Söz Samantha Johnson'da!

TRT World’de sunduğu spor programı kadar stiliyle de kendisine hayran bırakan Samantha Johnson ile İstanbul’daki hayatı, kariyeri ve Beşiktaş taraftarlığı üzerine sohbet ettik.

Giriş Tarihi: 07.03.2019 09:54 Güncelleme Tarihi: 07.03.2019 09:54

Çimen Uzsoy G.

Doğum günü haftanızda buluştuk, nice yaşlara! Tipik bir oğlak burcu olduğunuzu söylermiydiniz?
Çok teşekkürler! Kesinlikle; tipik bir oğlak burcuyum. Azimli ve çalışkan yanım, bazen göstermek istemediğimde bile bir şekilde ortaya çıkıyor. Ayrıca her şeyin üzerinde fazlaca düşünürüm. Gerçi rutinlere ve programlara bağlılığım sebebiyle boğa özellikleri taşıdığımı da söyleyenler oldu.

Londra'yı geride bıraktınız ve yaklaşık üç yıldır İstanbul'da yaşıyorsunuz. Bu şehre dair en çok neleri seviyorsunuz?
Bence İstanbul çok büyüleyici ve süprizlerle dolu bir şehir. Burada yaşamayı, buradaki hayatımı çok seviyorum. Yeni bir ülkeye alışmaya çalışan her yabancı gibi ben de önceleri çok zorlandım. Zaman geçtikçe kariyerim ve İstanbul'daki sosyal hayatım arasındaki dengeyi oturtabildim. Program çekimleri için çoğunlukla ofiste oluyorum. Genelde kahve molaları ve akşam yemekleri için Nişantaşı bölgesini tercih ediyorum. Ancak itiraf etmeliyim ki bu bölgeye gelip de alışveriş yapmadan dönmek maalesef imkansız. Tabii ki Boğaz kıyısında yürüyüşler olmazsa olmazlarım arasında. Bir akşam arkadaşlarım beni Galata'da bir caz kulübüne götürdüler ve hayran kaldım. Bu şehri tam keşfettiğinizi düşünürken farklı bir noktasında gizli bir hazine buluveriyorsunuz.

Sporla ilgili bir iş yapmak istediğinize ne zaman karar vermiştiniz?
Spor yayıncılığındaki ilk işime başladığımda 23 yaşımdaydım. Önümde pek çok güçlüğün olacağını biliyordum be buna hazırlıklıydım. O dönemde yeterliliğime dair bir takım kuşkularım vardıysa bile, sevdiğim şeyi yaptığımda başarılı olacağımı biliyordum. Bir B planım olmadı. Bugün olduğum yere gelebilmek için çok şey feda ettim.

Spor özel hayatınızda da önemli bir yere sahip. Egzersiz rutininizi öğrenebilir miyiz?
Haftada en az üç gün Gym & Tonic'teki personal trainer'ım Namık ile çalışıyorum. Şakalaşıp gülerek hemen her çalışmayı kolayca yapıyoruz. Dürüst olmak gerekirse, gülüp eğlenmemiz bittiğinde ağır antremanlara geçiyoruz. 80 kg. ile squat gibi ciddi ağırlık çalışıyorum. Harika bir cardio olduğu ve aynı zamanda da el göz koordinasyonunu geliştirdiği için boksu çok seviyorum, karın kaslarımı güçlendirmek içinse pilates yapıyorum. Bu aynı zamanda benimle aynı yoğunlukta antreman yapan kız arkadaşlarımla birlikte vakit geçirmek için de iyi bir fırsat.

Beşiktaş taraftarısınız. Bu nasıl oldu?
Bunun için arkadaşım Alpay'a bir teşekkür borçluyum! Annemle beni bir maça götürdü, o zaman henüz yeni stada taşınılmamıştı. O akşam ilk Türkçe küfrümü de öğrenmiş oldum! Bundan yaklaşık bir hafta sonra prodüktörüm Efe bana o maçta olup olmadığımı sordu. "Evet, neden ki?" dediğimde küfür sebebiyle o maçtaki diğer taratarlarla birlikte bir maç ceza aldığımı söyledi! Hayatımda hiç böyle bir ceza almamıştım! Annem de ben de gülmekten öldük! Başka sebepler de var elbette ama Beşiktaş beni evimde hissettiren, bana yerel kültürü öğreten ilk kulüp oldu. Ayrıca stadı evime çok yakındı, o yüzden taraftarı oldum. Ayrıca tüm kulüp çalışanları o kadar yardımcı oldular ki bana, sonunda Fikret Orman'la röportaj yapma fırsatım dahi oldu. Türk misafirperverliğine bu alanda epey şahit olduğumu da belirteyim. Hangi kulübü ziyaret edersem edeyim herkes bana çok candan davranıyor, futbol kültürlerini veya tarihçelerini anlatıyorlar. Bu çok hoşuma gidiyor. Başka takımların taraftarı olan arkadaşlarımla sürekli birbirimizi kızdırıyoruz!

Canlı yayın sunmak dünyanın en stresli işlerinden biri olmalı. Bu yoğun stresle nasıl başa çıkıyorsunuz?
Ben de bilmiyorum! Sete girdiğimde adrenalin seviyem birden artıyor, dolayısıyla o ana odaklanıp kalan her şeyi unutuyorum. Muhtemelen öncesi benim için daha stresli çünkü programın yalnızca sunuculuğunu yapmıyorum, metinleri yazyorum ve görselleri düzenliyorum.

Günlük stilinizi nasıl tanımlarsınız? Gardırobunuzun demirbaşları nelerdir?
Stilim ve bakımıma çok özen gösteririm ama çok fazla zaman harcamam. 30 dakika içinde tamamen hazır bir şekilde kapıda olabilirim. Tarzımı klasik olarak tanımlayabilirim. Kaliteli, güzel ve özel dikim kıyafetleri seçmeye özen gösteriyorum. Beni denim pantolonla kombinlenmiş blazer ceketler içinde görebilirsiniz. Üniversitede okurken Burberry ve Ralph Lauren markalarında çalışıyordum. Bu sayede iyi dikim kıyafetleri uzaktan bile görsem anlıyorum. Gardırobumu oluştururken özel dikim kıyafetlere yer vermeye özen gösteririm. En son doğum günümde kendime Azzedine Alaia bir çizme aldım. Gerçekten dolabımın en şık parçalarından biri oldular. İşim gereği ve uygun etkinliklerde göz kamaştırıcı elbiseler giymeyi tercih ediyorum. En sevdiğim parçalar deri kalem etekler.

BİZE ULAŞIN