Selma Gürbüz ve Mehmet Ali Bakanay ile sanat üzerine

Türkiye’nin en değerli kadın sanatçılarından Selma Gürbüz’ün atölyesine, koleksiyoneri olan vizyoner iş insanı Mehmet Ali Bakanay eşliğinde konuk olduk.

Giriş Tarihi: 19.04.2019 09:49

Güneş Uysalefe
Fotoğraflar Selin Saral

Yarı insan yarı hayvan bedenler, hem kadın hem erkek canlılar, primitif bir tema… Selma Gürbüz'ün eserlerindeki karakterlere bakıp, Mehmet Ali Bakanay'ın neden bu sanatçının koleksiyoneri olduğuna şaşırmamalı. Bundan birkaç yıl önce yine bir röportaj için evine konuk olduğum AgroMoor Yönetim Kurulu Başkanı ve 2017'den bu yana Asian Art Collectors Foundation Yönetim Kurulu Üyesi olan iş insanı, düalite temasının kendisi için öneminden bahsetmiş, kimi kurgu (Koshravi imzalı postmodern bir put) kimiyse gerçek (Malinowski'ye ait bir kızılderili heykeli) birtakım antik uygarlıklardan ilhamla hazırlanmış eserlerini paylaşmıştı.

Afrika sapanlarına duyduğu çekim ise onu bu konudaki sayılı kolekisyonerler arasına katmıştı. İşte, Gürbüz'ün Beyoğlu'ndaki atölyesinde eski, yeni ve hazırlanmakta olan eserlere bakınca aralarındaki 'anlayış' apaçık görülüyor, özellikle de Afrika seyahatinden yeni dönen sanatçının son çalışmalarında. The British Museum'dan Galerie Maeght'e farklı koleksiyonlarda eserleri yer alan Gürbüz, bu serisine dahil ettiği iskelet figürleriyle masalsı üslubuna biraz daha alaycı bir tavır kazandırarak, adeta bir zamanların Vanitas akımına gönderme yapıyor. Tıpkı Gürbüz'ün mürekkepten yağlıboyaya, halıdan heykele farklı medyumlarla hazırladığı eserlerinde sık sık karşımıza çıkan Adem ile Havva gibi birbirini tamamlayan, ileri taşıyan, sanatçı ile koleksiyoner arasındaki özel etkileşime şahit olduk.

SELMA GÜRBÜZ - SANATÇI
Canlılar, doğa ve doğaüstü sizin için büyük birer ilham ve zirve yaptıkları Afrika seyahatinden döndünüz. Nasıl izlenimleri beraberinizde getirdiniz? Kendi yaratıcı evreninizdeki karakter ve efsaneleri burada nasıl gördünüz, hayal ettiniz?
Olağanüstü bir deneyim oldu benim için. Yaklaşık 15 gün kadar kaldım. Bunun 8 günü Tanzanya'nın Serengeti Ulusal Parkı'nda safariyle geçti, 7 gün kadar da Zanzibar Adası'nda kaldım. Gördüklerim gözümün önünden gitmiyor. Hatta şimdiden rüyalarıma girmeye başladılar. Hayvanlar ve doğa, resimlerimde öteden beri çok merkezi bir yere sahip. Afrika gibi hayvanların anavatanı olarak tabir edilebilecek bir bölgede, doğal yaşam alanlarında onlara bu kadar yaklaşmak, göz göze bakışmak, onları uzun uzun izlemek eşi benzeri olmayan bir duygu. O doğanın içinde arındığımı hissettim. Kendimi o hayvanlarla eşleştirdim. Yine seyahatimde görme fırsatı bulduğum Ngorongoro Krateri yeryüzünde bilinen ilk insan ayak izinin bulunduğu bölge, başka bir deyişle insanın ilk ortaya çıktığı coğrafya. Resimlerimdeki bütün insan figürlerinin köklendiği yer bir anlamda. Bütün bunlara tanıklık etmiş olmak hayal gücümde sonsuz genişlikte ufuklar açtı diyebilirim.

Afrika zenginlikle beraber ilkelliği de temsil ediyor. Ancak hazırlamakta olduğunuz bu seri ironik bir şekilde teknolojiyle entegre olacak, öyle değil mi?
Afrika'ya gitmeden önce kafamda yeni bir proje vardı. Uzun süredir üzerinde çalıştığım yeni serimle Afrika'nın ilkel, bozulmamış doğası arasında duygusal anlamda bir bağ olduğunu seziyordum. Gördüklerimden sonra sezgilerimde yanılmadığımı anladım. Tanık olduğum görüntüler hayal gücümü daha da tetikledi. Evet, teknolojiyle entegre bir sergi düşünüyorum. İçinde resimlerim de olacak elbette. Afrika'nın doğallığı ile modern dünyanın teknolojik imkanlarının buluşması beni şimdiden çok heyecanlandırıyor. Sürprizi kaçmaması için daha fazla ayrıntıya girmeyeyim.

Paletinizde kırmızı ve sarı gibi güçlü renkler var ama siyahın yeri ve etkisi çok ayrı. Kendinizi bu 'karanlık' tonla ifade edişiniz, son hazırladığınız bu seride iskelet figürlerinde cisim bulmuş durumda. Kim bu iskeletler?
Bu iskeletler yaşam döngüsünün birer parçası. Aynı zamanda toprağın ve geri döneceğimiz doğanın da birer parçası. Onları canlı olarak hayal etme ihtiyacı duydum. Ölümle bir hesaplaşma gibi de düşünebiliriz bunu.


Selma Gürbüz'ün 2010'daki Arketip serisinde yer alan Kırmızılı Kadın adlı demirden heykel çalışması

Bu seriyi ilk paylaştığınız isimlerden biri Mehmet Ali oldu. Onun koleksiyonunda yer almak bir sanatçı olarak size ne ifade ediyor?
Sanat tarihine baktığınızda pek çok koleksiyoner ismi görürsünüz. Bu kişilerin müzeleri vardır, sanat tarihi kitaplarına girmişlerdir. Menil Collection, Frick Collection, Foundation Maeght'i örnek olarak sayabilirim. Bu yeni serimdeki çalışmalarımı ilk paylaştığım insanlardan biri Mehmet Ali oldu. Cesaretli diyebileceğim, kendimi alabildiğine özgür bıraktığım bir seri bu. Bu anlamda Mehmet Ali gibi hem sanat tarihini hem de resimlerimi iyi bilen, duygularımı iyi anlayan bir dostumla paylaşmak ve heyecanlandığını görmek benim de heyecanımı artırıyor, motivasyonumu yükseltiyor. Bütün bunları aslında paylaşmak için yapıyoruz. Bir dostuma sürpriz yapar gibi karşısına dizip göstermek benim için güzel bir deneyim oldu.

Galeri, koleksiyoner veya seyirci fark etmez; Türkiye'de sanatçıya yaklaşım konusunda Mehmet Ali okurlara nasıl örnek teşkil edebilir sizce?
Mehmet Ali, koleksiyonunun ciddiyetinin ve öneminin hep farkında oldu. Koleksiyonun bir konusu, kendini yakın hissettiği bir takım temaları var. Kendi yaptığı koleksiyonun bilincinde olması onu ayrıcalıklı yapıyor. Koleksiyonculuk sanatçıyla bir şeyi paylaşmaktır aynı zamanda. Koleksiyonerleriyle meşhur olmuş sanatçılar da vardır. Mehmet Ali de çok genç sanatçıya destek olmuş, onları desteklemiştir. Her zaman sanata ve sanatçıya karşı kendi kimliğinin ötesinde, saygılı ve yapmacıklıktan uzak, entelektüel bir tutum geliştirmiş ve bunu genç yaşına rağmen bütün olgunluğu ile yapmıştır. Yeni koleksiyonerlere de ilham olacağını düşünüyorum.

MEHMET ALİ BAKANAY - HUKUKÇU, İŞ İNSANI VE KOLEKSİYONER

Selma Gürbüz ve sanatından ilk nasıl haberiniz olmuştu? Hangi ilk izlenimleriniz eserlerini koleksiyonunuza dahil etme isteği uyandırmıştı?
Selma'yı ilk fark etmem 2004 yılında Paris Galerie Maeght'teki sergisi ile olmuştur. O yıllarda Türkiye'de yaşamıyordum ve genelde sevdiğim sanatçıları daha yakından tanımaya çalıştığım ve sanat algımı geliştirmeye çalıştığım yıllardı. Selma ile ilk gerçek tanışmamız birkaç yıl sonra İstanbul'da yaptığı bir kişisel sergisi ile oldu. Onu keşfettiğim ilk andan beri yalınlığın içinde çok şey anlatabilme kabiliyeti, kendini ifade etmesindeki ustalığı, tekniğindeki profesyonellik, kendine has renk tonalitesi beni cezbediyor. Evimde hiç sıkılmadan birlikte yaşamaktan keyif aldığım eserler ona aittir.

Yıllar içinde kendisiyle geliştirdiğiniz etkileşimi, koleksiyonunuzda yer alan başka sanatçılarla da paylaştığınızı düşünüyor musunuz?
Evet, çok yakın sanatçı arkadaşlarım var. Üretim süreci içinde birlikte evrildiklerimiz de. Sanatçılarla dirsek teması bana çok şey kattı. Selma'yı ilk tanıdığımda zaten kendini ispatlamış usta bir sanatçıydı. Onu farklı kılan şeyin dostluğu olduğunu söylemem yanlış olmaz. İnsan olarak onu neyin farklı kıldığını söylemem gerekirse; hayata bakış açısındaki sofistikasyonu, global yaklaşımları ve düşünce yapısı aklıma ilk gelenler arasında.

Sizce bir koleksiyoner, sanatçı üretimi üzerinde herhangi bir rol oynamalı mı?
Bu, rol oynayacak koleksiyonere ve sanatçıya göre değişir. Tarihte bunun çok güzel örnekleri var. Selma'nın da söylediği gibi koleksiyoneri ile ünlenen sanatçılar mevcut. 'Commission work' denen bir olgu her zaman sanat tarihinde oldu zaten. Onun için bu sorunuzun cevabı hem evet hem de hayır. Çok değişkenli bir denklem.

Selma Gürbüz'ün sanat kariyerinde izlediği yol nasıl genç sanatçıların ilerleyişine örnek olabilir dersiniz?
Sanat bir sanatçının hayatı oluyor. Her bir parça, ruhunun form bulmuş dışavurumları aslında. Selma'nın eserlerine baktığınızda bunu görürsünüz. Üretim sürecini incelediğinizde asıl gördüğünüz şey ise disiplini, sabrı ve sürekli kendini geliştirerek zamanın ruhunu yakalamasıdır. İşte, bu özelliklerinin yanında deneyimleri ve bilgisi ile Selma zaten birçok gence ilham olmuş ve bu atölye de bir okul olmuştur.

Atölyesinde gerçekleştirdiğimiz bu buluşmada son işlerini bizimle yeniden gördünüz. Geleceğe gidelim; sergi açıldı, gezmektesiniz ve diğer bir ziyaretçiyle tanıştınız. Ortaya çıkmakta olan bu seriyi nasıl yorumlar, sanatçının bu çalışmalarını ona nasıl anlatırdınız?
Tabii, o sergide tanıştığım ziyaretçiye göre bu sorunuzun cevabı farklılaşır. Eğer Selma'nın işleri ile ilk defa tanışan biri ise eserlerin onda nasıl anlam kazandığını anlamaya çalışır, oradaki seviyeye göre ya estetik ya da psikolojik değerler üzerinden anlatırdım sanırım. Fakat tanıştığım kişi Selma'yı bir nebze tanıyan, eserlerini bilen biri ise Selma'nın bu son serisindeki cesaretini görüp görmediğini sorardım. Korkunun insanın esareti olmayacağından, iskelet gibi insanı irite eden bir figürden ilham alarak yarattığı eserlerinin aslında eşsiz estetiğinin yanında, derin psikolojik çözülümleri barındırdığına odaklanırdım.

BİZE ULAŞIN