My Life My Style: Lucia Pica

Makyaj sanatçısı Lucia Pica’nın Paris’teki evi tıpkı Chanel için yarattığı görünümler gibi taze ve güçlü.

Giriş Tarihi: 26.09.2019 11:08 Güncelleme Tarihi: 27.09.2019 12:53

Lucy Halfhead
Fotoğraflar Josh Shinner

Makyaj asla bir maske gibi kullanılmamalı, sadece varolana güzellik katmalı" diyor İtalyan asıllı virtüöz Lucia Pica. Güzelliğe getirdiği modern yorum ve doğal, taze görünümler yaratmadaki yeteneği onu dünyanın en etkili makyaj uzmanlarından biri yaptı. Chanel'in global kreatif makyaj ve renk tasarımcısı olarak, her yıl sekize yakın yeni koleksiyon yaratmaktan sorumlu olmasının yanı sıra markanın güzellik kampanyalarının ve podyum görünümlerinin şekillenmesinde de rol oynuyor.

Pica, zamanını Londra ve şimdi konuk olduğumuz Paris'te bulunan evleri arasında bölüştürüyor. Paris'in 6. bölgesindeki bol günışığı alan dairesinin kapısını açtığında, onu karşımızda her zamanki görünümüyle buluyoruz; kırmızı kadife gibi dudaklar, smoky eyeliner'lı gözler ve ışıldayan kahküllü saçlar.

Bizi sıcak bir şekilde karşılayıp içeriye davet ederken üzerinde vintage Levi's 501 jean, Margaret Howell kaşmir triko, Chanel topuklu ayakkabılar ve Sophie Bille Brahe küpeler var. Evi, Pierre Chapo yemek masası, Paris'in meşhur müzayede evi Piasa'dan alınmış bir Igor Rodrigues şezlong ve bir George Nakashima sehpa gibi parçaların dahil olduğu, yüzyıl ortası döneme ait hoş bir mobilya seçkisiyle döşenmiş. Vintage kadife kanape; yanındaki Rupprecht Skrip aplikler, Mathilde Martin imzalı vazo, Harley Weir, Ben Barlow ve Jason Brinkerfoff'a ait eserler ile bir arada göz kamaştırıcı bir tablo oluşturuyor. "Bir parçayı satın alırken sadeceo nesneyi değil, biraz tarih ve sihir de almış oluyorsunuz'"diyor.

Pica, Napoli'de doğmuş ve şehrin rengarenk freskleri arasında büyümüş; makyaja olan temel ilgisini de buna bağlıyor. "Kendimi banyoya kilitler, bir saat boyunca makyaj yapmakla uğraşır, sonra da hepsini silip sanki hiçbir şey olmamış gibi dışarı çıkardım" diye anlatıyor. 22 yaşında Londra'ya geldiğinde, Greasepaint Makyaj Okulu'na kaydolup bir daha hiç arkasına bakmamış. "Londra çok özgürleştiriciydi ve benimle aynı kafada olan onca insanla tanışmak inanılmazdı" diyor ve devam ediyor; "Tüm kültürleri kucaklayan bir şehir; oradaki çeşitlilik ve ifade özgürlüğü açık fikirli ve yaratıcı olmamı sağladı."

Eğitiminin ardından Covent Garden'daki kült kozmetik mağazası Pout'ta ve Shu Uemura'da satış görevlisi olarak çalıştıktan sonra Charlotte Tilbury'nin asistanı olarak işe girmeyi başarmış. "Bu fırsatı elde ettiğim için çok şanslıydım' diyor. "Charlotte'la çalışmak harikaydı. Sadece yetenekli olduğu için değil, aynı zamanda çok şefkatli, destekleyici biri ve iyi bir mentor." Üç yıl bu pozisyonda kendisini iyice geliştirdikten sonra 2008'de freelance çalışmaya karar vermiş. "İlk başta biraz gözüm korktu ama kendi stilimi bulma ve birlikte en iyi işleri ortaya çıkarabileceğim fotoğrafçı ve stylist'lerden oluşan kendi takımımı kurma konusunda kararlıydım." Alasdair McLellan, Willy Vanderperre ve Juergen Teller gibi sektördeki en etkili fotoğrafçılardan birkaçı ile çalıştıktan sonra kariyeri hızla yükselişe geçti.

Chanel Make-Up'ın eski kreatif direktörü Peter Philips'in Dior'a geçmesiyle, Pica Chanel için freelance çalışmaya başladı ve bir yılı aşkın süre bu şekilde devam etti. 2015'te ise markanın ilk global kreatif makyaj ve renk tasarımcısı olarak atandı. Parlak renkler ve güçlü dokular kullanmasıyla tanınan Pica, Karl Lagerfeld ile çalışarak onun koleksiyonlarını tamamlayan makyaj görünümleri yarattı. "Defileler ve reklam kampanyaları için onunla birlikte çalışma şansı elde ettiğim için minnettarım" diyor. "Onun gibi inanılmaz bir figürün biraz mesafeli ve soğuk olmasını bekliyorsunuz ama hiç de öyle değil. Duygusal anlamda çok cömert bir insandı; esprili, sempatik ve şefkatliydi."

Pica'nın ilk tasarımı olan Le Rouge Collection No 1, onun kırmızı renge olan tutkusundan ve bu rengin Chanel dünyasının kilit tonlarından olmasından doğdu. Yeni Sonbahar/ Kış 2019 koleksiyonu Noir et Blanc de Chanel ise ilhamını Paris'in monokrom estetiğinden ve modaevinin siyah-beyaz renk kodlarından alıyor. "Bu muazzam, köklü markayla çalışmayı seviyorum ama işin içine modernlik katmayı ve lüksü daha deneysel bir şekilde göstermeyi de seviyorum" diyor. Çalışma sürecinin önemli bir kısmı, yeni renkler ve dokular bulmak için yaptığı araştırma gezilerinden oluşuyor. İlkbahar/ Yaz 2019 koleksiyonu Vision of Asia: the Art of Detail, Tokyo ve Seoul'e yaptığı seyahatlerden ilhamla ortaya çıkmıştı. 2018'de ise Napoli seyahatlerinden birinde gözüne çarpan kanarya sarısını koleksiyona dahil etti ve bu renk yılın en çok aranan oje rengi oldu. "Konsept ne kadar güzel olursa olsun, nihayetinde onu gerçeğe uyarlamam ve bir kadının yüzüne ve tenine uygun hale geldiğinden emin olmam gerekiyor."

Kişisel stiline gelince; tam da düşündüğümüz gibi, Pica'nın gardırobunu açınca karşımıza bol bol Chanel kıyafet, ayakkabı ve aksesuar çıkıyor. "Feminen ama aynı zamanda güçlü görünmeyi seviyorum ve bu Chanel'in çok iyi yaptığı bir şey" diyor. "Bazen katılacağım bir davette canım prenses gibi görünmek istiyor, işte öyle zamanlarda Roma'da sergilenen Metiers d'Art 2016 koleksiyonundaki güzel dantel elbiselerden birini giyiyorum." Diğer favori markaları arasında zarif gömlekleri ve trençkotlarına bayıldığı The Row, ayrıca Crista Seya ve eski Celine var. Bu parçaları Sophie Buhai ve Fernando Jorge imzalı mücevherlerle tamamlamayı seviyor. Son dokunuşu ise kendisinden dinliyoruz: "Her zaman Chanel Rouge Audace, Obscure veya Nightfall sürerim. Annem asla evden rujsuz çıkmazdı ve görünüşe göre ben de ona çektim."

BİZE ULAŞIN