New York'ta Sonbahar

Sonbaharı en güzel yaşayan şehirlerden biri New York. Okulların açılmasıyla New York’lular yerleşik hayata dönerken, turistler de yavaş yavaş şehri terk ediyor. Dolayısıyla Eylül oldukça sakin geçiyor, şehir adeta kendini sert kışa hazırlamak için güç topluyor. Tabii, fuarlar, festivaller, davetler ve sanat etkinlikleri de tüm hızıyla yeni sezonun açılışını yapıyor.

Giriş Tarihi: 06.09.2019 10:49 Güncelleme Tarihi: 06.09.2019 12:08

Ayşe Sarıoğlu

BASQUIAT'S "DEFACEMENT": THE UNTOLD STORY, GUGGENHEIM MUSEUM

Bu sergi, başlangıç noktası olarak, 1983'te 25 yaşında East Village metro istasyonu duvarına marker ile resim çizerken New York Polis Departmanı tarafından tutuklandıktan sonra komaya girerek ölen graffiti sanatçısı Michael Stewart'a Jean-Michel Basquiat'nın armağanı niteliğinde. Aslen Keith Haring'in stüdyosunda duvara Stewart'ın ölümünden sonra bir hafta içinde boyanmış olan bu resim, nadiren halka açık ortamda sergilenen kişisel bir ağıt. Michael Stewart'ın ölümünün merkezinde yer alan bu sergi ise Basquiat'nın siyahi kimlik araştırmasını, polis vahşiliğine karşı protestosunu ve tekil bir estetik güçlendirme dili oluşturma girişimlerini inceliyor. Kendi ifadesiyle devlet otoritesinin konuya sürekli katılımını sağlayan polis rakamlarını gösteren resimlerinin yanı sıra tarihsel siyahi figürleri, özellikle de en sevdiği kahraman olan caz efsanesi Charlie Parker'ı yüceltmeyi hedefleyen eserleri de sergide.

Michael Stewart'ın ölümü ile aynı yıl yarattığı erken bir portre, Basquiat'nın ağırlıklı olarak beyaz ve çoğunlukla düşmanca bir sanat dünyasında dolaşan siyah bir sanatçı olarak keskin bir farkındalık yarattığını öne sürmekte. Sergi, Michael Stewart'ın ölümünün büyük etkisinin bir kanıtı olarak, Stewart'ın akran olduğu diğer şehir sanatçılarının eserleri çemberinde gerçekleşiyor. O dönemde bu toplulukta yaşanan dayanışmayı göstermek için diğer sanatçıların tabloları ve baskıları da gösterime açılıyor: Haring'in 1985 tarihli Michael Stewart-USA for Africa eseri, Andy Warhol'un 1983'ten Stewart'ın ölümüyle ilgili bir New York Daily News makalesini içeren resmi, David Hammons'ın 1986 tarihli The Man Nobody Killed adlı eseri, George Condo'nun 1983'ten Portrait of Michael Stewart işi ve Lyle Ashton Harris'in 1994'te yaptığı Photographic Self-portrait Saint Michael Stewart. Sergide Stewart'ın anısına yaratılan sanat eserlerinin yanı sıra gazete kupürleri ve protesto afişleri de yer alıyor. Bu nesneler, sanat tarihinde bugüne dek tam olarak keşfedilmemiş bir anı yaratan, yas tutan bir topluluğun üzüntüsünü ve meydan okumasını belgeliyor. 6 Kasım'a kadar görülebilir.

AFFORDABLE ART FAIR, METROPOLITAN PAVILION

Affordable Art Fair NYC, sonbahardaki gösteriminde Metropolitan Pavilion'a dönüyor ve Eylül ayı boyunca 70'in üzerinde yerel, ulusal ve uluslararası katılımcıyı ağırlayarak 300'den fazla çağdaş sanatçının özgün çağdaş eserlerini sergiliyor.

Fuar, popüler bir mesaj ya da tema ile sanat eserleri seçmek yerine, beş ya da on yıl sonra tamamen farklı bir zevke ve stile sahip olabileceğinizi düşünerek, kalbinizin sesini dinleyerek aşkla seçim yapmanızı öneriyor. Tek kullanımlık satın alımlardan uzak, orijinal sanat sonsuza dek sürdüğü için zamansız bir yatırım.

Affordable Art Fair sizi kendi koleksiyonunuzun küratörü olmanız için yüreklendirirken, hem sürdürülebilir çağdaş sanatı hem de sanat ekosistemini destekliyor. Tüm Affordable Art Fair galerileri ortaklaşa çalışıyor ve yeni, yerel, gelişmekte olan sanatçıların kariyerlerini destekliyor. Dolayısıyla, bu fuarların birinden satın aldığınız bir eserle sanat ekosistemini siz de desteklemiş oluyorsunuz. Eser fiyatları 100- 10.000 USD arasında değişiyor.

Siz de hem ömür boyu keyif alacağınız bir esere sahip olmak hem de yeni ve yerel sanatçıları desteklemek istiyorsanız, 26-29 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek Affordable Art Fair'e davetlisiniz.

PIERRE CARDIN: FUTURE FASHION, BROOKLYN MUSEUM

40 yıl sonra efsanevi modacıya odaklanan ilk New York retrospektifi. Sergi, tarihi ve çağdaş couture, hazır giyim, aksesuar, mobilya, aydınlatma, çizimler, kişisel fotoğraflar ve alıntılar dahil olmak üzere, Pierre Cardin'in atölyesinden ve arşivinden 170'in üzerinde obje ve film sunuyor. Tüm nesneler, Cardin'in benzersiz atölye tasarımlarından, showroom'larından ve evlerinden esinlenilen sürükleyici bir ortamda sergileniyor.

Future Fashion; 1950'lerden lüks kumaşlara sahip nadir tasarımlar, 1964 tarihli Cosmocorps koleksiyonu, aşırı detaylandırmayı ortadan kaldırarak erkek giyimi düzene sokmaya çalıştığı döneme ait tasarımlar, vinil, plastik ve Cardin sentetik kumaşını içeren kreasyonlar, uniseks ürünler, 1980'lerde Japon origami sanatı, Çin mimarisi ve Amerikan futbolu formalarından esinlenilerek tasarlanan ikonik geniş omuzlu ceketler, 'ışıklı' tulumlar ve elbiseler, couture parçalar ve Cardin'in couture erkek giyimine kapsamlı bir genel bakışını içeriyor. 5 Ocak 2020 tarihine kadar görülebilir.

NATURE, COOPER HEWITT DESIGN TRIENNIAL

Hollanda'dan Cube Design Museum ile birlikte gerçekleştirilen sergi, daha uyumlu ve sürdürülebilir bir gelecek tasarlamak için bilim adamları, mühendisler, çiftçiler, çevreciler ve doğanın kendisi ile işbirliği yapan tüm disiplinlerdeki 60'ın üzerinde tasarımcının çığır açan eserlerinden oluşuyor. Tasarımcılar, özelliklerinden ve kaynaklarından ilham aldıkları doğa ile anlamlı bağlantılar kuruyor. Doğayla ve birden fazla disiplinden takımlarla ortaya konan işbirlikçi süreç, insanların gezegenin karmaşıklığı ve koşullarıyla mücadele ettiği bir ortamda iyimserlik duygusu yaratıyor.

Deneysel prototiplerden tüketici ürünlerine, sürükleyici tesisatlara ve mimari yapılara kadar uzanan projelerle sergi; bilim ve teknolojideki gelişmeler kadar, iklim değişikliği ve ekolojik krizlerin derin farkındalığıyla, doğayla yenilikçi ve çığır açan bir buluşma sağlıyor. Sergi temaları, tasarımcıların doğa ile işbirliği yapmak için kullandıkları yedi stratejiyi keşfediyor: Anlamak, iyileştirmek, canlandırmak, kurtarmak, beslemek, büyütmek ve kolaylaştırmak. Sonuçlar spekülatif veya pratik olmakla birlikte, yeni materyaller, yaratıcı yöntemler ve yaratıcı teknolojiler ortaya çıkarmaya odaklı. Günümüzün olağanüstü tasarım ekiplerinin ortaya koyduğu bu provokasyonlar ve çözümler, doğa ile kalıcı ve daha saygılı bir ortaklık için cesaret veriyor. 20 Ocak 2020'ye kadar görülebilir.

ALEXANDER CALDER, PACE GALLERY

Alexander Calder, 20. yüzyılın en etkili heykeltıraşlarından biri. Eserleri bireysel hareketleri tanımlayan, değişken uyumda hareket eden ve dengeleyen, asılı soyut elemanların kinetik yapısından oluşuyor. Calder ayrıca, birçoğu dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde halka açık plazalarda bulunan civatalı çelik saclardan büyük ölçekte dış mekan heykelleri ile de ünlü. Bu çok büyük ölçekteki heykeller, hareket eden kinetik heykellerinin yanında sanatçının kendini adadığı ve tanındığı bir diğer alan.

Calder Vakfı tarafından Pace Gallery'nin 3600 metrekarelik birinci kat galerisinde açılan sergi, 1920'lerin ortalarından 1931'de mobil sanatın yaratılmasına uzanan bir süreçte, sanatçının daha önce denenmemiş ve eşi benzeri görülmemiş bu kinetik hareketleri heykel formuna getirme yolculuğunu anlatıyor. 1920'lerdeki hayvan taslaklarından 1930'lardaki soyut yağlıboya tablolarına ve motorlu cisimlerine, sergi çalışmalarında potansiyelden gerçek enerjiye doğru kaydadeğer bir geçiş yapan Calder'in benzersiz yaratıcılığını gözler önüne seriyor. 26 Kasım tarihine kadar görülebilir.

PHENOMENAL NATURE - MRINALINI MUKHERJEE, MET BREUER MUSEUM

ABD'deki ilk retrospektifi olan sergi, Mukherjee'nin 57 eserini bir araya getiriyor ve sanatçının uzun süredir elyafla olan ilişkisini ve bununla birlikte önemli baskılarını seramik ve bronz haline getirerek kariyerinin ortasına ve sonlarına doğru gelişimini inceliyor. Sezgisel olarak çalışan kararlı bir heykeltıraş olan Mukherjee, figürasyon ile soyutlama arasındaki mesafeyi araştırdı. Doğa onun en büyük ilham kaynağıydı; bu tutkusunu Hint tarihi, heykel, modern tasarım, yerel el sanatları ve tekstil geleneklerine olan merakıyla pekiştirdi. Phenomenal Nature, Mukherjee'nin işçiliğini ve tekniklerini modern bir forma uyarlarken yaptığı radikal müdahaleyi vurguluyor.

Sanatçının elyaf formları fiziksel ve organik, zira tezgahla çalışmak yerine düğümleme birincil tekniği haline geldi ve heykellerini üç boyutlu bir hacim ve anıtsallık duygusuyla birleştirdi. Yeni Delhi'de yaşadığı ve çalıştığı yerel pazardan elde ettiği elle boyanmış ipleri kullandı. Biçimlendirdiği formlar cinsel imgelemlerle dolu, bazılarında ise büyük antropomorfik detaylar klasik Hint heykelini simgeliyor. 29 Eylül'e kadar ziyarete açık.

MINIMALISM/MAXIMALISM, THE MUSEUM AT FIT

Sir Issac Newton'un üçüncü hareket yasası, her eylem için eşit ve zıt bir tepki olduğunu belirtir. Benzer şekilde, her moda hareketi, kendisinden önce gelenlere bir cevaptır, coşkulu ile kısıtlı arasında değişen bir tasarım döngüsünü sürdürür.

Bu, minimalist ve maksimalist estetiğin yüksek moda ile ifade edildiği tarihsel etkileşime adanmış ilk sergi. 18. yüzyılla başlıyor ve modayı ileriye götüren iki estetik arasındaki ilişkileri inceleyerek moda tarihi boyunca ilerliyor. Minimalist ve maksimalist akımlar, bir tasarım sürekliliğinde aşırı uçları temsil ediyor. Ancak her ikisi de algıya meydan okumak istiyor ve kültürel ifade ortamları olarak, oluştukları zamanlarla bağlantı kuruyorlar. Minimalizm, doğruluk, düzen ve uyum gibi nitelikleri teşvik ederek saflığı ve kısıtlamayı kutluyor. Maksimalizmin güzelliği ise aşırılığında ve eklektik karakterinde yatıyor.

Sergi 20. yüzyılın ikinci yarısına doğru ilerledikçe, minimalizmin medya karşısında bir sanat hareketi olarak ortaya çıkmasına şahit oluyoruz. Moda tasarımcıları minimalist ve maksimalist modayı yeniden tanımlamaya devam ederken, Minimalism/Maximalism sergisi ziyaretçileri bu değişen estetik algıların tarihini keşfetmeye davet ediyor, böylece geçmiş bugünü aydınlatıyor. 26 Kasım tarihine kadar görülebilir.

BİZE ULAŞIN