Geleceğe hoşgeldiniz

Gelecek vadeden yeni on yılın ilk ayları, önümüzdeki yıllarda neler olacağını düşünmek için doğru zaman gibi görünüyor. Tasarımcılardan girişimcilere, sporculardan sanatçılara, alanının uzmanları 2020 ve sonrası için umutlarını, tahminlerini ve kehanetlerini paylaşıyor.

Giriş Tarihi: 26.03.2020 11:38

Gelecek tahmini, konunun uzmanları için bile kesin olmayan bir bilim. Uçağı icat eden Wright kardeşlerden Wilbur Wright, insanın havada uçabilmesinden sadece iki yıl önce, daha yarım yüzyıl boyunca uçulamayacağını ilan etmişti. 1981'de Motorola'nın araştırma direktörü cep telefonlarının asla sabit hatların yerini alamayacağını söyledi.

Bu tür yanlış iddialara gülmek; yolların yerini vakumlu tüplere bırakacağına, temizliğin nükleer güçle çalışan süpürgelerle yapılacağına ya da otomobil sürücülerinin yerini eğitimli maymunların alacağına inanan geçmişin kâhinleriyle alay etmek kolay.

Fakat önümüzdeki on yılda kendi geleceğimiz de belirsizlikle örülmüş gibi görünüyor. Yeni teknolojilerin ortaya çıkması, bazılarının iddia ettiği gibi özgürlük ve eğlence çağını mı başlatacak? Yoksa sadece mevcut eşitsizliği güçlendirmeye ve uçurumu derinleştirmeye mi hizmet edecek? Moda endüstrisi büyüyen küresel çevre bilincine nasıl tepki verecek (gerçekten dijital kıyafetlerle ilgileniyor muyuz)?

Virginia Woolf 1915'te, "Gelecek karanlık ve geleceğin en iyi yanı da bu galiba" diye yazmıştı. Ancak daha sonra Kendine Ait Bir Oda kitabında çok doğru bir öngörüde bulundu: "Yüzyıl içinde, kadınlar artık himaye edilen cins olmayacaklar. Bir zamanlar kendilerine yasaklanmış bütün işlere ve uğraşlara katılabilecekler. Dadı kömür yığabilecek. Tezgâhtar kadın araba kullanabilecek."

Belki de kristal küreye bakarak insan doğasını yorumlamak, ne kadar bilimsel bilgiye sahip olduğunuzdan daha önemlidir. Bu yüzden, ilerleyen sayfalarda kendi alanının uzman isimlerinden geleceğe bakmalarını ve heyecan verici olasılıkları vurgulamalarını istedik. Kadınların zarafeti teknolojiye nasıl entegre ettiğini, görsel sanatın tüm duyuları uyarmak için yeniden icat edilişini, #TimesUp hareketinin bize seveceğimiz daha fazla filmi nasıl sağlayacağını inceliyoruz. Who Cares Wins kitabını kaleme alan model Lily Cole, çevre sorunlarına çözüm bulmak için hepimizi birlikte çalışmaya davet ediyor. İlk İngiliz astronot Helen Sharman, uzay yolculuğunun neden her zamankinden daha önemli olduğunu açıklıyor. Avril Mair, 'miras modası'nın geri dönüşünü müjdeliyor. Sarah Waters, basılı yayınların beklenenin aksine giderek artan popülerliğini müjdeliyor... Bu öngörülerin her biri, insanlık olarak yaratıcılığımıza ve kararlılığımıza olan inancımızın kanıtı. Hiçbirimiz 2020'lerin neler getireceğinden emin değiliz ve hepimiz, yabancı topraklarda insanlık ve umut tarafından yönlendirilmesi gereken birer yolcuyuz. Lydia Slater


"Gelecek yerçekimi değil. Kaçınamadığımız bir fizik yasası değil. Gelecek sabit değil. Gelecek kader de değil. Gelecek, şimdiki zamanın bir sonucu. Geleceği tahmin edemeyiz ancak daha iyi bir sonuca yönlendirebiliriz. Şimdi, başka bir yöne bakmanın veya kenara çekilmenin zamanı değil. Bu gezegen için ayağa kalkma zamanı. Demokrasiyi savunmalıyız. Büyük küçük bütün zorbalıklara karşı durmalıyız. Ve asla, 'Benim yapabileceğim bir şey yok' dememeliyiz. Jeanette Winterson, yazar


MODANIN GELECEĞİ
Avril Mair, Harper's Bazaar UK Moda Direktörü

Moda bir devrimin eşiğinde duruyor. LVMH ve Kering gibi lüks gruplar, bir başka deyişle endüstrinin süper güçleri, üretim sürecindeki su israfından tedarik zincirindeki işçilere olan tutumlarına kadar her şeyi kapsayan sürdürülebilirlik tüzükleri üzerinde çalışıyorlar. Uzun süredir bilinçli tasarımın öncüsü olan Stella McCartney, bugüne kadarki en sürdürülebilir tasarımlarını içeren İlkbahar/Yaz 2020 koleksiyonunda yüzde 75'ten fazla çevre dostu malzeme kullandı. Gabriela Hearst, son defilesinde sıfır karbon sertifikalı üretim sürecine çevresel kimlik bilgilerini de ekledi. Markalar artık sezonluk değil, zamansız parçalar üretmeye ilgi duyuyor. Valentino'da Pierpaolo Piccioli trendlere göre düşünmüyor, aksine nasıl alışveriş yaptığımızla ilgili verilere kulak asmayan bir güzellik anlayışı ile yolunu çiziyor. Celine'de Hedi Slimane, koleksiyonlarında kasıtlı olarak aynı parçaları tekrar tekrar yaratıyor çünkü insanların yeni bir versiyonu bekleyip, tekrar satın almak zorunda kalmalarını istemiyor. Simone Rocha'nın çalışmalarında gerçek bir tarih duygusu var: Kadınların geçmişlerine geri dönüyor, gelinliklerden veya vaftiz törenlerinden ilham alarak, güçlü duygusal bağlarla kıyafetler tasarlıyor. İşte, güzellik böyle bir şeydir: Sevgi ile yapılan, dünyaya özenli davranan, geçmişimize saygı duyan işlerdir. Günümüz yüksek modasının kalbindeki fikirler de bu felsefe etrafında şekilleniyor. Mesela Alexander McQueen'in muhteşem İlkbahar/Yaz 2020 koleksiyonu. Bazı tasarımlar 20 yıl öncesine ait kalıplar içeriyordu. Geri dönüşümle ilgili ayrıntılar da vardı; dantel süslemeler önceki koleksiyonlardaki modellerden çıkarılmıştı. Ayrıca Sarah Burton kaynağı belli malzemelerle çalıştı, örneğin kadınların yönettiği bir İrlanda çiftliğinden gelen keten kumaşları kullandı. Diğer lüks markalarda da yerel zanaatkarlığı canlandırmak için süregelen bir çaba var: Marakeş'te sergilenen Dior Cruise 2020 koleksiyonu için Maria Grazia Chiuri, "ortak zemin" felsefesinden hareketle Fildişi Sahili'nde bir atölye, Nijeryalı bir değirmenci ve Faslı bir kadın derneği dahil olmak üzere Afrikalı dokuma ustalarını destekledi. Bu tür bir yaklaşım, hükümetlerin şeffaflık politikasını desteklemek adına değişime öncülük etmede hayati önem taşıyor. Birey olarak biz de ahlaki sorumluluklar almalıyız. Bir şey satın aldığımızda, onu kimin nasıl ürettiğinden, emek verenlere ne ödendiğinden haberdar olmak işimiz olmalı. Başlangıç olarak www.goodonyou.eco adresini ziyaret edip, sürdürülebilirlik ve tedarik zinciri açısından neler yaptığını görmek için bir markanın adını yazıp sonuçları inceleyebilirsiniz.

Arzu Kaprol, moda tasarımcısı
Sezona tek bir rengin, desenin hakim olmasının ya da, "Bu yılın modası nedir?" sorusunun tarih öncesinde kaldığı bir döneme şahitlik ediyoruz. Yaşam ve teknoloji hiç olmadığı kadar iç içe ve birbirini besler bir noktada. Kıyafetlerimiz ve tüketim anlayışımız artık ciddi bir performans beklentisine cevap vermek durumunda. Bir taraf tek seferlik çok hızlı tüketim ihtiyacına ürün üretirken, bir taraf ömür boyu eskimeyecek kumaş ve tasarım peşinde. Tasarımcılar multi-disipliner bakış acısı ile tüm alanları birleştirme çabasında. Tüm teknolojiler gelişirken, merkezinde insanın olduğu bir geleceği yaratmakta olduğumuz gerçeği belki de en büyük sorumluluk. Sürdürülebilirlik ve giyilebilir teknolojiler ise moda dünyasının en önemli gelişim noktası. Birbirinden farklı ama iç içe ve birbirini destekleyen kavramlar. Yarattığımız her ürünün sadece form veya desenini değil, üretim ve yaşam zincirini tasarlamak; farkında ve sorumlu olmak gerekiyor. Bu doğrultuda, yakın gelecekte moda teknolojiyle birleştiğinde yeni tasarım parametreleri oluşacak.


TEKNOLOJİNİN GELECEĞİ
Aleks Krotoski, gazeteci, yayıncı ve sosyal psikolog

İlk akıllı asistan Amazon Alexa'mızı aldığımızda kızım dokuz aylıktı. Bir gün Alexa'dan bir şarkı çalmasını istediğimde kızım birden durdu ve bana baktı. Acaba onunla mı konuşuyordum? Bir anda şu hisse kapıldım; küçük kızım, söyleyecek bir sürü sözü ve hayali kişilikleri olan bedensiz yapay zekalarla dolu hastalıklı bir dünyada büyüyordu. O zamanlar Alexa'nın bir kusuru vardı. Teknik bir araç değildi, sosyaldi. Küstahtı ya da en azından fazla itaatkardı. Nezaketten yoksun cevaplarıyla çocukları küçük Roma imparatorlarına dönüştürebilecek türden bir örnekti. Amazon, sadece ebeveynlerin değil, yapay zekadan korkan insanların şikayetleriyle dolup taştı ve tüm ekip bu sorunu çözmeye çalıştı. Birkaç ay sonra bir güncelleme duyuruldu; Alexa artık "teşekkür ederim" diyen çocuklara "rica ederim" gibi kibar onaylarla cevap vermeye başladı.

Bu durum, parmaklar hızla kod yazmaya başlar başlamaz ortaya çıkabilecek sorunlara sadece bir örnek. Teknolojinin önyargıları olmadığını varsayıyoruz ama aslında, bilgisayar tarihçisi Melvin Kranzberg'in sözleriyle ifade edecek olursak; "Teknoloji ne iyi ne de kötüdür ama tarafsız değildir." Teknolojinin insanlığın tüm eksiklerine mükemmel çözüm olduğunu varsayan erkek tipi problem çözme yaklaşımı, tipik bir Silikon Vadi klişesi olmakla birlikte ne yazık ki gerçek. Öyle ki, sistemin konulara yaklaşımı hep bu yönde ilerliyor. Ama toplumun gerçek sorunları 1'ler ve 0'larla çözülemez. Bu yüzden bir politikamız ve sosyal gücümüz var. Bu yüzden perde arkasında insan psikolojisinin sınırlarını anlayan ve tersine mühendisliğe müdahale etmek isteyen insanlara ihtiyacımız var.

İnsan merkezli teknoloji konusunda yeni düşünme biçimlerini destekleyenlerin çoğu kadın. Microsoft Research'ten Danah Boyd veya MIT Media Lab'den Kate Darling gibi öncüler, kurumlarında gerekli değişiklikleri yapıyor. Joy Buolamwini, Algoritmik Adalet Birliği ismiyle kendi hareketini başlattı ve yapay zekanın alt dalı olan makine öğrenmesi alanında önyargılarla mücadeleye girişti. Bu teorik bir sorun gibi görülebilir ama değil; öğrendikleri veriler nedeniyle cinsiyetçi davranış kalıpları geliştiren birçok algoritma örneği mevcut. Darling, Boyd ve Buolamwini gibi kadınlar, yapay zeka endüstrisindeki sorunları iş işten geçtikten sonra onarmak yerine zamanında engellemek için mücadele ediyorlar. Yapay zeka ürünleri elbette henüz Terminator filmlerinden çok uzakta ancak en mahrem alanlarımıza çoktan sızdılar. Onlarla etkileşim şeklimiz nasıl inşa edildiklerine bağlı ki, bu birbirimizle etkileşim şeklimizi de etkiliyor. Kızımla yaşadığım örneğe dönersek; sizinle aynı odada olan birini görmezden gelmek kaba bir davranıştır. Peki, yapay zeka söz konusu olduğunda neden farklı davranalım?


"Kritik bir zamandayız. Dijital dünyanın karşılaştığımız muazzam zorlukları çözmemize yardımcı olması gerekiyor. En acil sorun ise iklim krizi. Uçan arabalara veya daha ayrıntılı müşteri analizi yapan yazılımlara ihtiyacımız yok, daha sorumlu bir teknolojiye ihtiyacımız var. Eşitlikçi teknolojiyi destekleyen DotEveryone'ı, yeni bir standart oluşturarak dijital dünyayı daha fazla insan için daha adil kılmak amacıyla yaptım. Sektörün de bu doğrultuda davranacağını umuyorum." Martha Lane Fox, teknoloji girişimcisi

"1840'larda Ada Lovelace ilk makine algoritmasını yazdı. Geçtiğimiz yıl, bilgisayar bilimcisi Katie Bouman MIT'nin yapay zeka laboratuarında bir kara deliğin ilk görüntüsünü oluşturmak üzere bilim insanlarına liderlik yaptı. Veri biliminin gücünü daha fazla kadının eline bıraksak, önümüzdeki 100 yıl nasıl olur hayal edin. Biz sadece teknolojiye dahil değiliz; onu biz doğurduk ve dünyayı onunla değiştiriyoruz." Kathryn Parsons, Decoded kurucu ortağı


BASILI YAYININ GELECEĞİ
Erica Wagner, yazar ve eleştirmen

Artık 19 yaşında olan oğlumun yatak odasındaki kütüphanede eski bir resimli kitap var. Bir zamanlar benimdi, sonra onun oldu; belki bir gün çocuklarının olacak. Richard Scarry'nin çocuk kitabı Busy, Busy World ilk kez 1965'te, ben doğmadan birkaç yıl önce yayınlanmış. Dört yaşındayken bazı sayfalarını mum boya ile karalamışım. Bu kitabı o kadar seviyordum ki, babam dağılan cildini gümüş koli bandı ile tamir etmek zorunda kaldı. Babam artık yok ama tamir ettiği kitap, çocukluğumdan kalma yeri doldurulamayacak bir eser olarak duruyor.

Çok değil, sadece on yıl önce basılı kitapların ölümünü ilan eden tahmin bombardımanına tutulmuştuk. O zamanlar, yakında herkesin sadece dijital cihazlardan kitap okuyacağı, sunulan kolaylıkların büyüleyici olduğu (işin bu kısmı doğru) ve bir daha asla sayfa çevirmemize gerek olmayacağına dair bir hikaye ortaya atıldı. Ancak sesli kitaplar, podcast'ler ve e-okuyucular popülerleşse de basılı kitap satışları azalmadı, hatta son beş yılda aksine arttı ve bu sektör için bir sürpriz olmadı.

Bloomsbury Publishing'in genel yayın yönetmeni Alexandra Pringle, "Dijital yayıncılığın ortaya çıkmasının en sevindirici yanı, basılı kitabı güzelleştirmek için artık daha çok özen göstermemiz" diyor. "Sonuç olarak kitap, küçük bir sanat eserine, değerli bir armağana, bir arzu nesnesine dönüştü." Kitlesel fonlama yöntemiyle kitap basan Unbound'da ise seçtikleri kitabın baskı maliyetine katkıda bulunan okuyucular, sadece isimlerini kitabın arkasında görmekle kalmıyor, aynı zamanda daha kaliteli kağıda renkli basılmış özel ciltli bir versiyonuna da sahip oluyorlar. 70 yıldır eski ve yeni klasiklerin güzel ciltli, tasarım edisyonlarını üreten ve abonelik sistemiyle çalışan Folio Society de gücüne güç katarak ilerliyor. Yayınevi bu yıl 10. kez düzenlediği kitap illüstrasyon yarışmasında katılımcıları bir aşk şiirleri antolojisini resimlemeye davet etti.

Sevdiğimiz şey sadece kitaplar değil. Sonuçta şu an elinizde şık bir dergi tutuyorsunuz. Sayfa sayfa tadını çıkarmaktan, parmaklarınızın cilalı kağıdın dokusunu hissetmesinden, doygun renklerle açılan fotoğraflardan ve her şeyden öte metnin kendisinden hoşlanıyorsunuz. Bazen 2020'de umutlanacak çok az şey var gibi görünebilir ama ben özellikle, zamanı yavaşlatan, bizi okuyarak ya da hatırlayarak geçirdiğimiz her anın kıymetini bilmeye teşvik eden basılı yayının geleceğinden çok umutluyum. Eminim sizin de benim Busy, Busy World'üm gibi bir kitabınız vardır. Bilirsiniz ki tek değer verdiğiniz içerdiği kelimeler ya da resimler değil, kitabın kendisidir. Sevgi ve hatıralar dokunmatik bir ekranda taşınamaz; bunun için kağıda ve baskıya ihtiyacımız var.


"İnsanlar her zaman hikayeler isteyecek. O kadar çalkantılı zamanlarda yaşıyoruz ki teselli, tavsiye ve açıklama için kitaplara yöneliyoruz. Yazılı kelimenin güçlü bir geleceği var. " Sarah Waters, yazar


"Kitabın öleceğine dair iddiaları binlerce kez duydum ancak dijital çağın en harika yanı, gerçekten iyi bir hikayenin değerini ortaya çıkarması oldu; bir yazarın düzyazı, şiir, roman, biyografi, tarih ya da bilim yoluyla okuyucuyu sürükleme yeteneği yüceltildi. Sesli kitaplar ve podcast'lerden TV dizileri ve filmlere, tüm türlerdeki en iyi yazarları buluşturan birçok farklı platform ortaya çıktı." Caroline Michel, Hay Edebiyat ve Sanat Festivali başkanı


"Aslında bir bakıma doğal seçilimin işleyişine tanık oluyoruz. Güçlü olan yaşayacak: Orijinal (tüm kelime anlamlarıyla), elle tutulur içerik üreten basılı yayın hayatta kalacak ve evrilerek farklı platformlarda çoğalacak." Neslihan Yılmaz, Harper's Bazaar Yazı İşleri Müdürü


SEYAHATİN GELECEĞİ
Kate Maxwell, seyahat yazarı ve Facebook içerik direktörü

10 yıl içinde nereye gideceksiniz? Cevap evinize hem çok yakın hem de çok uzak olabilir. Hava yolculuğunun iklim krizine olan etkileri (uçuşlar küresel CO2 emisyonlarının yüzde 2,5'ini oluşturuyor) bizi kendi arka bahçelerimizi keşfetmeye itiyor. Ta ki ilk elektrikli uçaklar havalanana kadar... NASA'nın lityum iyon pillerle donatılmış, kısa mesafeli uçuşlar için tasarlanmış 14 elektrik motoruyla çalışan Maxwell uçağı bu yıl sonunda test edilecek. Bu arada lokal tatillere olan eğilimin artması bekleniyor. Lüks valiz şirketi Away'in kurucu ortağı Jennifer Rubio, "Daha kısa mesafelere yolculuk eden daha fazla insan göreceğiz. Eve daha yakın, huzur veren, dönüştürücü seyahat deneyimleri yaşayacağız" diyor.

Artık birçok otel, tatilcilere rezervasyon yapmadan önce konaklama deneyimi sunma peşinde. Sanal gerçeklik teknolojileri şirketi Oculus'un yöneticisi Yelena Rachitsky, "Diyelim Londra'dasınız ve aileniz de ABD'de yaşıyor; hepiniz VR ile aynı yere seyahat edebilirsiniz" diyor. "10, belki de sadece 2 yıl içinde duyusal teknoloji o kadar gelişecek ki birbirinize dokunuyormuş gibi hissedeceksiniz." Anlaşılan, oturma odamızdan çıkmadan Afrika'ya seyahat etmek için fazla beklemeyeceğiz. Rachitsky; "Safaride hayvanlarla etkileşime girebilir veya Fas'ta bir mağazaya girip sohbet etmeye başlayabilirsiniz" diyor.

Uzay yolculuğu da Oculus'un üzerinde çalıştığı bir başka alan. Parayı (ve karbon emisyonlarını) dert etmeyen turistler yakında uzaya çıkabilecek. Hatta Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX'in başkanı Gwynne Shotwell'in sunduğu iddialı zaman çizelgesine göre gelecek yıl içinde SpaceX uzay aracı tamamlanacak ve 2022'de aya inecek.

Diğer yandan, nereye gidersek gidelim aslında birlikte seyahat edeceğiz. Sosyal medyanın süregelen egemenliğinin bizi daha uzak destinasyonlara –tam Instagram'lık adreslere- iteceğine inanan Rubio, "İnsanlar akıllı telefonlarıyla gittikçe daha fazla zaman geçiriyor, bu da bir topluluğa ait olma ihtiyacının giderek önem kazanmasına yol açıyor'' diyor. "Keşfedilmemiş, 'objektif' değmemiş lokasyonlara ulaşmanın heyecanı giderek daha fazla değer kazanacak." Rachitsky de aynı fikirde; "Sanal gerçekliğin hiçbir zaman seyahatin büyüsünün ya da heyecan unsurunun yerini alacağını sanmıyorum" diyor. "Evet, teknoloji nerede olursak olalım her şeyi daha erişilebilir hale getirecek. Ancak insanlar her zaman gerçek maceralar yaşamak isteyecekler."


İlker Topdemir, seyahat yazarı
Şu anda Japonya ve Çin'de denenen hızlı trenler, Amerika'da uzaya seyahatine hazırlanan SpaceX aracı, hep konuşulan ışınlanma ve bunun gibi bir dolu yenilik hayatımıza girecek gibi. Yakın gelecekteki seyahatlerin ilk adımları atılmaya başlandı bile. New York'ta hayat çok yoğun ve hızlı ilerlediğinden Uber markası havalimanı ile şehir arası helikopter hizmetine başladı. Uber aplikasyonundan 5 kişiye kadar istekte bulunabiliyor ve 15 dakikada havalimanına ulaşıyorsunuz. Havalimanları şu anda biniş kartları yerine yüz tanıma sistemlerine geçiş yapıyor. Singapur ve Amsterdam'da testler sürmekte. Direkt yüz tanıma sistemi ile havalimanına giriş ve uçağa binme işlemleri kolaylaşacak, ciddi zaman kazanılacak. Seyahat süreleri de kısalacak çünkü Boeing ve Airbus sesten hızlı uçaklar tasarladı ve denemelere başladı. Şu an hava kirliliği ve insan sağlığı üzerindeki etkileri inceleniyor. Ayrıca uçakların tavanını şeffaf hale getirip, hem gün ışığı hem de rahatlık bakımından farklılaştıracaklar. Birkaç şirket sadece Business yolcu taşıyan daha konforlu uçaklar ile uçmaya başladı. Havalimanı içindeki lounge hizmetleri de gelişiyor. Uyku alanları, masaj imkanı, sağlıklı yemekler ve konfor öne çıkıyor.

Artık seyahat öncesi sanal alemde gideceğiniz destinasyonu inceleyip, otel odanızı ve merak ettiğiniz yerleri görerek tatil planınızı oluşturacaksınız. Sanal gerçeklikle duyu organları entegre edilecek ve bir destinasyona gitmeden havasını, suyunu hissedecek, tabiri caizse kültürünü tadacaksınız. Facebook'un bu teknolojinin öncülüğünü yapacağı konuşuluyor.

Trenler de daha hızlı ve pratik olmaya başladı. Japonya'da denenen bir tren saatte 1000 kilometre hız yapabilecek noktaya ulaştı. Bu da demek oluyor ki uçak ile aynı hızı yakalamış durumda.

Dahası da var; otellerde robotlar hizmet vermeye başlayacak. Otel yatakları için rüya tasarlama seçenekleri üzerinde konuşuluyor. Yakında insansız taksiler görmek mümkün olacak. Çok değil 10 sene önce, "Asla olmaz, hayal bile edilemez" dediklerimiz şu anda karşımızda. Kim bilir, gelecekte daha nelerle karşılaşacağız.


GEZEGENİN GELECEĞİ
Lily Cole, aktivist, oyuncu ve model

Geleceğe dair korkularımız her ne olursa olsun, rotamızı yeniden hayal etme ve yeniden yönlendirme gücümüz var. Çevresel değişiklikleri hafifletebilir ya da onlara uyum sağlayabiliriz ancak Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli'nin uyardığı gibi, tam şu anda pruvanın yönünü değiştirmemiz gerekiyor. Hepimiz aynı gemideyiz ve hepimizin oynayacağı bir rol var. Peki, nereye gidiyoruz? Ütopya herkes için garantili geliri olan, yoksulluk veya iklim değişikliği olmayan bir dünya mıdır? Yoksa yaratıcılık, daha kısa çalışma süreleri ya da doğa ile daha yakın bir bağ mıdır? Farklı olasılıklar ve ütopyalar olabilir ama gerçekleştirmek için herkesin birlikte çalışması gereken 7,5 milyar farklı görüş olabilir mi? Geç olmadan, tüm dünyanın fayda sağlayacağı ortak amaçlar uğruna mücadele etmeliyiz.


TEKNOLOJİNİN GELECEĞİ
Ufuk Tarhan, fütürist

Kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın başına gelen tüm felaketlerin temelinde yatan en önemli insanlık garabeti olduğunu artık biliyoruz. Sadece teknolojinin değil, dünyanın geleceği de bu kabul edilemez eşitsizliğin aşılmasına bağlı. Konuya ilişkin hem sosyal hem iş hayatındaki hangi araştırmaya, hangi analize, üstelik dünyanın hangi coğrafyasından, hangi ülke ve toplumundan bakarsak bakalım özellikle de bilim ve teknolojide kadınların kapsama alanı dışında bırakılmış olduğunu üzülerek görüyoruz. Sonuç hep aynı; kadınlar aleyhine (aslında tüm dünyanın aleyhine) müthiş bir eşitsizlik var ve bir türlü aşılamıyor. Bu durumun en temel sebeplerinden biri, hatta en önemlisi kadınların bilim ve teknolojide neredeyse "olmayışları". 2020'lerde hâlâ bu çıplak gerçeği anlama aşamasındaymışız gibi davranmak üzücü! Aslında acı tecrübelerle kadınlar geride, oyun dışında kalınca neler oluyoru iyice öğrenip anlayalı yüzyıllar geçti. Artık aksiyon zamanı. Kuşkusuz farkındalık artışı adına çok kıymetli çabalar var. Ancak durum o kadar net ki, yapacağımız tüm analizler tekrardan öteye gidemeyecek. Onun için, "Kadınlar hangi alanda erkeklerden yüzde kaç daha geride?" kısmını geçip, daha iyi bir gelecek için teknoloji konusunda yapılabileceklere bakarken, "Biz bu sürdürülemez durumu nasıl aşarız?" sorusuna odaklanmamız lazım.

Geleceğin işlerinin yüzde 90'ı teknoloji bilgisi gerektirecek. Buradan hareketle; her şeyden önce ilk öğretmenler olan annelerin, anne adaylarının kafalarını tamamen değiştirmeleri, zihinlerine çakılmış cinsiyetçi önyargıları, rolleri bütünüyle unutmaları, unutturmaları şart! Bu, babalar ve eğitmenlik, öğretmenlik yapan, herhangi bir kuruma liderlik etme sorumluluğu taşıyan tüm insanlar için de fazlasıyla geçerli.

Kız çocuklarının ve kadınların Bilgi ve İletişim Teknolojileri'nden maksimumda yararlanmayı öğrenmesi, beceri geliştirmesi gerekiyor. Bu, ön koşul derecesinde önemli, hayati bir yetkinlik. Çocukların ve her yaşta kadının STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) alanlarına özendirilmesi, iyi seviyede matematik, kodlama ve veri analitiği eğitimi alması sağlanmalı.

Tüm bunlar, özellikle de STEM eğitimi asla tek başına devletin, Milli Eğitim'in sorunu ve sorumluluğu olacak kadar basit, sınırlı, kolay konular değildir. Milli, insani meselelerdir. Artık eğitim her yerden alınıp verilebiliyor. Hele de bu konularda. STEM eğitimi herkes tarafından cansiperane ele alınmalı, kaynaklar buna göre tahsis edilmeli. Hepimiz bu konulardan sorumluyuz. Yapabileceklerimiz var. Yapmalıyız!

E-ticaretin ve mobil uygulamaların sağlayacağı eğitim, araştırma, iletişim, pazarlama, satış ve üretim olanakları; kadınların iş hayatının binlerce yeni olanakla ve meslekle gelmekte olan geleceğine girmelerini, yeni fikirlerini hayata geçirmelerini ya da mevcut işlerini kolaylıkla pazarlayıp, satabilmelerini sağlar. Her konuda büyük avantaj ve fırsatlar barındırır. Ciddiyetle öğrenilmeli, geliştirilmeli ve kullanılmalı.

Sadece moda sektörünün geleceğine teknolojik açıdan baksak dahi, özellikle kadınların çok başarılı olacakları binlerce yeni iş alanının dörtnala üzerimize gelmekte olduğunu görürüz. Giyilebilir teknolojiler, teknolojik kumaşlar, nano ve bio teknoloji ile akıllı, sağlıklı, duyarlı ve çevreci materyaller, sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları, hologramların sağlayacağı inanılmaz erişim kolaylıkları, yapay zeka, otonom araçlarla müşteriye özel çözümler, drone'lar, akıllı nesneler, aynalar, robotlar... Saymakla bitmeyecek alanda kadınlar beyin güçleri ile tasarımdan üretime, pazarlama ve satışa kadar, milyonlarca uzmanlık alanında inovasyona dayalı harikalar yaratabilirler. Kısacası, kadınlar artık teknoloji ve bilim atına atlayarak dijital medeniyetler çağının dijital Amazonları olma rolünü üstlenmeliler. Bunun için onay beklemeleri, yardım ummaları gereken tek kurum kendileri.


UZAYIN GELECEĞİ
Dr. Helen Sharman, Mir uzay istasyonunu ziyaret eden ilk kadın ve ilk İngiliz astronot

İlerleme farklı insanlar için farklı şeyler anlamına gelir ve uzay yolculuğu söz konusu olduğunda da aynı şekilde farklıyız. Bilimsel araştırmalarla bilgimizi artırıyor, eskisinden daha fazla seyahat ediyoruz. Tüm bu kavramlar doğal keşif arzumuzun birer parçası ve uzay yolculuğu da hepsini birleştiriyor. Güneş sisteminin uzak kısımlarına uydular göndermeyi, evrenin bilinmeyen yönlerine bakmayı, uzaydaki insan yaşamını çok ilginç buluyoruz. Yerçekimsiz ortamda geri dönüştürülmüş su ve bir miktar oksijenle hayatta kalmak zaten başlıbaşına ilginç.

Uzay istasyonunda yaptığımız deneyler, örneğin kanser gibi hastalıklar için bazı yeni ilaçların yapılmasını mümkün kılıyor. İnsanın uzaya çıkması aynı zamanda bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanına ilgi duyan gençler için harika bir ilham kaynağı oluyor. Ancak nihayetinde, yaşayabileceğimiz yerlerin sınırlarını öğrenmek için uzaya gidiyoruz.

Şimdi hayallerimizdeki hedef Mars: Kimsenin olmadığı yerde, dünyadan şimdiye kadar seyahat edebildiğimiz yerlerden çok daha uzakta... Uzay, insanlığın ilerlemesi için birçok açıdan kilit konumda.


FİLMİN GELECEĞİ
Yasmin Omar, eğlence yazarı

Çağdaş film endüstrisi bir dönüm noktasında. Geleneksel stüdyolar güçlü rakiplerin tehdidi altında. Süper kahraman devam filmleri ve yeniden çevrimler özgün içeriğe göre öncelikli görülüyor. Yıldız oyuncusu olmayan projeler onay alamıyor. Yine de sinema sektöründe çalışmak için bundan daha iyi bir zaman olamazdı. #TimesUp hareketi, film yapım sürecinin her aşamasında cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak için çalışıyor. İngiltere'de kampanyanın başkanlığını yapan Heather Rabbatts son durumu şöyle özetliyor: "Hareketin büyümesinden gurur duyuyoruz. Davranış standartları giderek değişiyor. Şimdi hedefimiz sürdürülebilir kültürel değişimi sağlamak." Yayın platformları, görsel medya tüketim davranışlarımızda bir devrim yarattı. Büyük sinema zincirlerinin boykotlarına rağmen, film dünyasını demokratikleştirmeye yardımcı oluyorlar. Sadece stüdyolara kıyasla çok daha fazla film yayınlamakla kalmıyorlar (2019'da Netflix içeriği Warner Bros'un neredeyse üç katıydı), aynı zamanda gişe baskısını ortadan kaldırıyor ve Ava DuVernay'ın yönettiği belgesel 13th, Dee Rees'in Mudbound'u ve Tamara Jenkins imzalı Private Life'ı gibi eserlere nefes alma ve yayılma olanağı sunuyorlar.


SANATIN GELECEĞİ
Kate Gordon. London Art Studies online platformunun kurucusu

Konsantrasyon gücümüz azaldıkça, tüm duyularımızı meşgul eden sanat eserlerinin sayısı artıyor. Artık resimleri bir duvara asmak yeterli değil; mesela Londra'daki National Gallery, Leonardo da Vinci'nin ünlü Kayalıklar Bakiresi resmi için sürükleyici bir sanal tur sunuyor. Dijital dünya sanat dünyasını etkilemeye devam edecek: İnternet satışlarının artması bekleniyor, Instagram üzerinden yapılan satın almalar artacak ve müze yöneticileri bir sergi hazırlarken sosyal medyayı dikkate alacak. Louis Vuitton gibi lüks modaevleri sanatçılarla işbirliği yapmaya devam edecek ve şirket içi sergiler (Matches ve Asprey örnekleri gibi) çoğalacak. Bazı sanat galerileri; Hauser & Wirth Gallery'nin dünya çapında başarıya ulaşan sanat galerisi anlayışını, yani restoran, kitabevi ve çevrimiçi alışverişi de içerecek şekilde genişleyen modeli takip ederek benzer yapılara dönüşebilir. Galerinin başkanı Manuela Wirth ne yapmak istediklerini şöyle açıklıyor: "Somerset ve Los Angeles'taki mekanlarımız dinamik eğitim programları ile topluma katkı sağlıyor. Sanatla insanlar arasında anlamlı bağlar kurmak ve yaratıcılığı teşvik etmek bizim için önemli." Bunun yanı sıra daha fazla sayıda özel müze ve ziyaretçilerin de esere dahil olduğu kısa vadeli pop-up sanat galerileri bekleyebiliriz. Fuarlar da gelişecek. Örneğin sanat danışmanı Nazy Vassegh, önümüzdeki Mayıs ayında Londra'daki tarihi bir binada, koleksiyonculara samimi bir ortam sunmak için standları kaldırarak Koleksiyoncu Gözü adını verdiği bir etkinlik başlatacak. Son olarak, dünyadaki yerimizi bulmamıza yardımcı olacak, güç ve gösterişle ilgilenmeyen, sadece yeni hikayeler peşinde olan sanata dönüş olacağını tahmin ediyorum, Sürrealist sanatçı Dorothea Tanning bir keresinde, "Sanat, daima aklımızı korumak için üzerine tırmandığımız bir sal oldu. Bugün de farklı bir amaç görmüyorum" demişti. Ben de öyle düşünüyorum.

"Daha az ticari, daha az seri üretilen, daha sessiz, daha özgün bir sanat türüne dönüş olacak." Victoria Miro, sanat galerisi sahibi


HAYIRSEVERLİĞİN GELECEĞİ
"Servet dağılımı ne kadar adil olursa, insanların paylaşma ihtiyacı da o kadar artar. Hayırseverlik sadece parayla değil, biraz da bağlantıyla ilgili. Bir kurumu destekleyecek büyük kaynaklara sahip değilseniz, bunu kitlesel fonlama ile doğrudan yapmanın yolları var. İnsanların desteğini sağlayarak da hayırsever olabilirsiniz." Cate Blanchett, oyuncu ve hayırsever


SANATIN GELECEĞİ
Levent Çalıkoğlu, İstanbul Modern Direktörü

Kanımca sanatın gelecekte var olma şekilleri üzerine bugünlerde ciddi bir sınav veriliyor: Dijital ortamda olmak ya da olmamak sanatın doğasını değiştirdiği gibi, algılanma şeklini de altüst etti. Her türlü üretimin sosyal medyada paylaşılması, tanıtılması ve pazarlanması ister istemez sanatın görünürlüğü ve algısını da değiştirdi. Sanat dünyasının tüm paydaşları bu değişim karşısında farklı stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Sanat yapıtının tek ve biricik olma hali şüphesiz fotoğrafın icadı ile birlikte dönüşmeye başladı ve sanal ortamda kopyalanıp çoğaldıkça kamunun artık neredeyse geri dönüşsüz bir şekilde parçası oldu. Çoğu tüketici, yapıtın aslını değil, görüntüsünü sanat yapıtı zannetmeye başladı. Bir sergiyi ve yapıtı sözgelimi Instagram'dan izlemek, o sergiyi gördüm demekle eş anlama gelmiş durumda. Bence bu sınır çizgisi sanatın geleceğinde çok belirleyici olacak. Çünkü tam tersi bir şekilde, o yapıtı görmek, çalışmanın sergilendiği mekanın içinde olmak, her şeyin sanallaştığı bir gelecekte çok daha kıymetli ve vazgeçilmez bir deneyim. Bu anın kendisi belki de başka hiçbir tecrübenin sağlayamayacağı derin bir anlama sahip. Nitekim müze ve galeri ziyaret etme sayılarında tüm dünyada görülen artış, bu uyanışın yaşanmaya başladığını gösteriyor. Yapıt izlemenin ortak bir kültürel davranış olduğunu ispat edercesine, sanat yapıtının karşısında, mekanın içinde olmayı tercih ediyor insanlar. Sanatın geleceğinde coğrafyalar, sınırlar da artık iyiden iyiye kaybolmuş olacak. Tek başına Batı merkezli bir sanat ve sanatçı üretimi belirleyici olmayacak, dünyanın tüm bölgelerinden bireylerin hikayeleri, sanat üretimleri değerli hale gelecek. Her coğrafyanın kendi hikayesi, varoluş şekli sanatın anlamını ve doğasını değiştirecek. Hiç ummadığımız bir anda gencecik bir isim dünyanın en tanınan sanatçısı olarak anons edilebilecek. İstanbul Modern olarak sanatın geleceğinde katılımcılığı, kamusal paylaşımı ve her türlü ifade ve paylaşım aracının varlığını önemsiyoruz.

Sanatın hem bireysel hem de kolektif bir hafıza ile çoğaldığını ve sınırları aştığını biliyoruz. Tam da bu nedenle modern ve çağdaş sanat arasındaki geçişkenliği ve etkileşimi canlı tutan bir koleksiyon ve sergileme anlayışına sahibiz. Ziyaretçilerin müzeyi her zaman geçmiş ve gelecek arasında bir köprü olarak görmesinin temel nedeni de bu olsa gerek.


SPORUN GELECEĞİ
"Geleceği tahmin etmeye çalışırken tüm spor dallarını aynı potada eritmek pek kolay değil elbette. Ancak genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, 10 yıl önce var olmayan mesleklerin artık popülerleşmesi gibi, şimdilerde az bilinen bazı sporların popülerleştiğini görebiliriz. E-spor denen kavram çoktan hayatımıza girdi. Serbest stil BMX bisiklet ve 3x3 basketbol spor dalları Tokyo 2020'de Olimpiyat spor takvimine dahil edildi bile. Futbolda VAR ve teniste şahin-gözü teknolojilerinin yürürlüğe girdiği geçen on yılın akabinde, teknolojinin sporun kurallarına ve oynanış biçimine etkisini daha da fazla göreceğiz. Spor dalları yeni nesle ayak uydurmaya çalışacak. İstatistik biliminin ve ileri teknolojinin spora daha da nüfuz etmesiyle sporcu performanslarının artışını da göreceğiz. Günümüzde, gelişmiş istatistik sistemleriyle yapılan rakip analizlerinde ve koşu ayakkabıları gibi ekipmanlarda bunu görmeye başladık bile. Sosyal medyanın ve dijital yayın servislerinin gücünün klasik televizyon yayınlarının önüne geçmesiyle spor izleme deneyimi de değişecek. Sosyal medya çağında talepler değişecek. Sporcu kadınların, eşit haklar almaya başladıkça daha da yükseldiğini göreceğiz." Caner Eler, Socrates Dergi Genel Yayın Yönetmeni

BİZE ULAŞIN