Amerikan rüyası

Üniversite yıllarında voleybol tutkusunun izinde Amerika'ya giden Pınar Özbek'in kariyeri öngörmediği bir yönde şekillenmiş. Kendisi bugün GE Healthcare’in Michigan’daki merkezinde Girişimsel Radyoloji bölümünde Global Klinik Müdürü. Mesleği, yaşamı ve moda ile ilişkisi üzerine sohbet ettik.

Giriş Tarihi: 25.08.2018 11:59

Çimen Uzsoy G.

Önce Bilkent'te turizm otelcilik, sonra Amerika'da radyoloji teknolojileri eğitimi almışsınız. Sizi hem sektör hem de kıta değiştirmeye iten ne oldu?
Aslında gerçek sebep voleyboldu. Türkiye'de yaşadığım yıllarda profesyonel voleybolcuydum. 11 yaşımda Eczacıbaşı'nda başladım ve A takımına kadar yükseldim. Galatasaray ve Vakıfbank formalarını giydim. Ancak yaş ilerledikçe voleybolu bir kariyer haline getiremeyeceğim kanaatine vardım ve bu yüzden eğitimime ağırlık vermeye karar verdim. O dönemde Türkiye'de üniversite ile sporu beraber yürütebilmek çok zordu ama ben bunu başar maya çalıştım. Voleyboldan tamamen vazgeçmeye hazır değildim ve ikisini beraber yürütebileceğim tek ülke Amerika'ydı. 1993 yılında University of Michigan'dan voleybol bursu kazanınca Amerika serüvenim başladı. Önce hangi bölümde okuyacağım hakkında kesin bir planım yoktu, zaten Amerika'daki eğitim sisteminin güzelliği de burada; öğrencilerden ikinci yıllarını bitirdikten sonra bölümlerini seçmeleri bekleniyor. Uluslararası işletme ol arak başladığım okuldan radyoloji teknolojileri bilimlerini bitirerek mezun oldum. Açıkçası ben de böyle bir alana ilgi
ve potansiyelimin olduğunu bilmiyordum, üniversitelerin sağladığı dayanışma ve doğru yönlendir meler sayesinde bugünkü mesleğime anahtar olacak bir bölümü bitirdim.

Eğitim sonrası Amerika'da kalmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında ilk etapta planım Türkiye'ye dönüş yapmaktı çünkü ailem ve arkadaşlarım oradaydı. Çok sosyal bir hayatım vardı, Amerika'ya geldiğimde çok yalnızlık çektim. Sonra, üçüncü sınıftayken ilk eşimle tanıştım, bu evlilikten şu anda yirmi yaşında olan Hayal ve Zaman adını koyduğum ikiz kızlarım oldu. Evli ve anne olmanın getirmiş olduğu sorumluluklardan dolayı Türkiye'ye dönüş planlarım değişti. Ama Türkiye her zaman vatanım, İstanbul doğduğum şehir.

Bugünlerde yurtdışına göç edenlerin favori ülkeleri arasında Amerika yok, sebepleri açık. Bugün olsa yine göç eder miydiniz?
Evet. Burada yaşamayı sevmemin en önemli sebeplerinden biri yaşam şartlarının düzenli, kurallı ve saygılı olması. Herkes kendi işine bakıyor ve işinin hakkını veriyor. Müthiş bir çalışma ahlakı ile büyüdüm ben burada, başka bir yerde aynı perfomansı tek başıma verebilir miydim bilmiyorum. Eğer çalışkan ve disiplinliyseniz bu ülkede başarısız olmanız imkansız. Demek istediğim, çok yüksek seviyede kariyer sahibi olmak ya da zengin olmak değil. Mesleğiniz ne olursa olsun, McDonald's'da bile çalışıyor olsanız günün sonunda evinize temel ihtiyaçları alabilme olanağının olduğu bir ülke burası.

Sağlık sektörünün hasta tarafına değil de işin mutfağı diyebileceğimiz, kurumsal tarafına geçmeye nasıl karar verdiniz?
GE'den önce University of Michigan Hastanesi'nde Girişimsel Nöroradyoloji bölümünde neuro technologist olarak çalışıyordum. Hastanedeki çalışma günlerim, nöbetler çok yoğundu ama çok da severek yapıyordum görevimi. Amer ika'da böyle büyük üniversite hastanelerinde çalışabilmek için üniversiteyi bitirmek haricinde bir de uzmanlık sınavını geçmeniz gerekiyor. Ben de üç dalda, genel radyoloji, girişimsel radyoloji ve nöroradyolojide uzmanlık sınavlarını geçtim. Eğitim ve araştırma üzerine büyük yatırım yapan hastanelerde çalışmanın en büyük avantajlarından biri de kurumsal alanla çok iç içe olmak. Çünkü piyasaya çıkmadan önce araştırması yapılan her türlü stent, coil veya anjiyo aleti bu tür hastanelerde deneniyor. Dolayısıyla ben de en yeni teknolojilerin daha piyasaya sürülmeden önce eğitimini almış oluyordum. Bu ortamda deneyim kazanmış ve uzmanlık sınavlarını geçmiş olmak bir ayrıcalık yarattı ve kurumsal alanda aranan bir eleman haline geldim. İçimde olan bilgilerimi paylaşma sevgisi, hastane ortamından ayrılıp, kurumsal alana geçme kararını vermeme sebep oldu.

Amerikan sağlık sistemi bir kısım tarafından çok eleştirilirken, bir kısım tarafından da dünyanın en iyisi olarak değerlendiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bu sağlık sisteminin içinde olduğum için tabii ki en iyisi olduğunu düşünüyorum. Dünyanın hemen her ülkesinden doktorlar buraya birkaç yıl için uzmanlık yapmaya geliyorlar. Çünkü bu ülke en iyi eğitimi veriyor ve hastalar da imkanları varsa tedavileri için burayı tercih ediyorlar. Dünyanın en iyileri sıralamasında olan hastanelerin çoğu Amerika'dan, bunun sebebi de servisin, hizmetin ve profesyonelliğin en iyi şekilde hastaya uygulanması. Yani bence hastane lobisinin granitten yapılmış olması hasta için pek fazla şey ifade etmiyor, sunulan hizmet ve bakım ön planda. Hastane genelinde bütün elemanlar da kendi alanlarında çok deneyimli ve eğitimliler. Durum böyle olunca müthiş bir takım halinde çalışma imkanı doğuyor. Bir diğer konu ise şu; bir ilacın ya da aletin burada onaylanma süreci diğer ülkelere nazaran çok daha uzun. Sağlık Bakanlığı bu işlerde çok ince eleyip sık dokuyor, dolayısıyla hastaların sağlığı en iyi şekilde korunuyor.

Hastane önlüğü giymediğiniz zamanlarda moda ile aranız nasıl?
New York'a iş için sık gitmek, modayı çok yakından takip etmemi sağlıyor. New York Moda Haftası'nda bazen defileleri izlemeye gidiyorum. Günlük spor stili seviyorum ve J.Crew, Zara, Banana Republic'ten alışveriş yapıyorum. İş yemekleri ve konferanslar içinse takım elbise yada elbise üzerine ceket giymeyi tercih ediyorum. En sevdiğim tasarımcılar arasında Tory Burch ve Black Halo'yu sayabilirim. Rachel Zoe ve Nichole Richie'nin markası House of Harlow'u da beğeniyorum. Alexander McQueeen ve Nicholas Kirkwood'un ayakkabılarını, özellikle Kirkwood'un Beya Loafer modelini çok severek kullanıyorum; neredeyse her rengine sahibim. Türk modacıları da takip ediyorum ama pek satın alma imkanım olmuyor. Özgür Masur'un tasarımları harika. Ayrıca Nenuphar Atelier
tasarımlarını da çok beğeniyorum.

Çok başarılı bir sporculuk geçmişiniz var. Kariyerinizin getirdiği yoğun seyahatlere ve uzun çalışma saatlerine rağmen kendinize spor için hâlâ vakit ayırabiliyor musunuz?
Seyahatler eğer spor yapmazsam fiziğimde hemen etkisini gösterebiliyor. Zaten sporculuk geçmişim olduğu için sadece yediklerime dikkat ederek kilo veremiyorum, yani aktif bir şekilde spor yapmam gerekiyor. Düzenli olarak haftada en az dört kez interval training yapıyorum.

Bize Michigan'a turist olarak gitmek için birkaç sebep sayar mısınız?
Ford, Chrysler ve General Motors'un kurulduğu eyalet burası, yani Amerikan arabalarının merkezi. Deraborn'daki Henry Ford ve Greenfield Village açık hava müzelerini ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Michigan Gölü tarafında bulunan St. Joseph, Holland, Traverse City, Ludington, Grand Haven ve Charlevoix şehirlerinin yaz boyu ziyaret edilmesini çok tavsiye ederim. Göl derken Karadeniz büyüklüğünde bir sudan bahsediyorum ama suyu tatlı olduğundan göl kabul ediliyor. Detroit'in diğer adı Motown'dır. Motown müzik grubu, Diana Ross, Madonna, Eminem ve tasarımcı John Varvatos Michigan'lı. Meşhur saat ve bisiklet markası Shinola'nın kurulduğu şehir de yine Detroit. Ayrıca kuzeybatıdaki bağları ziyaret için de gelinebilir. Tabii ki, hazır buradayken Detroit Piston basketbol maçına da gidilirse süper olur.

BİZE ULAŞIN