Deauville: Yüksek Paris Rivierası

Kuzeybatı Fransa’da, Paris Rivierası olarak bilinen ve 19. yüzyıldan beri görkemli yaz tatillerinin yaşandığı Normandiya sahilindeyiz. Çünkü Deauville’in zamansız çekiciliği kesintisiz devam ediyor.

Giriş Tarihi: 11.02.2019 17:34

Deauville'in yüzyıllardır tasarımcıların, sanatçıların ve yazarların hayal gücünü ele geçiren denizcilik ve binicilik kültürüne dair güzelliklerini keşfe çıkıyoruz.

Normandiya sahili üzerindeki Deauville, ihtişamlı hayatları ve edebiyata katkısıyla ünlense de bunun çok ötesine geçen bir sahil beldesi. Bugün Rothschild ailesinin Villa Strassburger adlı malikanesinin bulunduğu arazide bir zamanlar yazar Gustave Flaubert'in çiftliği varmış mesela. Guillaume Apollinaire'in serbest çağrışım tekniğiyle yazdığı en iyi şiirlerine, Eugène Boudin ve Raoul Dufy'nin en neşeli tablolarına ilham veren, aynı zamanda Colette'in yazlarını geçirdiği, Françoise Sagan'ın kumarda yeterince para kazandıktan sonra civarlarda kendine bir sayfiye evi satın aldığı yer Deauville. Buranın moda konusunda da hiç aşağı kalır yanı yok: Yves Saint Laurent, Deauville'de plaja birkaç dakika yürüme mesafesindeki Chateau Gabr iel adlı malikanesinde pastoral görkemin keyfini sürerken Jean Patou zaten burada yaşayıp çalışıyordu.

Ama Deauville'i zengin ve prestijli konuma esas taşıyan isim Coco Chanel oldu. O, Normandiya sahilleriyle biniciliğe oldukça düşkün olan hayatının aşkı Boy Capel sayesinde 1900'lerin başında tanışmıştı. 1913'te Deauville'e bir mağaza açmakla kalmadı, tasarımlarını bölgenin en önemli iki hobisi olan binicilik ve denizcilikten ilham alarak yarattı. Hatta Deauville'deki yat sahipleri ve yelkencilerin tarzından etkilendi. Böylece gemici şeritleri, bez spor ayakkabılar ve geniş kesimli pantolonlar kendi stilinin karakteristik unsurları haline geldi. Kapitone Chanel çantalarındaki ikonik dikişlerse Capel'in polo taylarının üstündeki eyerlere referans veriyordu. Yarış delisi Duc de Morny'nin deniz kenarında sürülen bir yaşamın yorgun karaciğerlerine daha iyi geleceğini düşünüp çevresini de buna ikna etmesiyle 1860'lardan itibaren kumar, denizcilik ve binicilik kombinasyonuyla cazibe merkezi haline gelen bir yerden bahsediyoruz. Daha sonra 'Paris Rivierası' olarak nam salan bu bölge Camembert peyniri ve Kalvados'u ile öne çıkıyordu.

Bugüne dönersek: Katarlı Al Thanis ailesi, Deauville'in güneyindeki Menil-Vicomte'da binicilik merkezi satın aldı. Atlar konusunda benzer şekilde tutkulu bir aile olan Dubai'den Al Maktoums'un da burada evleri var. Sahiden de burada atları ve tekneleri göz ardı edebilmek mümkün değil. Hem neden böyle bir şey yapmak isteyesiniz ki? Bir Fransız Deniz Kuvvetleri komutanının sahibi olduğu, Doris adlı yatta, Deauville Yat Kulübü başkanının da eşlik ettiği gezimiz bizi bir yarış atı hocasıyla tanıştırdı. Aynı eğitmenle birlikte ertesi sabah gün doğumunda sahilde atların dörtnala koşmasını izledik. Ayrıca kız kardeşimle birlikte Pole International du Cheval adlı okulda usta bir binici tarafından unutulmaz deneyimler yaşadık.

Burası, genç ve yakışıklı Fransızların polo ve engelli atlamaların inceliklerini öğrendikleri yer. Atlardan korkuyor, kumarı onaylamıyor ve bir suyun üzerinde seyrederken kendinizi rahatsız hissediyor olsanız bile Normandiya sahillerine yaptığınız bir seyahatte keyif alabileceğiniz başka pek çok şey var. Deauville'i İngiltere'nin Güney sahillerinin ideal versiyonu olarak düşünebiliriz çünkü burada güneş parlıyor ve istiridyelerden krem peynirlere yediğiniz her şey enfes. Coğrafya ve mimari yapı bazı ziyaretçilere Cornwall veya Dorset'ten tanıdık gelse de burada her şey daha özel. Çatıları sazdan yapılmış kulübelerin saçaklarının üzerine ekilmiş süsen çiçekleri, Deauville'e masallara özgü bir güzellik katıyor.

Pırıl pırıl gözleriyle size bakan Arap taylarının dolaştığı yemyeşil tarlalar, yürürken ağaçların gölgelerinin arasından bakmaktan kendinizi alamadığınız kuleli şatoyu çevreleyen elma orkideleri var bu kez. Ayrıca Deauville'in sahili ayaklarınızı acıtan taşlarla dolu değil. Aksine zeminde, ressam Monet'yi her defasında fırçalarına davranmaya teşvik edecek kadar geniş, yumuşak, esmer kumlar var. Cabourg sahili ve Grand Hotel, Proust'un Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde adlı kitabında geçen, yüzyıl sonuna ait bir oteli betimlediği matemli cümlelerine ilham veriyor. Konsept restoranlar dahi (Les Tonneaux du Père Magloire'da dev ebatlarda bir Calvados fıçısının içinde oturup yiyip içtiklerimizden mest olduğumuzu da itiraf ediyorum) iç çekeceğiniz keyiflerle dolu.


Gustave Courbet'nin Beach at Deauville tablosu, 1899

Bu beldeyi ve etrafını hakkıyla keşfedebilmek için bir arabaya ihtiyacınız var. Çünkü burada toplu taşımayla ulaşım çok zor. Deauville bu denli şatafatlı olunca elbette ona uyumlu bir araba istiyorsunuz. Biz kendimize, bizi binicilik merkezlerinden kumlara ve tekrar atlara, uygun bir stille taşıyabilecek bir Mercedes V sınıfı otomobil bulduk. Yemyeşil yollarda seyrederken küçük küçük butiklerin ve antikacıların önünden geçtik. Bahsettiğim bu dükkanların çoğu yarı ahşaptandı. Tıpkı otelimiz Les Manoirs de Tourgeville gibi. Ama bu, ikisi arasındaki ilk ve son benzerlik çünkü bu otel, Un Homme et Une Femme adlı filmi ve soundtrack'iyle sayısız Fransız'ın aşkına ilham vermiş, 60'lı yılların görkeminde de büyük payı olan yönetmen Claude Lelouch'un da bir süre için 'evim' dediği yer.

Şimdilerde Saint-Tropez'deki Hotel Byblos'un da sahibi olan Groupe Floirat bünyesindeki otelde bir zamanlar Lelouch, Fransız yeni dalga akımının temsilcileri olan diğer yönetmen arkadaşlarına filmlerini izletiyormuş. Bugünse özel gösterimler için kullanılan 50 kişilik butik bir sinema salonu yer alıyor. Spa, yüzme havuzu, tenis kortları, kır çiçekleriyle dolu çimleri ve 1899 adlı muhteşem restoranıyla otel, olabilecek en cana yakın, anlayışlı ve misafirperver deneyimlerden birini sunuyor. Öyle ki buradan hiç ayrılmak istemiyorsunuz. Ama şu da bir gerçek ki, otelden dışarı her adım attığımızda, döndüğümüz her köşede karşımıza çıkan olağanüstü güzellikteki görsellik ve güneşle dolu yollar otelin sunduğu keyfi aratmıyor.

BİZE ULAŞIN