Emine Timur'un stilini keşfediyoruz

Başarılı iş kadını Emine Timur ile dekorasyonunu bizzat yaptığı Gölköy’deki yeni Nef Reserve projesinde bir araya geldik.

Giriş Tarihi: 01.07.2019 11:09 Güncelleme Tarihi: 01.07.2019 11:09

Doğa dostu ultra lüks projelere imza atan Nef'in icra kurulu üyesi Emine Timur, "hayattan aldığını hayata geri verme" felsefesini yaşamının her alanına uyguluyor.

Çimen Uzsoy G.
Fotoğraflar Nilay Sabuncuoğlu

İstanbul'un bir türlü güneşli havalara geçemediği gri ve sevimsiz bir döneminde Emine Timur ile buluşmak için Bodrum'un mavisine uzanıyoruz. Timur, icra kurulu üyesi olduğu Nef'in Gölköy'deki yeni projesinde, çekim yaptığımız dairenin dekorasyonunu yapan isim aynı zamanda. Stiline de yansıttığı ince zevki devreye girince, Akdeniz'in sade büyüsünü modern bir anlayışla yansıtan etkileyici bir mekan ortaya çıkmış. Her biri özel olarak seçilmiş sanat eserleri, objeler, çoğu el yapımı ya da özel üretim eşyalar, uçsuz bucaksız deniz ve çam ormanı manzarasıyla bir araya geldiğinde nefes kesici bir etki yaratıyor. Bu ambiyansta, yoğun iş temposu ile iki çocuklu aile yaşamı arasında hassas ama sağlam bir denge kurmuş olan Timur'u ve stilini yakından keşfediyoruz.

Çekimimizi Bodrum Gölköy'deki yeni Nef Reserve projesinde gerçekleştiriyoruz. Bodrum sizin için ne ifade ediyor ve bunu projeye nasıl yansıttınız?
Bodrum, denizin, doğanın ve güneşin en güzel şekilde buluştuğu bir coğrafya. Benim için de yoğun tempodan sonra dinlendiğimi hissettiğim yer. Bu projede tüm bunlara muhteşem bir doğa eşlik ettiğinden, ilhamımız zaten doğanın ta kendisi oldu. Rahatlık ve sadeliğin ön planda olduğu, doğal ortam ile uyumlu bir mekan tasarlamak istedik. Böylece huzurlu ve keyifli bir tatil ortamını lüks bir deneyimle yaşamak mümkün oldu.

Bu villanın iç mekan dekorasyonu tamamen size ait. Nasıl bir süreçti, nelerden ilham aldınız?
Doğal ve aydınlık ortam, tasarım anlayışımızın tam merkezindeydi. İç mekanı sade tutarak, tasarım ürünlerle çarpıcı ve sıradışı hale getirmek istedik. İlham aldığımız denizin turkuaz rengini bir tablo ile ya da doğanın etkisini kullandığımız dekoratif parçalar ile buluşturduk. Saklı güzelliğin çarpıcı şekilde öne çıktığı bir ortam hayal ettik. Yalınlık ve zarafetin ön planda olduğu, huzur ve konforun hissedildiği, dinlendirici ve keyif veren bir ortam olmasını istedik.

Burada çok değerli sanat eserleri, dekoratif objeler ve eşyalar görüyoruz. İlginç hikayeleri olanlar vardır muhakkak, bizimle paylaşır mısınız?
Uzun zamandır projeler özelinde veya kişisel koleksiyonumuzda sevdiğimiz eserleri bir araya getiriyoruz. Tablo ya da heykelin yanı sıra bir mobilyanın da aynı zamanda bir sanat eseri olmasını sıradışı ve etkileyici buluyorum. Bu mekanda kullandığımız böyle bir ürünün zahmetli ama keyifli bir hikayesi var. Salondaki orta masayı, yurtdışından getirilme sürecinde ağırlığı ve hassasiyeti nedeniyle tam 20 kişi birlikte taşıdık ve yerine yerleştirdik. Kolay olmadı ama buraya uyumunu gördükçe, her defasında yorgunluğumuza değdi diye düşünüyorum.

Hayattan aldıklarınızı hayata geri vermekten bahsediyorsunuz. Bu felsefe işinizde nasıl hayat buluyor?
İlk günden beri duygu ve değer katma anlayışını işimizin ve hayatımızın merkezine koyduk. Heyecanımız ve motivasyonumuz hep bu düşünce oldu, zaten bu amaçla da Nef Vakfı kuruldu. Her şeyden önemli olduğuna inandığımız şey, dünyaya, diğer insanlara fayda sağlamak ve kalıcı iyilikler bırakmak. Bugüne kadar dağıtılabilir kârımızın yüzde 51'ini sosyal sorumluluk projelerine ayırdık ve çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler ve ihtiyaç sahibi aileler için birçok proje hayata geçirdik. "Hayattan aldığımızı hayata geri verme" sorumluluğuyla sosyal, kültürel, çevresel ve ekonomik fayda sağlamak daima öncelikli hedefimiz.

Projenin en dikkat çekici taraflarından biri doğa dostu olması. Uygulamada ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Doğal dokunun korunduğu, hiçbir ağacın kesilmediği bu projede evleri doğanın bir parçası olarak konumlamak istedik. Zahmetli olsa da ilk günden itibaren niyetimiz buydu ve tüm proje buna göre şekillendi. Bu sayede evlerin çoğu içinden ağaç ve doğal bitki örtüsü geçecek ve her oda cephelerden güneş ışığı alacak şekilde planlandı.

Garnier'nin meşhur bir sözü vardır; "Opera, merdivendir" diye. İç tasarımda sizin için en önemli öğe nedir? En önemlisi estetiğin konforla ve huzurla birleşmesi. Her mekan, ait olduğu çevre ve öz kimliği ile ele alındığında daha özgün, daha farklı ve en önemlisi daha doğal sonuçlar veriyor. Mekanlarda zıtlıklara yer vermenin, kaliteli doku ve kumaşlar seçmenin ve mutlaka hikayesi olan ürünler kullanmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Sadelik ve zarafetin ön planda tutulması ve yaşayan, sıcak bir ortam sunulması da önemli.

Tasarım ve estetik işinizin bu kadar büyük bir parçasıyken, moda dünyasının da bir şekilde içinde olduğunuzu tahmin ediyoruz. Modayla nasıl bir ilişkiniz var?
Modadan çok keyif alıyorum, her zaman ilgi alanım olmuştur. Dediğiniz gibi estetik ve görsellik işimin çok önemli bir parçası olduğu için modaya da bu gözle bakıyorum. Takip etsem de trend olan şeyleri giymektense kendime yakışanı seçmeyi önemsiyorum.

Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?
Genelde net ve yalın bir çizgim var. Doğallık hep ön planda olmalı. Moda ve trendlerden yine kendi çizgim içinde ilham alıyorum, takı ve aksesuar kullanmayı seviyorum. Şık ve rahat görünmeyi tercih ediyorum.

Gardırobunuzun demirbaşları hangi parçalar?
Günlük hayatta ve işimde sıkça kullandığım blazer ceketlerim, her mevsim bolca giydiğim desenli elbiselerim, basic tişörtler, jean'lerim ve iyi kalıplı gömleklerim benim vazgeçilmezlerim.

Bu sezonun en sevdiğiniz trendi hangisi? Bu trendi stilinize nasıl uyarladınız?
80'ler ve 90'ların etkisiyle gelen geniş siluetleri seviyorum ve daha basic parçalarla kombinleyerek kullanıyorum. Yine bu dönemlerin etkisindeki elbiseleri de çok beğeniyorum. Abartılı aksesuarlarla zenginleştirilmiş feminen görünümlerden hoşlanıyorum.

Tipik bir 24 saatiniz nasıl geçiyor? Çalışan bir anne olarak kendinize ne zaman, nasıl vakit yaratıyorsunuz?
Organize yaşamak ve programlı olmak benim için önemli ve gerekli. Haftanın iki veya üç gününe sabah sporuyla başlıyorum. Ofiste geçirdiğim yoğun tempodan sonra çocuklarla dolu dolu saatler başlıyor. Gün içinde en sevdiğim şey eşimle ve ailemle vakit geçirmek. Tam dinlendiğimi hissettiğim vakit ise kendime gün sonunda ayırdığım ve bazen sevdiklerimin de eşlik ettiği kahve molası.

BİZE ULAŞIN