğeni Sara Koral Aykar ile bir araya geldi. İkili, Füreya’nın ‘Cumhuriyet kadını’ kimliğini, yaratıcı süreçlerini ve moda ile arasındaki ilişkiyi konuştu.

Hazırlayan Tuğçe Kayar
Fotoğraf Jacqueline Roditi

Bu yılın son aylarında izleyiciyle buluşan retros-pektifi, sadece Türkiye'nin ilk çağdaş kadın sanatçısının üretimini ve sanat anlayışını yakından görme fırsatı yaratmadı; aynı zamanda bize 'özgür ve korkusuz' kadın olmanın da ne anlama geldiğini tekrar hatırlattı. Diplomat ve tarihçi Şakir Paşa'nın torunu, Cevat Şakir, Fahrelnissa Zeid ve Aliye Berger'in yeğeni, Nejad ve Şirin Devrim'in kuzeni olarak doğan Füreya, elbette sanat genleri taşıyordu fakat kendi hikayesini, herkesten ve köklü ailevi bağlarından bağımsız olarak tayin etti. Ona dair bilgilere Ayşe Kulin'in
Füreya kitabını okuyanlar zaten aşinadır... Olmayanlar ise işte bu yüzden kitabı okumalı, 18 Ocak tarihine dek Akaretler Sıraevler'de Kale Grubu'nun 60. yılına ithafen düzenlediği sergiyi ziyaret etmeli. Zira Füreya ile yolu kesişen herkes -nasıl olduğu bilinmez- bir şekilde hayatında hoş tesadüflerle karşılaşmaya başlıyor. Füreya retrospektifi için bir yıl boyunca küratörler Karoly Aliotti, Nilüfer Şaşmazer, Farah Aksoy ile çalışan , tüm süreçte hep bir eksiklik duyduğumu fark etmiş ama bunun ne olduğunu bir türlü bulamamış. En sonunda aklına çanta fikri gelmiş; "Füreya'nın annesi Hakkiye Hanım çok güzel çantalar yapardı. Hatta o zamanlar Beyoğlu'ndaki Olgunlaşma Enstitüsü'nde bu çantalar sergilenmişti bile. Füreya hayatı boyunca bir yere gittiğinde hep annesinin yaptığı çantaları kullanırdı. Füreya'nın bu denli geniş kapsamlı sergisini hazırlıyorken onunla ilintili bir çanta olmamasını bir eksiklik gibi düşündüm ve aklımdaki projeyi çok eskiden beri tanıdığım ve sanata olan düşkünlüğünü bildiğim Güneş'e sordum." Böylece Divan Oteli'nde bulunan ve 'ın hayran olduğu duvar panosundaki kılavuz kuşlar Mehry Mu'ların üzerinde uçarak Füreya çantalarına hayat verdi ve sanki sanatçının ruhu tasarımlarda doğal bir 'talisman' etkisi yaratmaya başladı. Nasıl olduğunu ve daha fazlasını, ilk stajını Harper's Bazaar dergisinde yapan Güneş Mutlu Mavituncalılar'ın, sayfalarını karıştırdığı ilk moda dergisi Harper's Bazaar olan Sara Koral Aykar ile gerçekleştirdiği sohbette görebilirsiniz.


Füreya'nın İstanbul Divan Otel için yaptığı pano, 1968 ve Güneş Mutlu'nun ondan ilham alarak tasarladığı Mehry Mu 'Füreya' çanta

Güneş Mutlu Mavituncalılar: Siz Füreya çantası projesiyle ilgili teklifi yaptıktan sonra 20 yıl önce okuduğum kitabı yeniden açtım, evinizde birkaç kez buluştuk, birlikte babaanneniz Hakkiye Hanım'ın yaptığı çantalara baktık. Üzerlerinde hep işlemeler, taşlar vardı ve Füreya çantalarının üzerine seramikleri koymayı biraz da bu yüzden istedim. Böylelikle duygusal boyutunu da ele alacak, anne-kızı birleştirmiş olacaktık... Sizin tam da bu noktada beni Rıfat Usta'ta yönlendirmeniz; Füreya'nın seramikle çalıştığı, hamurunu tedarik ettiği yerde, onunla beraber çalışan kişilerden
onunla ilgili hikayeleri dinlemek benim için doruk noktasıydı.

Sara Koral Aykar: Benim için işin en ilginç kısmı bu çantaların 15.00- 17.00 arasında yapılacağı lansman günü, 15.00 civarında yoldayken senden aldığım mesajdı. 'Hemen gelin çünkü burada talan var!' dediğinde ve oraya 15.15'te ulaştığımda koskoca bir masa üzerinde sadece beş çantayla karşılaştığımda çok şaşırmıştım. Düşünsenize; ertesi gün gelen kişi o çantayı bulamayacak! Rıfat Usta'nın atölyesinde tek tek elde yapılan seramiklerle aslında bunlar salt çanta değil, birer sanat eseri.

G.M.M.: Füreya'nın yaşam öyküsünde ilham alınacak çok dersler var. Bir kadının kendisini bağdaştırabileceği ikon bir kişilik, önemli bir sembol. O nedenle bu çantalara biraz da Füreya'nın uğuru gibi bakıyorum. Füreya, hayatında dönüm noktaları olan bir şahsiyetti ve hatta seramiğe başladığında 37 yaşındaydı. Ben de bu yıl o yaştayım ve tesadüflere inanan biri olarak onun rehberliğinde, kendi hayatımdaki dönüm noktasında bulunduğumu hissettim. Füreya benim için hep korkusuz, çok net, sanatı için bedel ödemeye hazır bir kadındı. Merak ediyorum, hayatının bazı dönemlerde korktuğu anlar hiç olmadı mı?


Füreya Koral İstanbul Manifaturacılar Çarşı'nda yer alan duvar panosunun önünde, 1966

S.A.K.: Hiçbir şeyden korkmadı hayatı boyunca. Hep verdiği kararın arkasında durdu, hiçbir zaman arkasına dönüp de bakmadı. Sanat için çok şey terk etti; müthiş bir hayat, seyahatler, çevre... Ailesinden kalan, evindeki çok değerli eşyaları sattı ve onu sermaye yaptı. Baba evine döndü; 100 metrekarelik giriş katı ona ev ve atölye oldu. Ama kendini tanıtana kadar ailesinden hiç para almadan, elindeki küçük kapitalle birkaç yıl hayatını döndürdü. Sonra tanınıyor, sergiler yapıyor, siparişler alıyor ve çok rahat bir şekilde hayatını devam ettiriyor. Ama tüm bu süreçte hiçbir şeyden korkmadı. Ona verem olduğunda doktorlar 'ameliyat olacaksın ama muhtemelen öleceksin' dediklerinde 'önemli değil, öleceksem öleceğim' cevabını veriyor. Ve yaşıyor... Bahsettiğim dönem 1950'ler, penisilin ya da antibiyotik henüz yok! Ameliyattan sonra doktorlar tek ilacının grip olmamak, toz yutmamak olduğunu söylüyor ama o takmıyor; nekahat döneminde tozun, çamurun, seramiğin içine Paris'in dışındaki atölyeye gidiyor. O, kafasına bir şey koyduğu zaman -doğru veya yanlış- bitmiştir; sonuna kadar giderdi. 'Boşanacağım' dedi, boşandı; 'kendimi sanata adayacağım' dedi, adadı; 40 yılın sonunda 'sanatımı tekrarlıyorum, bırakacağım' dediğinde ilk yaptığı iş fırınını satmaktı ve sanat hayatını bıraktı.

G.M.M.: Füreya'nın kitabını 20 sene evvel okumuştum ve daha o zamanlardan bilinçaltıma girdiğini sonradan anlıyorum. Çünkü Füreya'nın sanatında Doğu-Batı sentezi çok baskın bir kavram. Osmanlı Dönemi'nden gelip Cumhuriyet kadınına geçişi; Doğu ile Batı'yı birleştirmesi çok ön planda. Mehry Mu'nun DNA'sına baktığımda bir şekilde aslında kitabı okuyup tasarımsal açıdan etkilendiğimi fark ettim. Bu kitap nasıl bir fikirle ortaya çıkmıştı?


Füreya teyzesi Fahrelnissa Zeid ile, 1980'ler

S.K.A.: Ayşe Kulin'den Füreya kitabını yazmasını Türk kızlarına örnek olacağını düşünerek rica etmiştim. Nitekim bizzat bana 'Biz de belki Füreya Hanım gibi biri olabiliriz' diyen genç kızlarla karşılaştım çünkü kitap onlara bir güven vermişti. Amacım da zaten buydu; Füreya'nın hayatı aracılığıyla 'ne olursan ol eğer bir şeyi sapına kadar yapmak istiyorsan ve kalben buna inanıyorsan, beynine bunu kanalize ediyorsan başarırsın' diyebilmek... Ayşe Kulin işte bunu yazdı ve 85. baskısını yapan, 100 binlerin okuduğu güzel bir roman oldu.

G.M.M.: Ben Füreya'nın tarzını çok beğeniyorum. Evet, moda hayatımızı eğlenceli kılan, global, herkesin istediği şekilde giyinebildiği demokratik bir kavram. Fakat Şakir Paşa gibi köklü ailelerin zevklerinin bir farkı, karakteri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, ki Füreya bana göre stiliyle de ikonik biri. Kıyafetlerle, mücevherlerle ayrı bir ilişkisi var. Hatta bize ailenizden yadigar kalan pembe broşun hikayesini belki anlatmak istersiniz...


Füreya'ya annesinin hediye ettiği pembe Rus minesi iğne

S.K.A.: Şakir Paşa ailesinin kadını, erkeği mücevhere oldukça meraklı. Mesela II. Abdülhamit'in sadrazamı olan Cevat Paşa'nın çok güzel bir zümrüt kabaşon koleksiyonu varmış. Fahrelnissa teyzem de mücevher meraklısı. Füreya'ya gençliğinde annesi, sonrasında da eşleri çok mücevher hediye etmiş. Ama her zaman sadece bir tek mücevher takmaya dikkat edermiş Füreya ve kendine ağırlıklı olarak Beyoğlu'nda özel parçalar yaptırırlarmış. Kılıç Ali ile evli olduğu, verem hastalığının başlamak üzere olduğu dönemde Erenköy'de bir köşk satın alıyorlar ve yazları orada geçiriyorlar. Hatta Kılıç Ali bu süreçte hatıratlarını yazıyor. Bu arada Kılıç Ali'nin şöyle bir handikapı var; mal varlığını yani tapuları, altınları, hisse senetleri neyi var neyi yok hiçbir zaman bankaya koymaz, sandığında saklarmış. Füreya'nın da mücevherlerini kasaya koymasına izin vermez, o sandıkta muhafaza edermiş. Bir gün Erenköy'deki o evde briç oynuyorlar ve gece geç bitiyor. O gün giydiği hırkanın yakasında annesinin ona hediye ettiği pembe Rus minesi, pırlantalı bir iğne var. Briç sona erdiğinde iğneyi üşenip sandığa koymak yerine hırkasını yatarken çıkarıp öylece asıyor. Ertesi sabah kalktıklarında bir bakıyorlar sandık boşaltılmış, hiçbir şey kalmamış. Mücevherler dahil her şey yok olmuş ama bir tek o broş kalmış. Aradan yıllar geçiyor, Füreya ameliyat olmak için Paris'e, İsviçre'ye gidiyor ve o sıralarda ben doğuyorum. 'Benim son mücevherim, Füreya'nın ilk mücevheri olsun' diyor ve iğneyi babaanneme gönderiyor.

G.M.M.: Bildiğim kadarıyla Füreya bu olaydan sonra bir daha mücevhere para vermiyor. Kendi de çeşitli materyallerden aksesuarlar yapıyordu değil mi?

S.K.A.: Evet yapıyordu ama hep faux bijoux kullandı. Ara sıra Fahrelnissa Teyzem ona bir şeyler hediye ederdi. Fakat onun da şöyle bir huyu vardı; Füreya'ya çok değerli mücevher hediye eder sonra geri alır başkasına verirdi. Bahsettiğim hikayenin ardından Füreya mücevher almadı ama sergide de karşılaşabileceğiniz ölümünden 10 yıl önce çekilen fotoğrafındaki gibi Chanel kolyeleri vardı tabii.


Ara Güler objektifinden Ayşe Erner, Füreya, Fahrelnissa Zeid ve arkada Sara Koral Aykar

G.M.M.: Coco Chanel'in hayatta olduğu yıllar değil mi?

S.K.A.: Evet, herhalde tanışıyorlardır diye düşünüyorum; Fahrelnissa Teyze'min şahsen tanıdığını biliyorum.

G.M.M.: Özgürlük ve korkusuzluk konusuna bir kez daha gelmek istiyorum. Ailesi, dostları, siz onun hayatının çok büyük birer parçasısınız. Belki de bu nedenle Füreya eşinden boşandıktan sonra aslında hiçbir şeyin eksikliğini hissetmedi, bir daha evlenmeyi hiç düşünmedi.

S.K.A.: Hiç! Çok ünlü biri Füreya boşandıktan sonra ona evlenme teklifi ettiğinde 'Ben deli miyim evleneyim?' demiş ve reddetmişti. Fakat hep dost, arkadaş kaldı; zaten hiç kimseyle arası kötü olmazdı.


Fahrelnissa Zeid'in Füreya'ya 16 yaş gününde hediye ettiği portresi, 1926, Sara Koral Aykar Koleksiyonu; Zeid'in bir başka Füreya portresi, Rabia Çapa Koleksiyonu

G.M.M.: Anladığım kadarıyla Füreya karşı cins tarafından da çok beğenilen, karizması olan bir kadındı.

S.K.A.: Çok! Karizmatik, entelektüel, çevresi olan bir insandı. Herkes onu her yere davet ederdi. Bunun yanında Füreya, sevgi açısından çok konservatifti. Ferit Edgü, Rabia Çapa, Candeğer Furtun gibi gerçekten çok sevdiği, yakın birkaç tane dostu dışındaki kişilere karşı her zaman maskeyle dolaşırdı. Hatta onun için çok soğuk derler ama aslında değildir; o maskesidir. Mesafe koyardı insanlarla arasına fakat çok sevgi doluydu da.

G.M.M.: Füreya'nın ayrıca haftada bir günü kendine 'bakım günü' olarak ayırması da çok hoşuma gitmişti.

S.K.A.: Pazar günleri benim dışımda kimseyi kabul etmez, kendine bakım yapardı. Zaten hep gümüş tepsisinde, yatağında kahvaltı ederdi. Kalkar hemen klasik müziğini açar; yatana kadar dinler, yüzüne maske yapar, ardından bol bol Guerlain kremini sürer, yüzü pırıl pırıl olurdu. Çalışmazdı Pazar günleri; kitap okurdu, yemeğini yerdi, benimle sohbet ederdi yani bütün gün böyle geçerdi… Fırın varsa o elbette büyük bir zorunluluk. Fırını açar ve seramikleri yerleştirirdi. Ama genellikle çalışmazdı Pazar günleri.


Füreya Florya'daki Sırıklı Köşk'ün terasında, 1935

G.M.M.: Formu da incecikmiş.

S.K.A.: Çünkü çok dikkat ederdi formuna; her gün mutlaka bir muz ve taze ceviz yerdi. Beslenme düzeni, çok az ama sık yeme üzerine kuruluydu. İki köfte yanında mutlaka sebze ve bir meyve. Akşamüstü çay saatinde mutlaka kek yer ya da başka bir şey, akşam yemeğinde az yerdi. Bu arada hayvan çok severdi ve bir köpeği vardı. Sergideki fotoğraflarda da gördüğünüz, Füreya'ya hediye gelen köpeğinden bahsediyorum.

G.M.M.: Füreya kitabında da geçen Şeytan çok yaşadı mı?

S.K.A.: Çok yaşadı... 1950'lerde, biz Elmadağ'da otururken Füreya gece 22.00-23.00'de o köpeği dışarı gezdirmeye çıkarır, ben de onları camdan izlerdim. Nasıl bir cesaret değil mi? O dönemde bir kadın dışarıda köpek gezdiriyor…

G.M.M.: Füreya size Ponpon diyordu ve kitapta okuduğumuz kadarıyla dünya bir yana siz bir yanaydınız onun için değil mi?

S.K.A.: Evet öyle. 1930'larda ilk evliliğinde bebeğini kaybettikten çeyrek asır sonra ben doğdum. Beni ilk kez üç yaşımdayken gördüğünde sanırım 'özlemini duyduğu kızı' olarak benimsedi. O kız çocuğuna her şeyi öğretmek için çabaladı, benimsedi ve nitekim evlat edindi.


Sanatçının Ankara Anafartalar Çarşısı'nda bulunan seramik panolarından bir detay, Füreya Şakir Paşa Apartmanı'ndaki atölyesinde, 1954;

G.M.M.: Fiziken de benziyorsunuz aslında.

S.K.A.: Dedem, Füreya ve ben benziyoruz. Ailede kopça göz derlerdi bize; hafif aşağı ve yakın gözler.

G.M.M.: Son olarak bu işbirliğini de özetleyen bir soru yöneltmek istiyorum. Sizce moda sanatla hangi noktalarda kesişiyor?

S.K.A.: Tasarımcısına bağlı. Bir kısmı çılgın ve ekstravagan; avangart olmak için giyilebilirlikten uzaklaşıyor Bazıları da bence içlerindeki sanatı modaya yansıtıyorlar. Ailemizin Chanel ile üç jenerasyon boyunca süren bir bağı vardır çünkü onun sadeliğinin içindeki moda hiçbir zaman demode olmaz. Ben 25 yıllık çantamı, bluzumu hala giyiyor, aksesuarlarımı takıyorum. Ayrıca şu da var; üç yıl çok meşhur olan markalar bir bakıyorsunuz yok. Genç kızlığımdaki Gloria Vanderbilt jean'ler gibi... Sen en çok kimi beğeniyorsun genç kuşaktan?

G.M.M.: Ben daha çok aksesuar insanıyım zaten o yüzden çantalara yöneldim. Giyim konusunda ise Chanel'i ben de çok beğeniyorum, aynı şekilde Phoebe Philo tasarımlarını da. Hatta bazen aklımda şöyle bir fantezi oluyor: Karl Lagerfeld bir gün Chanel'i bırakırsa ve Phoebe Philo modaevine geçerse neler olur? Maria Grazia Chiuri'ye hayranım; kendimi Dior kadını gibi düşünmezken onunla birlikte tasarımlara bakmaya başladım. Bir de Dries Van Noten'ın bakış açısını, gelişimini yani hikayesini seviyorum.

S.K.A.: Özetle ikimiz de kalıcı, kendinden de katan ama içinde mutlaka sanat olan, uzun soluklu parçalar yaratan tasarımcılardan bahsediyoruz aslında.


Güneş Mutlu Mavituncalılar ve Sara Koral Aykar Füreya retrospektifinde gösterilen sanatçının TRT kaydının önünde

BİZE ULAŞIN