: 1990'lar

Cesur ve renkli 80’lerin ardından hava atmanın yerini sıradanlığın aldığı, minimalizmin doğduğu, çoğu moda tutkunu tarafından köşeye itilen 90’lar aslında sosyokültürel açıdan yankı uyandıran gelişmelere şahit oluyordu.

Yazı Şebnem Kırmacı

Doksanlar, 20'li yaşlarımı geçirdiğim; her açıdan müthiş bir özgürlük hissi ve sonsuz olasılıkların varolduğu bir dönem olarak hafızamda yer etti. Moda tutkunları her nedense 90'ları baş tacı dönemleri arasında göstermezler, hatta zaman zaman bu yıllar köşeye itilir üvey evlat gibi… Ancak sosyal ve kültürel anlamda kendine özgü dalgası olan zamanlardı 90'lar. Bunun modaya yansıması da sanırım en özet haliyle minimalizm akımıydı. Cesur ve renkli 80'ler dönemi kapandığında, moda dünyasında minimalizm hakim oluverdi. Bu dönemi çok iyi anımsamamıza yardımcı olacak diğer kavramsa süper modellerin devri olmasıydı. O yıllara Kate Moss, Naomi Campbell, Christy Turlington gibi ikonlar damgasını vuruyordu.


Peter Lindberg'in Aralık 1994 sayısı için fotoğrafladığı moda çekiminde Kate Moss APC triko, Naomi Campbell Prada deri ceketle

Calvin Klein'ın bu dönem hakkında verdiği bir röportajda yaptığı yorumlar, zamanın ruhunu anlamak adına epey aydınlatıcı: "90'lı yıllarda çok büyük bir değişim olacak. 80'ler cinsellik başta olmak üzere çoğu açıdan tutucu bir dönemdi. Şimdilerde öncelikler yeniden yapılanıyor. Gösterişin,hava atmanın yerini sokaklarda gezen sıradan görünümlü insanlar almaya başladı bile. İnsanlar artık daha 'gerçek'."

90'lara damgasını vuran, sosyal ve kültürel açıdan global düzeyde yankı uyandıran ve moda dünyasıyla birebir bağlantılı diğer iki önemli olayı anmadan geçmek mümkün değil. Bunlardan biri; bütün dünyanın hayranlıkla izlediği peri masalının başrolündeki mahzun ve güzel prensesin ani ölümüydü. Tüm zamanların en çok konuşulan stil ikonlarından biri olan Lady Diana, Paris'te filmleri aratmayacak cinsten bir araba kazasında genç yaşında ölünce tüm dünya galiba peri masallarına ve hayallere olan inancını yitirdi. Moda dünyasına yön veren en önemli isimlerden Gianni Versace'nin yine film senaryosunu aratmayacak şekilde bir cinayete kurban gitmesi ise dünyayı Lady Diana'nın ölümü kadar sarsıcıydı.


Mikael Jansson'ın fotoğrafladığı Bridget Hall'un yer aldığı moda çekiminden, Temmuz 1998

Moda tarihinde devrim yaratan gelmiş geçmiş en hatırı sayılır tasarımcılardan biri olan Alexander McQueen'in 1992 yılında mezuniyet töreninde yaptığı defile, yepyeni bir yeteneğin doğumunu müjdelemişti. Yetenek avcısı Isabella Blow'un keşfettiği McQueen'e bir moda tasarımcısı demek ona haksızlık etmek olur tabii. O, daha ziyade modayı araç olarak kullanan bir çağdaş sanatçıydı. Kıyafetleri neredeyse hareket ettirdiği defileleriyle ve benzersiz vizyonuyla nefesleri kestiğinde hiç kimse onun kadar büyük bir yeteneğin kendi hayatına son vereceğini aklından geçirmemişti.


Linda Evangelista'nın Fabien Baron kreatif direktörlüğünde yer aldığı ikonik Patrick Demarchelier Eylül 1992

John Galliano'nun Fransız dev modaevi Givenchy'nin başına geçmesi yine dönemin önemli gelişmelerinden biriydi. Gianfranco Ferre, Christian Dior'u terk ettiğinde Galliano onun yerine geçti. Bu gelişmeyle birlikte moda dünyasındaki bütün taşlar oynamaya başladı: Alexander McQueen Givenchy'ye, Michael Kors Céline'e gitti; Stella McCartney Chloé'nin dümenine geçti ve Marc Jacobs Louis Vuitton'ın kaptanı oldu.


Peter Lindbergh objektifinden Linda Evangelista, Mart 1995

Yine 90'lı yıllarda Oscar törenleri tasarımcıların kendilerini en iyi gösterebileceği platforma dönüşmüştü. Dolayısıyla kırmızı halı üzerinde şıklık yarışı döneme damgasını vurdu. 1994 yılında o dönem Hugh Grant'le aşk yaşayan Elizabeth Hurley'nin Four Weddings and a Funeral filmimin galasında giydiği çengelli iğne detaylı siyah Versace elbise yıllarca konuşuldu ve tabii hala da aklımızdan çıkmış değil! 90'lar aynı zamanda rave kültürünün Birleşik Krallık, Almanya ve Amerika'da hüküm sürdüğü yıllardı. Neon renkler, kısa etekler, beli açık kısa bluzlar, file tişörtler, sabaha kadar süren rave partileri o yıllarla anılacak bambaşka bir yaşam kültürünün kodlarıydı.


Patrick Demarchelier objektifinden Cameron Diaz ve Matt Dillon, Ağustos 1998

Friends dizisi 90'larda parladı; modayla ilgili, ilgisiz tüm kadınlar Jennifer Aniston'ın 'Rachel' tarzı saç modelinin peşine düştü. 1998 yılında Sex and The City dizisi başladı; kısa zamanda kültürel ve sosyal tüm kodları içeriğinde barındırdığı içeriğiyle fenomen olmaya başladı. Jimmy Choo, Manolo Blahnik ve Christian Louboutin ayakkabılara neredeyse 'tapınma' devrimiz de böylece başlamış oldu!


Patrick Demarchelier objektifinden Daniel Day-Lewis ve Winona Ryder, Ocak 1997

90'lar dediğimizde; 1993 yılında baş gösteren yepyeni bir alt kültürden de bahsetmeden olmaz. Pearl Jam ve Nirvana'nın müziklerinden doğan 'grunge' akımı ilk olarak Seattle'da baş gösterdi. Jean'lerin üzerine giyilen oduncu gömleklerine aksesuar olarak şapka, ayakkabı olarak da Converse'ler eşlik ediyordu. Uzun saç ve genel olarak bakımsız bir görünüm revaçtaydı. Grunge akımıyla beraber New York, Milano ve Paris, punk bir geri dönüş yaşamaya başladı.


Patrick Demarchelier objektifinden dönemin süper modellerinden Christy Turlington, Eylül 1992

Alexander McQueen'in teatral şovlar yaptığı, Naomi Campbell'ın dönemin modası Vivienne Westwood tasarımı platform ayakkabılarla defilede düştüğü ve tarihe geçtiği, Gianni Versace'nin henüz 50 yaşında Miami'deki malikanesinde bir gönül meselesi uğruna öldürüldüğü, Marilyn Manson ve Kurt Cobain'in erkek moda trendlerini etkilediği, Kate Moss'un 'heroin chic' tarzıyla gündemden düşmediği 90'lar...

Dönemin modasını etkileyen çağdaş sanat cephesinde ise 1993 yılında yapılan Whitney Bienali'nin tartışmaya açtığı ırk ve cinsellik gibi başlıkları anmak mümkün. Öte yandan Birleşik Krallık'ta 'Young British Artists' akımının parladığı günler.


Aralık 1995'te Patrick Demarchelier objektifi karşısına geçen Prenses Diana, trajik kazanın ardından Kasım 1997 sayısında fotoğrafçının özel kareleriyle anıldı

İşte bahsettiğim tüm bu gelişmeleri ve onların global etkilerini, Harper's Bazaar tüm edisyonlarında sayfalarına her daim ilgi uyandıran bir tavırla taşıdı.

Peki 90'lara damgasını vuran tüm bu kültürel akımlar ve temalar hala yaşıyor mu? Evet, bazıları yok oldu; bazıları halen yaşıyor. Bu anlamda 90'lar, 'geldi geçti' diye bakacağımız yıllar değil; yeri ve zamanı geldiğinde bize ışık tutması için kullanabileceğimiz bir kaynak sayılır. Nirvana'nın Smells Like Teen Spirit parçası eşliğinde...

BİZE ULAŞIN