Sıfır noktası

Kamusal alanlar için devasa heykel ve panolar üreten sanatçı Cahide Erel, en son Cambridge Camii kompleksi içindeki Bilim Tarihi Müzesi’nin küratörlüğünü yaptı ve bahçesi için bir heykel tasarladı.

Giriş Tarihi: 15.02.2020 12:15

Çimen Uzsoy G.

İngiltere'den geldiniz ve ayağınızın tozuyla bizimle buluştunuz. Orada halka açık alanda kalıcı bir eser ürettiniz. Detaylarını sizden dinleyelim. Cambridge Camii kompleksi içinde bir Bilim Tarihi Müzesi açtık ve caminin bahçe kısmı için bir heykel çalışması yaptık. Bilim tarihinde, özellikle bizim Altın Çağ olarak nitelendirdiğimiz 9. ve 16. yüzyıl arasında İslam bilim adamlarının icatlarını ve bilim tarihine katkılarını anlatan küçük bir müze çalışması. Caminin bahçe kısmında da bir sıfır heykeli var. Sıfır, Harezmi'nin matematiğe kazandırdığı, günümüzün algoritmasını oluşturan ve her gün kullandığımız bilgisayarların temelinde yer alan bir sayı. Bu çalışmaları şöyle düşünebilirsiniz; İngiltere'deki Müslümanlar'ın isteği ve davetiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı, masraflarını ve her şeyini karşıladığı bir cami açıldı. Bu yatırımda biz Yapı Merkezi tarafından davet edildik. Kendilerinin bu projeye büyük katkısı var. İçeriğinde bilim, irfan, eğitim gibi farklı hizmetler var. Çok uzun süre hayata geçirilememiş bir proje. Orada cami yapılmasını Yusuf İslam, Cumhurbaşkanımızdan talep etmiş; kendisi de açılıştaydı. Şahane bir yapı; Avrupa'nın ilk çevre dostu camii. Annelerin çocuklarıyla vakit geçirebileceği yerler, oyun alanları var... Yirmi gün kaldım orada, bu kadar çok kadını ilk kez bu camide gördüm. Okul gibi bir cami, doğru yatırım.


Cahide Erel

Bilim müzesinin şekillenmesi nasıl oldu?
Yirmi sene evvel beş farklı üniversiteye panolar yaptım, teknik üniversite metro durağına da yaptım. Bunları yaparken hep bilim tarihiyle uğraştım, araştırdım. Sekiz, dokuz yıl evvel ilk olarak Dubai'ye bir bilim tarihi müzesi projesi çizdik. Burada konuya farklı bir konseptle yaklaştık. Bugüne dek hep bilim adamlarının bulduklarını tarih içinde gösteren konseptler yapılıyordu. Bu tabii ki konumuzun bir parçası ama bu kadarı yeterli olmuyor.
Bizim anlatımımızda şu farklı; 9. yüzyılda ne icad edildi, bugün bize ne sağlıyor? Mesela İbn Al-Haytam camera obscura'yı nasıl icad etti, bu bize nasıl yansıdı?
Açtığımız sergide QR kodlar kullandık, bilim insanlarının felsefelerini anlattık. Cambridge bir üniversite şehri, bütün gençlerin elinde telefon var. Kodları okutup o felsefeye ulaşıyorlar. Onları izlemek o kadar güzel ki... Visual Art da kullandık. Sırf bir obje sergilemedik yani. Oraya gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları da geliyor, onlar için de güzel bir mesaj.

Daha çok cam ve seramik ile mi çalışıyorsunuz?
Mix-media çalışıyorum. Farklı disiplinlerdeki malzemeleri tasarımlarımda bir araya getirip, genelde üç boyutlu eser yaratıyorum. Bundan evvelki son işim Antep'teki Karkamış anıtıydı; Hitit kültür kapısı. Cam, bronz, metal ve seramikten yapmıştık. Son beş yıldır emay panolar yapıyorum. Her üç, beş yılda bir muhakkak bünyeme yeni bir malzeme katarım. En son emayı kattım.

Sıfır heykelinde hangi malzemeleri kullandınız?
Şöyle bir gönderme yaptım; cami ağaç ağırlıklı, pişmiş toprak cepheli, metal konstrüksi yon lu. Ben im hey keli m metal konstrüksiyonlu, pişmiş toprak ve ahşaptan oluşuyor. Aynı frekansta kalmayı tercih ettik. Evrenin sesini doğru dinlemek ve o sese uyumlu cevap vermek lazım. Her şey birbiriyle bir bütün aslında. Siz istediğiniz kadar öteki olmaya çalışın, asla birin dışında değilsiniz. Önemli olan o bire ne kadar farklı cephelerden bakabildiğiniz.

Matematiğe ilginizi her fırsatta belirtiyorsunuz. Sıfır heykeliniz için, bu ilginizin sanatınıza en açık yansımış hali diyebilir miyiz?
Bütün işlerim matematikle alakalı aslında. Kendimi bildim bileli matematiğe yatkındım, hayatımda hep önemli bir yer tuttu ama şu bir gerçek ki matematik herkesin hayatında önemli, sanatçınınkinde ekstra önemli. Yaptığımız her tasarı matematik.


Cambridge Camii Bilim Müzesi

Büyük, bazen devasa boyutlarda işler tasarlıyorsunuz. Üretim aşaması, eserin nihai sergileneceği yerde mi gerçekleşiyor? Her aşamasını bizzat siz mi yapıyorsunuz?
Ben çiziyorum, üretiyorum, montajını yapıyorum. İşe kağıt üzerinde başlarım. 34 yıllık bir atölyeyim. Bu süreçte hem mimaride seramik, hem de kendi koleksiyonumu yaptım. İster mekanlarda ister meydanlarda, nasıl bir eser üreteceksem önce kendi disiplinini oluştururum o eserin. Her eserimin kendi disiplini, kendi konsepti var. Benim de olmazsa olmaz kaidelerim var. Bir; toprağın sesini dinlerim. İki; zamansız mekanları severim. Tüm zaman katmanlarını üst üste alıp, aradaki görünmez duvarları kaldırıp, hepsini görünür kılıp, aynı anda seyretmeyi çok severim. Muhakkak o toprağın bana söylediği ile bugün arasında ilmek atarım. Bana verdiği mesaja bir cevabım vardır. Mesela Ankara'da Burası Anadolu adlı bir pano yaptım. 12.500 yıl boyunca Anadolu topraklarında yaşamış bütün medeniyetlerin bu topraklara Sağda: Pembe selenit ve kuvars taşından Snoopy telefon Altta: İstanbul'daki Self Structure sergisinden bronz Super Mario ve sırt çantası heykeli bıraktığı eserlere selam verip, biz onlardan nasıl etkilendik ve ne ürettik, onu anlattım; 350 metre uzunluğunda, 9 metre yüksekliğinde bu panoda. Bütün yaptığım eserler farklı şehirlerde bulunuyor. Parçaları atölyemde üretiyorum, sonra montaja gidiyorum. Montajda bazen 2-3 ay kalıyorum. Bir yıl kaldığım bile oldu.

Bu röportaj için bir araya geldiğimiz Perispri de size ait. Sizin işlerinizle ve antikalarla dolu, kendine has bir mekan. Burası nasıl ortaya çıktı?
Atölyem Kumbaracı Yokuşu'ndaydı. Atölye yetmedi, sanayiye de gitmek istemedim, Kumbaracı'nın etrafında bir yer bulmak için dört döndüm. Nihayetinde burayı buldum ama çatısı yoktu. Soda deposuymuş. Bana göstermek için kepengini bir kaldırdılar; yerler toprak, içerisi soda dolu, sodaları kamyona yükleyen bir kepçe çalışıyor... Belediyeyle konuştum, anlaştım ve binayı onardık. Sonra burası da yetmedi bana, iki atölyeyi de bıraktım, daha büyük bir yere geçtim. Burayı da sanat galerisi yaptım. Şömine başına üç, dört masa koydum. Masaların sayısı gittikçe arttı. Her müzayededen bir masa satın alıp buraya getirdim. Eşyaların yüzde doksanı müzayededen, bir kısmı Çelik Gülersoy koleksiyonundan. Mesela yerdeki halılar Yeşil Konak'ın halıları, avize Malta Köşkü'nün avizesi, aynalar Soğukçelme Sokak'taki otellerin aynaları. Önce Art Cafe gibi oldu, sonra özel bir davet düzenlemek istedi bir arkadaşım. Böylece akşam servisimiz başladı. Her şey kendiliğinden oldu, planlı değildi.

BİZE ULAŞIN