Rive Gauche

Art Deco mimarinin etkileyici bir örneği olarak Paris’te yükselen Hotel Lutetia, Parizyen lüksü otantik ruhla sunuyor.

Giriş Tarihi: 20.04.2019 11:47 Güncelleme Tarihi: 22.04.2019 10:43

Paris'in en hareketli semtlerinden Saint-Germain-des-Près'te yer alan Hotel Lutetia, geçmişi 1910'a uzanan eklektik tarzdaki restoran, bar ve lounge'larıyla bugün vazgeçilmez bir buluşma noktası. Bütünüyle gün ışığı alan açık hava bahçesi, ziyaretçilerin yakın geçmişte baştan aşağı renove edilen bu tarihi yapının ruhunu keşfetmelerine olanak sağlayan harika bir alan. Otelin merkezinde yer alan bahçe, kütüphane, Salon Saint-Germain ve Orangerie ile çevrili. Ayrıca üç Michelin yıldızlı şef Gérald Passedat'ın Paris'te ilk kez tanıttığı deniz ürünlü tarifleri de Lutetia Brasserie'de keşfe açık.

Renovasyon sürecinde ahşaba ağırlık verilmiş; bu materyal bazı odalarda mavi, bazılarında ise kum rengine bürünmüş. Suitlerin banyo dekorasyonunda kullanılan mermer ve taşlar ise spa ve havuz alanında da göze çarpan ve mimariyi belirleyen ince detaylardan.

GASTRONOMİ DURAĞI
Tarihi boyunca bir gastronomi adresi olarak iddiasını koruyan Hotel Lutetia, geleneksel ile moderni buluşturan bir karaktere sahip. Eğer gün içerisinde spontan bir programla otele uğrayacaksanız, Fransız lezzetlerini tatmak için Salon Saint Germain'i ya da kokteyl tadımı için Bar Joséphine'i ziyaret edebilirsiniz. Kozmopolit ambiyansı ve ünlü cam çatısıyla Paris'in karakteristik yapılarından olan Saint-Germain, şef Benjamin Brial'in oluşturduğu menülerle kahvaltıdan akşam yemeğine dek gün boyu hizmet veriyor. Art Deco mimariyi bronz renkler, ayna ve cam materyallerle vurgulayan 10 metre uzunluğundaki Bar Joséphine ve şef Gérald Passedat tarafından hazırlanan Akdeniz temalı menüsüyle Lutetia Brasserie, otelin farklı lezzet durakları arasında öne çıkıyor.

ÇAĞDAŞ DOKUNUŞ
Hotel Lutetia'nın yedi katını kaplayan 184 odanın 47'si suit, 7'si ise Signature suit olarak ayrılmış. Her biri farklı temayla tasarlanan Signature suitler, edebiyat, sinema, müzik, tasarım ve Haute Couture'den ilham alıyor.

Renovasyon sürecinde azaltılan oda sayısı sayesinde yeni odalar misafirlere daha büyük ve konforlu bir alan yaratıyor. Çağdaş ve sıcak bir atmosfer oluştur mayı amaçlayan dekorasyonda, denizi çağrıştıran mavi, bej ve gri tonları ham ipekle eşleştirilmiş. J.M. Wilmotte tarafından tasarlanan ve 1930'lardan ilham alan Art Deco stildeki mobilyalar, Poltrona Frau imzasıyla otele özel üretilmiş. Beyaz mermerle kaplanan ve gün ışığını içeri alan ferah banyo tasarımı ise İtalyan stili duş ve mermer taşlı küvet ile modernliği en zarif haliyle sergiliyor.

BİZE ULAŞIN