Kim adaya gelmek ister?

Yeni seyahat planlarını hayata geçirmek için tüm koşullar müsait. Yüzümüzü en keyifli rotalara döndük, yaz tatili için keşifteyiz.

Giriş Tarihi: 30.05.2019 13:44

Justine Picardie

F. Scott Fitzgerald'ın Jay Gatsby karakterine sahne olan, Grace Kelly'nin High Society filmine ev sahipliği yapan, Cole Porter'ın "Who wants to be a millionaire?" şarkısına ilham veren toprakları keşfetmek için zamanda yolculuğa
çıkıyoruz.

Özgür ruhlu bir kadın olarak, profesyonel hayatımı da etkileyeceğini düşündüğüm için, evlendikten sonra aileden gelen ilk soyadımı kullanmayı tercih ettim. Yakın zamanda eşimle New England'a yaptığımız bir seyahatte ise bu kez evlendiğimde aldığım Astor soyadını kullanmaya karar verdim ve farkı gözlemlemek için pusuya yattım.


Castle Hill Inn, Grace Kelly'nin ismini taşıyan bir plaja sahip

Eşimin ataları, Newport, Rhode Island'da sahip oldukları deniz manzaralı konaklarla ünlüydüler. Ailenin gözünde en güçlü isim olan Caroline Astor -ya da kendi tercihiyle Mrs Astor- 1853 yılında yaptığı evlilikle soylu bir aileye dahil olarak New York sosyetesinin kraliçesine dönüştü. 19. yüzyıl sonlarında hüküm süren Mrs Astor'un yönetiminde olan kişiler, 'seçkinler' olarak anılıyordu. Az sayıda kişiden oluşan bu nitelikli kitle, onun ve ailesinin Fifth Avenue'daki evinde düzenlenen balolara ve aynı zamanda Newport, Beechwood'daki köşkte yapılan davetlere katılan misafirlerden oluşuyordu. Bu nedenle, Mrs Astor'un davetli listesi, aslında moda sosyetesinin zirvesindeki isimler için de belirleyici nitelikteydi.

Ancak Caroline Astor'un öfkelenmesine sebep olsa da, ailedeki tek Mrs Astor o değildi. Yeğeni William Waldorf Astor (eşimin büyük büyükbabası) Newport'taki muhteşem konaklardan biri olan Beaulieu'nun sahibiydi. Bir söylentiye göre, William Waldorf 'un 1891 yılında eşini alarak İngiltere'ye taşınmasında teyzesinin otoriter gücü etkili oldu. Daha olası bir sebep ise onun İngilizlere olan hayranlığı. Zira İngiltere'ye taşındıktan sonra Cliveden ve Hever kalelerini alarak İngiliz aristokrasisine katıldı.


Tarihi Newport evlerinden biri

Günümüzde Newport, tarihi kalıntılarıyla keşfedilmesi gereken adreslerden. Bu seyahat boyunca tabii ki kimse yanıma gelip Mrs Astor ile bağım olup olmadığını sormadı. Belli oluyor ki, eski günler zaman aşımına uğramıştı. Yine de eşimin Amerikalı kuzenlerinden biri sayesinde (Titanic gemisinde hayatını kaybeden IV John Jacob Astor'un torunu) görkemli Beaulieu'yu ziyaret etme şansımız oldu. Beaulieu, ismini Newport'un ünlü Bellevue Bulvarı'ndan alıyor. Ve Robert Redford'ın başrolünü oynadığı The Great Gatsby filminin çekildiği lokasyona, Rosecliff'e çok yakın.

Tüm Gatsby hayranları hatırlayacaktır; körfezde karşılıklı oturan Daisy Buchanan ile Jay Gatsby'nin aralarındaki mesafe filmde sık sık rıhtımda yanıp sönen yeşil ışıkla sembolize ediliyordu. Tabii ki, orada kaldığım sürece denize yansıyan o ışığı görmediğimi söylememe gerek yok. Tek gördüğüm, Beaulieu'nun okyanusa karşı konumlanan camları, zümrüt yeşili çimenlerle kaplı bahçesi, deniz yeşili ipek perdelerin ardındaki kristal şamdanlar, altın yaldızlarla kaplı antika aynalardı. Bu arada malikanenin sahibi, 100 yaşındaki Ruth Buchanan şapkası ve ışıltılı mücevherleriyle mükemmel görünüyordu. Misafir salonunda yanında otururken çay servisi yapıldı ve onun duvardaki bir portresi gözüme çarptı. Portredeki genç ve güzel kadının, The Great Gatsby'de Daisy karakterini canlandıran Mia Farrow ile benzerlik gösterdiğini fark ettim.


Castle Hill Inn'in plaj evlerinden biri

Newport'un hangi bölgesine giderseniz, edebi ve müzikal anlamda tarihten gelen yansımalarla karşılaşmanız mümkün. Ne de olsa burası Henry James'e ilham veren (1850'lerde yazlarını adada geçiren James, The Ivory Tower romanını burada tamamladı), Grace Kelly, Bing Crosby ve Frank Sinatra'nın yer aldığı High Society filminin çekildiği topraklar. High Society, benim için The Great Gatsby kadar özel. Ve Newport tatili, bana bu filmde Sinatra ve Crosby'den dinlediğimiz Cole Porter'ın şarkı sözlerini anımsatıyor.


Castle Hill ​Feneri

Newport'ta konakladığımız Castle Hill de pek çok tarihi anıyı zihnimde canlandıran bir mekan oldu. Grace Kelly, High Society filmi çekilirken bu adreste kalmış ve onun talebi üzerine Castle Hill'in bahçesinde gizli bir bölüm oluşturulmuş. Ayrıca Monaco Prensi Rainer ile nişanlandığı bu dönemde, paparazzilerden uzakta yüzebilmesi için özel bir plaj alanı yaratılmış. Grace Kelly Beach tabelasıyla belirlenen bu alanı keşfettiğim an kendimi çok mutlu hissettiğimi hatırlıyorum. 1874 yılında Harvard'daki bir profesör için inşa edilen Castle Hill, yaz aylarında profesörün Mark Twain gibi misafirlerini ağırladığı ve deniz biyolojisi çalışarak günlerini geçirdiği, merkeze az uzaklıkta konumlanan bir adres. İkinci dünya savaşı sonrası otele dönüştürülen mülke en sık uğrayan isimlerden biri de Amerikalı yazar Thornton Wilder. 1920'lerde kendi otobiyografisi olan Theophilus North'u burada kaleme alan Wilder'ın favori odası, bizim konakladığımız oda. Burası aynı zamanda pembenin altına dönüştüğü gün batımı renklerini izlemek için de harika bir seyir noktası.


Ocean House'un odalarından biri

Bir sonraki durağımıza uzun bir serüvenin ardından ulaşıyoruz: Rhode Island muhteşem sahil şeridiyle bizi anında büyülüyor. 19. yüzyılda inşa edilen sarı renkli bir otelde, Ocean House'ta konaklıyoruz. Tarihi bina 2003 yılında bakımsızlık sebebiyle yıkıma uğramış, sonrasında Charles ve Deborah Royce tarafından yeniden inşa edilmiş. Orijinal özelliklerini koruyan binaya güncel şekilde lüks eklemeler yapılmış; spa alanı, yüzme havuzu, odalarda yer alan büyük banyolar ve konforlu büyük yataklar gibi. Bu görkemli otel, harika restoranlara ve fevkalade bir personele de sahip olması sebebiyle bize sıcacık bir atmosfer sağlıyor. Konumlandığı cezbedici bölgede, Taylor Swift'e komşu olduğumuzu, aynı muhteşem Atlantik manzarasını paylaştığımızı öğreniyoruz. Rhode Island'a ve özellikle de Ocean House'a veda etmekte zorlansak da, Nantucket'a gitmek üzere Hyannis Limanı'ndaki feribotumuz bizi bekliyor.


Nantucket'taki White Elephant Hotel

Nantucket'ta, gri rengin hakim olduğu geleneksel mimari (kiremit kaplı binalar, Arnavut kaldırımı sokaklar, kiliseler ve deniz fenerleri) geçmişin izlerini hiç bozmadan günümüze taşımayı başarmış. Kıyı boyunca denize açılan teknelere ve piknik yapan ailelere rastlıyoruz. Konaklama için seçimimiz 1920'lerde inşa edilen ve White Elephant olarak anılan otel. Binanın dış bölümündeki solgun ahşap, yumuşak gümüşi renkleriyle geçmişe bir referans oluşturuyor. İçerisi ise ışıkla dolu ve capcanlı. Oda manzaramızı liman ve mavi, pembe renklerde ortancalarla dolu bahçe oluşturuyor. Oteldeki bisikletlere binerek adada bulunan eski zamanlara ait yapıları, doğa manzaralarını keşfettikten sonra White Elephant'a dönerek kokteyllerimizi yudumluyor, yerel restoran Brant Point Grill'de deniz mahsullerinin tadını çıkarıyoruz. Akşam gün batımında dalgaları izlerken, bir anda limanda yeşil bir ışığın yanıp söndüğünü görüyorum. Aklıma Jay Gatsby'nin imkansız aşkı geliyor. Kendimi evde gibi hissediyorum...


The Great Gatsby filminde Robert Redford, 1974

BİZE ULAŞIN