YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Subliminal desenler hologram gerçeklik

İnsanoğlunun gelişimi, pozitif gelecek, bir arada daha huzurlu yaşayabilmek, doğaya saygı... Sanatçı duo’su Pınar&Viola’nın üretim süreçlerini kapsayan bu holistik bakış açısını İstanbul’da yakaladığımız Pınar Demirdağ’a sorduk.

Çağla Bingöl
Fotoğraflar Serkan Eldeleklioğlu

Son dönemde Adidas, Ikea, Koché gibi markalar için yarattıkları desen tasarımlarının, poster çalışmalarının ve multimedya projelerinin yanı sıra farklı coğrafyalarda gerçekleşen sergileriyle çağdaş sanat ve moda dünyasının ilgisini çeken sanatçı duo'su Pınar&Viola'nın (Pınar Demirdağ ve Viola Renate) yolları Amsterdam'da, eğitim yıllarında kesişmiş. 2009'da distopya onları organik olarak buluşturmuş; ütopya ise beraber üretime geçmelerini sağlamış. Pınar ile Viola'yı sanatla hayatı bir bütün olarak gören ve 70'lerde yeni bir vizyon sunan Gilbert et George'un teknoloji çağındaki versiyonu olarak düşünebilirsiniz. Onlar, bilinenin çok ötesinde bir çalışma anlayışına ve geleceği gören bütüncül bir bakış açısına sahipler. Bu durum kendilerini 'güncellemek' isteyen pek çok markanın radarında olmalarını sağlıyor. Pınar Demirdağ ile yeni dönem projelerini, global anlamda geleceğin trendleri hakkında öngörülerini ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirme misyonuyla yarattıkları desenleri işte bu yüzden konuşmak istedik...

Oldukça güncel hatta yeni yeni keşfedilmeye başlayan bir alanda çalışıyorsun. Bize bu noktaya kadar serüveninden biraz bahseder misin?

Liseyi Saint Joseph'de okudum; Fransız kültürüyle tanışmam bu sayede oldu. İlk üniversitemi Fransa'nın güneyinde bir sanat okulunda okudum ve ardından yüksek lisans için bu kez ülkenin kuzeyine, Strasbourg'a gittim. Fransa'daki eğitim sistemi benim için yeterli değildi çünkü ağırlığı görselliğe, desene, estetiğe veriyorlardı ve bunlar zaten benim uzun zamandır konsantre olduğum, kendimi başarılı hissettiğim noktalardı. İşlerimde eksik olduğunu düşündüğüm kavramsal içeriği ve manayı ararken kendimi Amsterdam'da buldum. Hollanda'daki sanat eğitim sistemi, kavramsal ve eleştirel gücüyle bilinir. Burada Gerrit Rietveld Academy bünyesindeki Sandberg Instituut'e kabul edildim ve tasarım üzerine ikinci yüksek lisansımı yaptım. Burası geleceği inşa eden entelektüelleri yetiştirmeye odaklanmış bir okul.Şu anda olgun bir genç kadın ve başarılı bir sanatçı olarak alt yapımın en önemli taşlarını bu okula borçluyum.

Viola Renate ile sanatçı duo'su olarak beraber çalışmaya nasıl başladınız?

Çocukluğumdan beri bir iş beraberliği kuracağımı hissediyordum. Bende bir katalizör olma durumu var sanırım. Beraberimdeki insanların içindeki cevheri en iyi şekilde ortaya çıkarmayı biliyorum. Viola ile ilk projemiz sekiz sene önce tesadüfi bir şekilde gerçekleşti. Ama bir taraftan hiçbir şey aslında tesadüf değildir, değil mi? Sınıfımızdaki tüm öğrenciler bir sergi için davet edilmişti. Viola ve beni pek enterese etmeyen bir konu olduğu için ikimiz de katılmadık. Konu gelecekteki distopya şehir planlamaları üzerineydi ve ikimizin de bu konu üzerine kafa yorası yoktu sanırım. O yaz Viola beni aradı ve son anda da olsa 'Beraber bir proje yapsak mı?' diye sordu. Ama ütopya üzerine olacaktı; distopya değil... Kimseye haber vermeden bir performans yapalım, herkesi şaşırtalım fikri ondan çıkında ben de üzerine atladım. Tüm okul, küratörler şampanyalarını yudumlarken, biz içeriye iki sokak satıcısını soktuk ve gelecekten tişörtler sattırmaya başladık. Bu tişörtlerin üzerinde Europolis 2100, utopian chaos ve rave rave rave gibi yazılar vardı. Yani kaosu ve bilinmezliği kutlamak, 100 sene sonrasında Avrupa'nın tek bir şehir haline gelip insanların birbirlerini olduğu gibi kabul ettiği ve mutluluk içinde yaşadığı bir ütopyanın hikayesiydi. Kısacası şu an yaptığımız işin bir özeti gibiydi bu proje!

Kreatif alanda duo olarak üretim yapmanın ne gibi avantajları/dezavantajları var?

Viola ile birlikte çalışmak gerçekten muhteşem çünkü dünya görüşlerimiz birbiriyle örtüşüyor. Fakat bir taraftan da aynı konulara çok farklı açılardan yaklaşabiliyoruz. Yani bir işi yüzde 100 değil de yüzde 200 başarabiliyoruz. Bir de çok uzun saatler çalışmamız gereken zamanlarda, eğer ikimizden biri yorgunsa veya motive değilse, diğerinin heyecanı onu motive edebiliyor. Birisi workshop verirken, diğeri üretime devam edebiliyor. Bu zaman ekonomisi için de çok iyi. Tüm bunlardan daha da önemlisi, ilişki yönetimini öğreniyorsunuz. Çünkü iş ortaklığı evlilikten bile daha bağlayıcı bir şey; hele işinizi, kendi isimlerinizle imzalıyorsanız… Oldukça kişisel bir durumdan bahsediyorum aslında. Ben duo olarak çalışırken ikna ve orta yolu bulma gibi konuları zaman içinde öğrendim. Kendimi geliştirmeyi de öğrendim ki ortağım her sabah, 'Evet, ben bugün de Pınar ile çalışmak istiyorum' desin. Hiçbir zaman birisinin hayatınızdaki varlığını, en yakınınız bile olsa hafife alamayacağınızı öğrendim. Bu sayede özel hayatımdaki ilişkilerimi de özgür bırakabildim ve daha sabırlı olabildim

Pınar&Viola'nın internet sitesini incelediğimizde birçok önemli marka işbirliğinde projelere imza attığınızı görüyoruz. Burada sadece bir konuk sanatçı anlayışı yok; trendleri öngörerek markaların DNA'larını bozmadan imajlarını tazeleyen işler kurguluyorsunuz. Bu çok boyutlu çalışma mekanizmasını bize anlatır mısın?

Evet, konuk sanatçı olarak değil; markaların imajlarını modern ve sosyal sorumluluk çerçevesinde çekici bir katalizör katarak çağdaş kılıyoruz. Bunu yapabilmek için ilk başta müşterilerimizle uzun görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Böylece akıllarında olanı anlayabiliyoruz çünkü görselleştirmede teori ve pratik arasında çok büyük farklar var. En basit örneğiyle siz bana elma diyorsunuz; ben yamru yumru, doğal kıpkırmızı bir elma anlıyorum. Oysa siz yeşil bir 'Granny Smith' demeye çalışmışsınız... Markaların bulundukları sektör üzerinde detaylı bir araştırma döneminin ardından belirli kelimeler ve görsellerle onlara geri dönüyoruz. Bu noktadan sonra bulunan yol üzerinden çalışmaya başlıyoruz. Üzerinde çalıştığımız kavramları onların ulaştığı tüketicinin gözünden görmeye çalışıyoruz. 'Bu ürünün üzerinde ne olursa hayal kurardım?' ya da 'Bu desenle insanları nasıl düşündürüp, gülümsetebiliriz?' gibi sorular soruyoruz. Tabii üzerine de geleceğin trendlerinden serpmeyi unutmuyoruz.

Peki bize trendler konusunda gelecekten biraz haber verebilir misin? Görsel hafızamıza neleri kaydetmeye başlayacağız?

Çok kısa bir dönem sonra hologramlar günlük hayatımıza girmiş olacak. Nasıl ki hayatımız şu an bilgisayar öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor, Google'ın geliştirdiği 'magic leap' adlı hologramlardan sonra da aynı şekilde hologram öncesi ve sonrası olacak. Biraz daha ileri geleceğe gidecek olursak kendimizi ifade ederken kelimeden, emojiye geçtik biliyorsunuz. İleride hiçbir şey yazmamız gerekmeyecek diye düşünüyorum. Ayaklarımıza dolanan 'arkaik' kablolar ve elle tutulur makinelerden kurtulacağımız için birçok şeyi düşünce gücümüzle halledebileceğiz bence. Hayatlarımızı daha da kolaylaştıracak yeni teknolojiler gelecek. Bu röportajı yaparken harcadığımız zamanı, onun yerine güneşlenerek geçirebileceğim ve kokteylimi yudumlarken bir yandan düşüncelerim cevapları kendiliğinden size iletebilecek. Şaka bir yana, birçok sektörü otomatize ve robotize edeceğimiz için insanların kendilerini geliştirmeye, kendi gerçek potansiyellerini bulmaya daha fazla zamanları olacak. Bununla beraber kendimizi daha fazla eğitebileceğiz. Yeni teknolojiler sayesinde görsel hafızamıza istediğimiz her şeyi kaydedebileceğiz. Ama önemli olan algıda seçicilik yaratabilip sevdiğimiz görsellerle, fotoğraflara, kişilere ve kıyafetlere hologram formunda neredeyse bir parmak şıklatma kolaylığında ulaşabileceğiz. O yüzden bir nevi nasıl Google map çıkınca yol bulma konusunda tembelleştik, hologram ve hafıza kayıtları çıktığı zaman da görsel anlamda bir tembelleşme yasayacağımızı düşünüyorum. Ama bu yoğun dijital ve hologram akımı nedeniyle insanların kendilerini olabildiğince doğaya vereceklerine inanıyorum. Tabiatın en keşfedilmemiş ve el değmemiş alanlarında inzivaya gidecekler.

Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek istiyorsunuz. Bu yolda renkleri ve formları nasıl kullanıyorsunuz?

Subliminal mesajlarla... Bu formlar içerisine grafikler, idoller, ikonlar, desenler, baskılar, semboller var. Dini, sosyokultürel, fütürist, popüler kültür, güç ve daha birçok farklı etnik ve sektörel sembolden bahsediyorum. Eski uygarlıklara ve dinlere bakarsanız fark edeceksiniz ki kullanılan her sembolün bir manası var. Bunlar da elbette sosyal yapı ile ilişkili ama desenin gözümüze ulaşırken yarattığı titreşimle subliminal derinliklere kadar inebiliyor. Biz bu var olan sembolleri alıp geleceğin trendleriyle harmanlayarak bizi heyecanlandıran konular için yepyeni ikonlar, idoller, görseller tasarlayabiliyoruz. Bir nevi görsel eksper gibi.

Son dönemde başarılı birçok projeye imza attınız bize bu projelerden detaylar verir misin?

Geçen seneden iki büyük proje seçecek olursam, birisi Adidas'ın arşivlerini modernize etme çalışması, diğeri de dünyada ilk defa bir reel-sanal karması moda koleksiyonu için bir defileydi. Adidas, New York 5. Cadde'de yeni açılan amiral mağazaları için arşivlerindeki fotoğrafları kullanarak modern spor posterleri hazırlamamızı istedi. Biz de zaman ve yer olgusunu ortadan kaldıran, geçmişi gelecek ile birleştiren enerji dolu bir poster serisi ortaya çıkardık. Hologram defile projesi de kendi içinde bambaşka bir yolculuktu. Hollanda Moda Haftası tarafından verilen bu proje, stüdyomuzun teknik kapasitesinin çok üzerinde olduğundan birçok yeni teknisyenle çalıştık ve daha önce bilmediğimiz birçok konuda bilgi edindik. Bu ikisinin de üzerinde aslında beni belki en çok duygulandıran konu İsveçli çok hoş bir hanımın 'İyileştiren Desenler' koleksiyonumuzdan bir elbiseyi gelinlik olarak tercih etmesi oldu. Düğün Ağustos ayında İsviçre'de bir kır düğünü olarak gerçekleşecekmiş. Uzun zaman birçok gelinlik denedikten sonra, o özel günde anlamlı ve kendisine hayal kurdurtacak bir elbise giymek istediği için bizi seçtiğini söyledi. Bu da Viola ve benim için gerçek bir onurdu.

Moda sahnesinde hangi isimlerle işbirliği yapmak isterdin?

Kesinlikle Stella McCartney! Hayvan haklarını korumak için yılmadan sürdürdüğü mücadeleyi takdir ediyoruz. Nicolas Ghesquière, Christopher Kane, Raf Simons yine bu anlamda aklıma gelen isimler. Bir de Gucci'nin genç sanatçılarla iş yapma stratejisini çok beğeniyorum.

Seni işleriyle heyecanlandıran, beraber üretmek istediğin sanatçılar var mı?

Keşke Matisse veya Bosch hayatta olsaydı! Jules de Balincout ve Kerry James Marshall'ın işlerinde kullandığı renklere bayılıyorum, içimi ısıtıyorlar. Viola ile ilk tanıştığımız dönemde bizi en çok heyecanlandıran üç sanatçı vardı: AES+F isimli Rus grup, dijital sanatçı Marco Brambilla ve işlerinden mizah hiç eksik olmayan Olaf Breuning.

Önümüzdeki dönem için gündeminizde neler var?

Birkaç markanın kurumsal kimlik çalışmalarıyla ilgileniyoruz. Fakat bizi en çok heyecanlandıran şu an üzerine çalıştığımız yeni koleksiyonumuz. Onun tanıtımını da Aralık ayında yapmayı planlıyoruz. Tüm bunların yanı sıra şu an stüdyo olarak çok büyük bir değişimin içerisindeyiz. Ben yaptığımız işi Los Angeles'a taşıyorum çünkü moda dünyası oraya taşınıyor ve bizim dünya görüşümüze sahip insanlarla dolu bir yer Kaliforniya. Geleceği holistik değerlerle biçimlendiren insanlarla daha fazla temasta bulunmak ve iş birlikteliklerinde bulunmak istiyoruz. Bu değişim sebebiyle önümüzdeki dönemi planlamak ve işimize yatırım yapmak isteyen kişilerle görüşmek için şu an İstanbul'dayım. Hayallerinizin peşinden gidip onları inşaa edebilmek için kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Gerçi bir hayaliniz varsa onun peşinden gitmek dışında başka ne yapabilirsiniz ki?

BİZE ULAŞIN