Yüksek standartlar

Yaşayan alanlar yaratmayı hedefleyen iç mimar Pınar Hacıraifoğlu’nun mekan ve giyimdeki çizgisini mercek altına aldık.

Giriş Tarihi: 31.12.2018 16:24 Güncelleme Tarihi: 31.12.2018 16:25

Güneş Uysalefe
Fotoğraf Selin Saral

Dergilerin okurları üzerinde bırakmayı arzuladığı bir etki, bir izlenim vardır; belki yeni bir bakış açısı kazandırmak, farklı bir yetenekle tanıştırmak, doğru seyahat adresini bulmaya yardımcı olmak gibi uzayıp gidebilir bu misyonlar listesi. Bir de az kişinin bildiği, çalışanlarına kattıkları vardır. Meraklı doğadan kaynaklı, paylaşma ve öğrenmeye duyulan açlıkları için dergiler bünyesindekileri binbir çeşit insana, rotaya, yaratıcı esere sürükler... Pınar Hacıraifoğlu da bu açıdan değişik bir örnek teşkil ediyor. İzmir Amerikan Lisesi mezunu olan Hacıraifoğlu, Koç Üniversitesi İşletme Bölümü'nde eğitim alırken iki sene boyunca bir dekorasyon dergisinde yaptığı asistanlık tecrübesiyle iç mimari okumaya karar vermiş. Mezuniyeti sonrası The Arts of London Chelsea Üniversitesi'nde İç Mimarlık okumuş ve eğitimi kadar Londra'nın mimari yapısının onda uyandırdığı yaratıcı ilham da doğru mesleği bulduğunun işaretleriymiş. Kendi deyimiyle 'hızını alamayıp' bir de Domus Academy'de İç Mimarlık master'ını tamamlamış ve Milano'nun tarihi, sanatı, kültürü ve insanlarından aldığı ilhamla sonunda İstanbul'da kendi iç mimari ofisi Laxmi Interiors'ı kurmuş. Hem iç mimari hem de giyimdeki çizgisini home office olarak kullandığı Bebek'teki adresinde keşfettik.

Bir iç mimar olarak ele alırsan, bu mekan renkleri, malzemeleri ve dekoruyla senin hakkında bize neler söylüyor?
Manzara düşkünü olduğum hemen anlaşılıyordur, kesin. Her mevsim açık alanda oturmayı seven, o sebeple terasları iç mekan niteliğinde değerlendiren, birbiriyle uyumlu renk tonlarının hakimiyetini seven, bir eve sıcaklığını bitki ve kitapların verdiğini düşünen birisi olduğumu anlatıyor evim. Home office olması da yaşadığı alanlarda kalabalığı, paylaşımı ve hareketi seven biri olduğumu ele veriyor olabilir... Gündüz, toplantıları, akşam, arkadaşlarını ağırlayan evin kalbi gibi duran koskocaman masa bunun diğer bir işareti. Uzun koridor ve ışıklandırmalar bir sanat sergisindeymiş hissi veriyor, sanata duyduğum ilgiyi gösteriyor... Mermer detaylar ve ahşap doğal malzemeler de hem sıcağı hem soğuğu sevdiğimi gösteriyor. Son olarak gizli kapılar arkasında saklanmış odalar mahremiyet ve düzen ihtiyacını simgeliyor diyebilirim.

Farklı profilde karakterlerin ev projelerini üstleniyorsun, her ne kadar sizden bekleneni teslim etseniz de kendinizden bir şeyler de katıyorsunuz; imzanı hangi detaylardan tanıyabiliriz dersin? Laxmi adı ve felsefesi nasıl bir iz bırakıyor sence?
Laxmi Interiors samimi duyguyu kaybetmeden yeni tasarımlar yaratmayı hedefleyen bir marka. Projelerde uyuma ve yaşanmışlığa odaklanıp, mekana o tanıdık, sıcak duyguyu verirken aynı zamanda her baktığınızda yeni bir detay keşfedeceğiniz alanlar yaratmayı amaçlıyoruz.

Benim için öncelikle proje sahibi ile birebir iletişim haline girip, çok iyi bir iş birliği yapmak çok öncelikli. Karakteri, yaşam tarzı, istekleri ve ihtiyaçları, hobileri, fobileri, nelerden hoşlandıkları, iş hayatı, günlük hayatı... Tüm bunlar bir mekanın tasarlanmasında en önem verdiğim noktalardır. İster ev projesi olsun, ister restoran, mağaza veya bir ofis proje alanı, bu detayların önemi sabittir.

Müşterilerle ilişkilerin ve samimiyetin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm müşteriler bir şekilde samimi dostum haline geliyor, bu da benim için en değerli şeylerden biri. Hedefim bir nevi, güzel ilişkilerle beni seçen karşıma çıkan her kişiyle, kendi yaşam tarzlarına göre estetik huzurlu yaşam alanları yaratmak; hayat standartlarını, huzurlarını, bereketlerini artırmak.

Burada da firmamın isminin kuvveti devreye giriyor. 'Laxmi' Sanskritçe'den gelen bir kelime ve bolluk yaratma enerjisini, Hinduizm'e ait güçlü bir mantra olan 'Lakshmi Gayatri' mantrasının enerjisini içerir. Tekamül, kişisel erdem ve başarı için çok kuvvetli bir kelimedir. Hem maddi hem manevi açıdan zenginlik ve refah getirdiğine inanılır.

Benim de en büyük hedefim, bu bereketi, bolluğu, başarı, erdem ve refahı tüm yaptığım projelere aktarmak. Onların heyecanlarına heyecan katmak, mutluluklarına mutluluk katmak.

Sana tarihten veya güncel ilham veren mimarlar ve eserlerini öğrenebilir miyiz?
Aslında tarihi yapılardan çok etkileniyorum. O sebeple fırsat buldukça yurtdışına seyahate giderim. Sokaklarda gezmek, yeni restoranlara, müzelere, mağazalara gitmek, etrafımı incelemek bana ilham verir. Sırf mimarlarla sınırlı tutmazsam eğer; Kelly Hoppen ve onun her şeye yetişebilen enerjisine bayılıyorum, Mirror Houses'ın yaratıcısı Peter Pichler, Nate Berkus, Tom Dixon ve tüm aydınlatma tasarımları, Phillipe Starck ve tüm otel ve restoran tasarımları, Marcel Wanders, Charles & Ray Eames bunlardan birkaçı...

Tek cümlede bize değerli bir iç mimari tavsiyesi verecek olsan…
Yaşayan alanlar yaratın ki; siz yokken de sizi hissettirsin.

Böylesi yaratıcı bir meslektesin, moda tasarımına bakış açın ve moda dünyasıyla olan ilişkini nasıl tanımlarsın?
Görsel olduğu kadar içerisinde nasıl hissettiğinin çok önemli olduğu iki alan. Birinde bir mekanı tasarlarken, diğerinde bir kişiyi tasarlıyorsun! Bence ikisinde de en önemli konu, kullanılan ürünlerin yaratılacak alanı ve kişiyi ne kadar yansıttığı. O kişinin o mekan ile veya o kıyafet ile ne kadar bütünleştiği.

Mimari ve moda zevklerin arasında benzerlikler gözlemlediğin oluyor mu? Nasıl bir stilin olduğunu düşünüyorsun?
Sade ama detaycı düşünülmüş alanlardan yana olmam, moda açısından da bende etkisini gösteriyor aslında. Hem mimaride hem modada, siyah kesinlikle vazgeçilmez rengim. Genellikle bir mekanı gri, vizon, siyah ve bej gibi natürel renklerle tasarlamayı severim. Canlı renkleri ise aksesuarlarla, yani detay olarak dokundurmak tercihim olur. Kıyafetler için de aynı şekilde düz renk ve sade tasarımlar tercih eder, farklılığı detayda saklarım ya da tam tersi tek bir dikkat çekici parça taşımayı tercih ederim.

Sevdiğin tasarımcı ve markaları sorsak… Bu sezon için gözüne kestirdiğin özel bir tasarım var mı?
Çok sevdiğim ve başarılı bulduğum arkadaşlarım Raisa&Vanessa; onlara şapka çıkarıyorum, muhteşemler bence. İşlerini zevkle, heyecanla yapıyorlar. Hep yenilik peşindeler. Bütün koleksiyonlarını gözüme kestirmiş olabilirim! Off-White bu aralar favorim olabilir, sıradışı, sert, maskülen tasarımları, Nike, Supreme ve Converse gibi bir çok marka ile işbirliği harika. En kısa zamanda Nike x Off-White imzalı Presto siyah ayakkabı ve yine Off-White'a ait jakarlı blazer'ın dolabıma gireceği kesin... Alexander Wang'in 'cool' duruşuyla bendeki yeri her zaman ayrıdır! Yasemin Karagülle ve Zeynep Mayruk da her zaman tercih ettiğim Türk tasarımcılardan. Yasemin'in koleksiyonundan da Madonna Lace Black gözüme kestirdiğim bir tasarımı. Lol'un tasarımlarına da bayılıyorum, özellikle denim ve deri ceketlerine; Gisele denim ceketi listemdedir. Projelerden ilk vakit bulduğum an Lol'un showroom'unda bulacağım kesin yine kendimi. Mücevher markasında ise Kısmet'i tek geçiyorum.

Hayalindeki mimari proje nerede ve kime ait olurdu?
Avusturalya'da, Todd Saunders'a ait olurdu.

2019 için plan ve projelerin?
2019'daki projelerim çok heyecan verici. Hepsi birbirinden güzel değerli müşteriler, hepsi birbirinden güzel projeler. İlk sıramızda The Townhouse projemiz var, Suadiye'de tasarladığımız ve şu anda inşaatını yürüttüğümüz restoran-bar projemiz ve Şubat sonunda kapılarını açmayı hedefliyor. İzmir'de üç farklı projemiz devam etmekte; biri Japon temalı bir plaj projesi, diğeri Yunan konseptli bir taverna ve sonuncusu ise bir villa projesi. Diğer bir projemiz ise Göcek'te. Yazlık mekanlarda projeler yapmak çok heyecan veriyor bize. Ve sonuncusu Cenevre, İsviçre'de; ilk yurtdışı projemize bu sene imza atacağız!

BİZE ULAŞIN