Retrospektif bakış

Vintage ve maskülen saat tutkunları; 150’lik genç IWC’nin Schaffhausen’daki müzesinin direktörü David Seyffer ile markanın yaşayan mirasını ve tarihi cep saati Pallweber’i andığı modelin öne çıktığı son koleksiyonunu konuştuk.

Güneş Uysalefe

150. yaşını dolduran bir markanın tarihçisiyle görüşmek, yerinde bir doğum günü kutlaması oldu doğrusu. 1868 kuruluşlu için bu seferki Salon International de la Haute Horlogerie organizasyonu böylesi bir anlam taşıyınca, 20 yıldır bünyesinde yer alan ve özel müzesinin küratörü olan 'e birkaç soru yöneltmek kaçırılmaz fırsattı. Florentine Aristotle Jones'un , İsviçre'de start verdiği saatçilik macerasının başarı ve yıldızlarla dolu geçmişi, markanın fuar için hazırladığı standda kendisinin New York'lu köklerine gönderme yapan, endüstriyel bir dekorda anılırken; sergilenen tarihi parçaların her biri Seyffer'in onayıyla seçilmişti. Kişisel tutkusu olan kol saatlerinin nasıl bir mesleğe dönüştüğünü, IWC'den hem mihenk taşı hem de son örnekleri irdeleyerek konuştuk.



SIHH 2018'de tanıtılan tasarımlar arasında hangi model sizce direktörü olduğunuz IWC Müzesi'nde ayrı bir yeri hak ediyor?
Kesinlikle yeni Pallweber. 1884 yılında tasarlanan ilk Pallweber ile yan yana sergilendiğini şimdiden hayal edebiliyorum. Bu ve farklı dönemlere ait, insanlara saatlerimizin nereden geldiğini anlatmaya yarayacak pek çok arşiv değerinde parçamız bulunuyor. Ayrıca kronolojik açıdan yaklaşmak yerine daha orijinal bir bağlam da sunulabilir; örneğin havacılığın öne çıktığı, uçmakla ilgili çarpıcı bir düzenek bu saat için müzede kurulabilir ve heyecan bu şekilde ziyaretçilere aktarılabilir.


150 yıllık arşivlerden fotoğraflar

Müze çatısı altında sizde özel yeri olan bir saat var mı?
Aslında çok duygusal parçaları barındırıyoruz, her birinin ayrı hikayesi var. Örneğin dünya savaşlarını görmüş ikonik bir cep saatimiz var. Tarihimiz içinde satılan her saatin bir numarası olduğu için, elimize geçenlerin genellikle kime ait olduğunu, nereden nereye gittiğini bilebiliyoruz. Benim için 1952 yapımı Pilot's Watch Mark 11 saatin ayrı bir yeri var, zamanına göre inanılmaz bir doğruluk oranına ve alışık olduğumuz erkek saatlerinden daha küçük kasasıyla farklı bir stile sahip. Benim de bileklerim pek kalın sayılmaz, yani tam bana göre!


David Seyffer

IWC'nin bazı saatleri Heritage önadını taşıyor; sizce köklü bir marka hem mirasını yaşatıp hem de yenilikler sunmak için nasıl bir yol izlemeli?
Açıkçası markayı ve tarihini iyi bilenler karşısında böyle ibarelere gerek dahi kalmıyor. 1950'lerden ilham alıp yarattığımız yeni bir model karşısında zaten, "Ah, evet! Bunun çıkış noktasını biliyorum" diyerek sizi şaşırtabiliyorlar. Ancak kimileri için de saatin geçmişinin altının özellikle çizilmesi gerekebiliyor. Mesela geçtiğimiz yıl lanse ettiğimiz bir model 1940'lar ve 50'lerden nüanslar taşıyordu ama günümüzün gerek moda, gerekse müzik zevkleriyle örtüşüyordu. Ortaya yepyeni bir saat çıkmıştı ancak geçmişle bağlantıları olduğu kuşkusuzdu.


Yeni Tribute to Pallweber'in kadranıyla marka, tarihi cep saati modeline saygı duruşunda bulunuyor.

Geçtiğimiz yıldan söz açılmışken, 2017'de Da Vinci kadın modeli ön plandaydı. Siz kadınların IWC tarihindeki rolünü ve yerini nasıl gözlemliyorsunuz?
Kurucumuz olan Florentine Aristo Jones'un 1875 yılında kadınlar için cep saati ürettiğini biliyoruz. Bu dönemde erkekler için üretmek halihazırda zorken, daha küçük boyutlarda parçalarla kadınlar için saat yaratmak gerçekten öncü bir davranıştı. 1920'lerde üretilen Art Deco ilhamlı parçalarımızın büyük çoğunluğu kadınlar içindi, 1970 başlarında ise hem erkek hem kadınlar için mücevher-saat tasarımına geçilmişti. Müzede yer alan parçalara veya kataloglara bakarsanız, 70'lerde üretilmiş kimi ihtişamlı parçanın IWC olduğuna inanamazsınız! Ancak algıda farklı bir strateji izlendiği doğru; 1990'larda çalıştığımız kreatif ajansla çok daha 'maço' bir duruş sergileme kararı alındı ve Engineered for Men gibi iddialı sloganlar benimsendi. 90'lar, erkekler ile kadınların hayat düzeninde gerçek bir dönüşüme şahit oldu; geçiş sürecinde IWC, bir yerde kendini kadınlar tarafından tehdit altında hisseden erkeklere destek çıktı. Marka aslında, "Kadınlar işlerimizi, içkilerimizi, arabalarımızı aldı, şimdi de sıra saatlerimizde!" bilincine oynamaktaydı. Tabii, bu süreç artık tamamlandı ve toplum dönüşümünü tamamladı, böylesi cinsiyet ayrımları ve pazarlama taktikleri tamamen ortadan kalktı.


İki IWC elçisi Bradley Cooper ve Cate Blanchett, Cenevre'de gerçekleşen kutlama yemeğinde.

Evet, IWC artık kadınlarla çokça anılıyor, başta yıldız isimler olmak üzere. Peki, sizce meşhurlarla olan ilişkisi hep böyle miydi?
Evet. 1970'lere ait arşivlerimize baktığınızda, başarılı ve tanınmış kayak sporcuları veya yönetmenlerin Da Vinci modeliyle poz verdiği karelerle karşılaşıyorsunuz. Günümüzde ise Ronan Keating örneğine bakmanız yeterli; kimse ondan IWC takmasını istememişti, o markayı seviyordu ve kendisi mağazaya geliyordu.

Size gelirsek; tarih okumuşsunuz, bir saat markasında çalışacağınız aklınıza gelir miydi?
Hayır, tabii ki aklıma gelmezdi. Ben üniversitedeyken şirketlerin tarihçilere ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmıştı; arşivlerini birer kaynağa çevirmek istiyorlardı. 2000'lerin başında Mercedes Benz'de çalışıyordum; vintage modellere merak, müze aracılığıyla tarihi yaşatmak... Böyle fikirler bu zamanlarda doğdu. Sonra IWC şansı doğunca çok memnun olmuştum, akademik kariyer yapmak ve sadece araştırma makaleleri hazırlamak bana göre değildi. Yaptığım bu işte, bir bilgiyi doğru bir çerçeve içinde aktarmanın yollarını da keşfedebiliyorum. Bir tarihçi olarak işinizi iyi yapmanızın haricinde, insanlara fayda da sağlamalısınız.

Tarihe baktığınızda saat ekolü için hangi olayların birer mihenk taşı olduğunu söylerdiniz?
Birinci Dünya Savaşı yıllarında insanların saatlere ulaşımının daha pratik olması gerekti ve cep saatleri kollara yerleşti. Ancak on yıl kadar önce İsviçreli bir öğrencinin araştırma tezi gündeme geldi; bir zamanlar saati göstermenin terbiye kurallarına nasıl aykırı olduğu ile ilgiliydi. Eğer birine saatinizi gösterirseniz, "Seninle ilgilenmiyorum, zamanım kısıtlı" demiş oluyordunuz. Örneğin Avusturyalı yazar Joseph Roth'un bir eserindeki diyalogda, "Dehşet verici bir şey bu, adamın kol saati var, kabul edilemez bir şey bu!" gibi bir cümle yer alıyor. Toplumun algısının nasıl değiştiği gerçekten hayret verici.

Zaman üzerine tarihten fiyakalı bir deyiş alalım sizden...
Efesli Heraclitus'un değişimle ilgili sarf ettiği sözler bence çok çarpıcı. Onlardan biri; "Her şey süzülür/Everything floats".

BİZE ULAŞIN