Her şey için #TimesUp

Küresel ısınma. Cinsel taciz. Zorla dağıtılan aileler... Dünyaca bir felaketten diğerine sürüklenirken, tüm bu karmaşada bir an olsun durup, nereden gelip nereye gittiğimizi değerlendirmeye vakit bulamıyoruz. Ancak eğer gerçekten dünyayı değiştirmek istiyorsak, bir araya gelmeli ve değer yargılarımızda köklü bir değişim yaratmalıyız diyor yazar ve siyasi aktivist Naomi Klein.

Geçtiğimiz Kasım ayında, The New York Times gazetesi "Harvey'den alınacak dersler" adı altında geniş bir makale yayınladı. Bu başlığı gördüğüm sırada biraz meşguldüm; "Harvey Weinstein'la ilgili bir taciz hikayesi daha, sonra okurum" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Fakat sonra haberde Houston şehrinin havadan çekilmiş bir fotoğrafı olduğunu fark ettim ve metne tekrar baktım; gördüğüm haber aslında Amerika'nın başlıca eyaletlerinden birini alt üst eden Harvey Kasırgası hakkındaydı ve ben bu Harvey'i bir şekilde çoktan unutmuştum.

O zamandan beri neden aynı anda birden fazla soruna yoğunlaşamadığımızı düşünüyorum. Çünkü sizi bilmem ama ben örneğin hem taciz riskinden korunabilmeyi hem de dünyanın geleceği için küresel ısınma konusunda harekete geçilmesini istiyorum. Yani her şey için "zaman doldu" diyebilmeyi.

Birkaç yıl öncesine kadar sosyal toplum örgütleri hep önlerindeki en büyük engelin halkın duyarsızlığı olduğunu söylerlerdi. Bugün durum böyle değil. Artık milyonlar; kadın hakları, küresel ısınma, bireysel silahlanma, göçmen sorunları ve daha birçok neden için yürüyüşlere katılıyor.

Ayrıca son zamanlarda, hukuk bilimcisi Kimberlé Crenshaw'un "kesişimsellik" olarak tanımladığı konu daha sık gündeme geliyor. Bu teori, aynı anda farklı alanlarda karşılaştığı çok sayıda stres faktörünün tek bir insanın hayatını nasıl etkilediğine odaklanıyor. Oysa pratikte çoğumuz Donald Trump'ın hızla akan Twitter feed'inde sıkışıp kalmışçasına, mütemadiyen bir krizden diğerine savruluyoruz ve bir önceki günün en sıcak başlığı geçmişin timeline'ına gömülüp maziye karışıyor.

Bir an tüm gözler Dreamer olarak anılan yüzbinlerce kayıt dışı genç mültecinin Amerika'dan sınır dışı edilmesi üzerindeyken, bir sonraki an ilgi Florida, Parkland'de gerçekleşen okul katliamının yasını silah karşıtı eyleme dönüştüren gençlere kayıyor.

Tabii ki bu gençler yaşadıkları acıyı sosyal başkaldırıya dönüştüren ilk insanlar değiller. Dream Defenders hareketi de birkaç yıl önce 17 yaşındaki Afro-Amerikan Trayvon Martin'in katledilmesinden sonra başlamıştı. Aynı şekilde Black Lives Matter hareketi 2013'te bazı Afrika kökenli Amerikalıların polis tarafından öldürülmesinin ardından yaşanmıştı. Peki, sadece Amerika'yı değil, bütün dünyayı etkileyen tüm bu hareketlerin liderleri şimdi neredeler, bir anda maziye mi karıştılar? Her dava bir anda çok popüler olabilir ama zamanla ilgiyi kaybetmemesi, geçici bir hevesmiş gibi görünmemesi için çok çaba sarf etmek gerekir. Eğer sahne ışığı bir krizden diğerine çok hızlı geçerse, hiçbir konuda gereken yapısal değişikliği sağlayacak zamanı bulamayız.

İyi haber şu ki, zaten artık birçok insan bu modelin işe yaramadığı konusunda hemfikir. Köklü sosyal toplum kuruluşları şimdilerde anlık medya yansıması, geçici sosyal medya ilgisi ve küçük bağış etkinlikleri peşinde koşmak yerine tüm bu hareketlerin birbiriyle olan derin bağları üzerinde durmaya başladılar. Bahsi geçen bağlar ortaya çıktıkça aslında neden değer yargılarımızda köklü bir değişime gitmemiz gerektiği de daha iyi anlaşılıyor.

Değişim ihtiyacını bundan 50 yıl önce yaptığı ünlü Beyond Vietnam konuşmasında Martin Luther King Jr. en iyi şekilde kelimelere dökmüştü: "Merkezine eşyayı alan bir toplum olmaktan merkezine insanı alan bir toplum olmaya hızla geçmeliyiz."

Silahlanmanın kontrol altına alınması ya da hayvan hakları gibi spesifik talepler konusunda başarı kazanmak tabii ki önemli. Ama insan merkezli bir toplum düzenine geçmek, sosyal sağlıktan eğitime ve adalet sistemine, hayatın her katmanında radikal bir etki gösterir. Böyle bir değişim en mahrem ilişkilerimize kadar yansır; sonunda vücutların kullanılacak ve istismar edilecek nesneler olmadığı anlaşılmış olur. Böyle bir değişim aynı zamanda güvenli bir çevrede yaşama ihtiyacımızı gözeteceği için doğayla olan ilişkimizi de olumlu yönde etkiler.

Bu nesillerdir süren bir kavga ve hiçbir zaman demode olmayacak.


Elbise ve ayakkabılar Stella McCartney Saç: Wesley O'Meara/Amika; makyaj: Justine Purdue/Dior Beauty

UMUDUN SİMGELERİ

Sanatçı Shepard Fairey'nin Bazaar'a özel illüstrasyonlarını içeren pankartlarıyla 4 ünlü aktivist, neden sosyal adalet için savaşmaktan asla
vazgeçmeyeceklerini anlatıyor.

Fotoğraflar Victor Demarchelier

Andie MacDowell Hollywood yıldızı ve L'Oréal Paris marka elçisi alıştığımız tipik çevreci görünümüne sahip olmayabilir ama ne derler bilirsiniz; dış görünüşe aldanmayın. "25 yıl boyunca Montana'da etrafım ormanlarla çevrili halde yaşadıktan sonra doğal kaynakları korumanın önemini anladım" diyor MacDowell. Şöhretini ve güçlü konumunu şimdilerde National Forest Foundation isimli vakfın yönetim kurulunda, insanları ağaçların küresel ısınmadaki rolü konusunda bilinçlendirmek için kullanıyor: "National Forest System şu anda dünya üzerinde karbon oranını azaltan en önemli sistem."


Triko, kilt ve botlar Dior Saç: Christopher Naselli/Hair Rituel by Sisley; makyaj: Gina Brooke/ Intraceuticals Skincare

Freida Pinto
Girls Rising, Lower Eastside Girls Club ve Because I'm a Girl gibi genç kızları güçlendirmeye yönelik kâr amacı gütmeyen birçok organizasyonu destekleyen Pinto, "Dünyanın birçok yerinde kadına duyulan nefret, kadınların toplumu, ülkeyi ve ekonomiyi inşa etme konusunda üstlendikleri rolün önemini baltalamaya devam ediyor" diyor. Son olarak Love Sonia filminde izlediğimiz, bu yıl ayrıca The Jungle Book'un adaptasyonu Mowgli ve Takashi Doscher'in yeni apokaliptik gerilim filmi Only'de rol alan Pinto kariyeriyle bir hayli meşgul olsa da değişim için sesini yükseltmeyi ihmal etmiyor: "Bilgi güç demektir ve eğer bana değişime destek verebileceğim bir platform sağlarsanız onu kullanırım."


Parka, boğazlı triko, gömlek elbise, eşarp ve pantolon çizmeler Balenciaga Saç: Wesley O'Meara/Amika; makyaj: Justine Purdue/Dior Beauty; manikür: Gina Edwards/Chanel Le Vernis

Halima Aden
Kenya'daki Kakuma mülteci kampında doğan Aden, "Büyürken çoğu zaman bir sonraki öğünümün nereden geleceğini bilmezdim" diyor. Ünlü aktivist model bugünlerde bütün boş zamanını UNICEF'in iyi niyet elçisi olarak çalışarak geçiriyor. Kısa süre önce Kakuma'ya TEDx konuşması yapmak için dönen Aden, "İhtiyaçları olan bir çocuk politika nedir bilmez. Duyulmayanların sesi olmak benim sorumluluğum ve ahlaki görevim" diyor.


Trençkot, elbise ve ayakkabılar Gucci Saç: Ursula Stephen/Dove Hair Care; makyaj: Nina Park/Dior; manikür: Gina Edwards/Chanel Le Vernis

Amandla Stenberg
The New York Times'ın en iyi satanlar listesindeki bir romandan uyarlanan The Hate U Give isimli filmde polis tarafından arkadaşının öldürülmesine şahit olan bir genci oynayan Stenberg, bu film nedeniyle şu an sürmekte olan bireysel silahlanma tartışmaları konusunda oldukça bilgi sahibi. İkinci Dünya Savaşı'nı konu alan Where Hand's Touch isimli yeni bir yapımda da rol alan Stenberg, "Bu tarz kişisel hikayeler üzerinde yoğunlaşmaya devam etmeliyiz" diyor ve ekliyor; "Empati bizi değişime taşıyacak."

BİZE ULAŞIN