Modanın kadını güçlendirme projesi

Kadınlar artık seslerini duyurmak için feminen cazibeye ihtiyaçları olmadığını ifade ediyorlar.

ve gibi hareketlerin sonrasında, modaevlerinin olaylar üzerine düşünme fırsatı bulup da hazırladıkları ilk sezonda tasarımlar fazla mı kapalı? Moda endüstrisi, 2018 sonbaharında kadınlara daha uzun etek boyları, dekoltesiz yakalar ve daha geniş kalıplar mı öneriyor?

Çağla Bingöl

Bir saldırıya uğradığınızda ya karşı koyarsınız ya kaçarsınız ya da donar kalırsınız bildiğimiz kadarıyla. Ama belki bir şans daha vardır, o da saklanmak... Bu sezon modaevlerinin bize verdiği ilk his bu. Defile bitimlerinde, seyirciler arasında kulaktan kulağa dekoltelerin azlığı fısıldanıyordu. Şimdi içinizden geçenleri duyar gibiyiz: "Birileri yine kadınlara ne yapmaları gerektiğini mi söylüyor yoksa?" Kadınların, bu kadar çok protesto gösterisinden sonra artık kendi seçimlerini yapmak istediklerini anlatabilmiş olmaları gerekir. Ama atmosferde bir değişim var. Mary Quant'ın 1960'larda yaptığı mini etek darbesinin tam tersi bir dalga geliyor. Kadınlar artık seslerini duyurmak için feminen cazibeye ihtiyaçları olmadığını ifade ediyorlar.


Stella Mccartney

Podyumda Siyasetin Yeri Azalıyor
Donald Trump'ın Amerikan Başkanı seçilmesinin ardından Amerikalı olsun olmasın birçok insan için (global bir düzende yaşamanın gereği olarak) hayat tepetaklak oldu. Seçimin hemen sonrasında çok ateşli protestolara şahit olduk. Konular savaştan kadın haklarına, çevre kirliliğinden mülteci sorunlarına kadar çok geniş bir yelpazedeydi. Moda sektörü de o dönem bu hareketliliğe seyirci kalmak istemedi. Podyumlarda, isyanı çağrıştıran, hak talep eden ve birlik olmaya çağıran birçok slogan kıyafetlerin üzerinde bizlere servis edildi. Fakat sonra hangi markanın ne kadar samimi olduğu, kimin bir yandan kadın hakları derken, bir taraftan merdiven altında ucuza kadın işçi çalıştırdığı, hangi markanın nehirleri atıklarıyla kirlettiği gibi üstü kapatılmış konular deşilmeye başlanınca, podyumlardaki hareketlilik de büyük çoğunlukla yerini sessizliğe bıraktı. Çünkü birçok markaya suçlayıcı parmaklar uzatılmıştı bile: Herkes kendi pazarlamasının peşindeydi.


Instagram influencer Melanie Elturk

Artık herkes podyumda kendini görmek istiyor. Yoksa kolayca ilgisini başka yöne, mesela sokak modasını yücelten Instagram'a çevirebiliyor.

Dip Dalganın Gelişi
Geçtiğimiz sezonlardaki siyasi söylemlerin sesi kısılsa da podyuma ırk, beden ve inanç konularında gelen çok seslilik artarak devam ediyor. Halime Aden'in ilk tesettürlü model olarak çıkışı, Ortadoğu ülkelerinde düzenlenen moda haftaları, Dolce & Gabbana'nın şaşırtan abaya koleksiyonu derken, 'Modest Fashion' iyiden iyiye lügatımıza girdi. Öyle ya, özgürlükse bu da bir özgürlüktü. Burada araya bir parantez açmak gerekirse: 'Modest' kelimesini Türkçe'ye çevirdiğinizde gösterişsiz, mütevazı, ılımlı, alçak gönüllü gibi anlamlar barındırıyor içinde. Ama Modest Fashion daha ziyade muhafazakar giyim için kullanılıyor. Bu trendin yükselişi ise sosyal medya aracılığı ile "Biz de varız" diyen çoğunluğu Müslüman bir kesimin eseri. Modest Fashion bu süreçte kendi ikonlarını yarattı. Haute Hijab hesabı ile Melanie Elturk, Dolce & Gabbana düşkünlüğü ile tanınan Ruba Zai ve minimal tarzı ile sevilen Kuveytli Ascia bu isimlerden bazıları ki, sadece bu saydıklarımızın toplam takipçi kitlesi 4 milyonu buluyor. Hatta bunca popülerlik Londra'da London Modest Fashion Week etkinliklerinin başlamasına da ön ayak oldu.


Richard Quinn

Diğer taraftan, artık her modaevi çeşitlilik adına podyumda farklı ırklardan, yaş gruplarından ve değişik beden ölçülerinden modellere yer veriyor. Oyunu kuralına göre oynamayan modaevleri de sosyal medyanın hışmına uğruyor, boykota varan tepkilerle karşılaşıyor. Bir anlamda herkes podyumda artık kendini görmek istiyor. Yoksa kolayca ilgisini başka yöne, mesela sokak modasını yücelten Instagram'a çevirebiliyor. Bu da modaevlerini trend belirleyen statüsünden takipçi konumuna düşürüyor.


Givenchy

Ortada Buluşma
Podyumda kendini arayan kadınlar; feminen stil başlığı altında yoğun dekolteli, her an bir kaplan gibi saldıracağa benzeyen, bedenini silah gibi kullanan kadın imajını reddetmeye başladılar. Çünkü bu imaj onlara erkekler tarafından dayatılmıştı fakat yeri geldiğinde yine kadınları provokatif giyinmekle onlar suçlamaktaydı. Bu kısır döngünün içinde yer almayan Celiné, The Row, Marni, Prada gibi markalar da elbette vardı. Hatta moda dünyasına adım atmasıyla giyimini yenileyen ve eski imajına tamamen zıt, bol kalıplarla karşımıza çıkan Victoria Beckham, geçmişteki WAGs (Wifes and Girlfriends of High-profile Sportspersons/Önemli Sporcuların Eşleri ve Kız Arkadaşları) günlerini unutturmak ve ciddiye alınmak için bu yolu tercih etmişti.


The Row sezon defilesinden

Ancak artık tek tek çıkan seslerin yerini bir ana dalga aldı. Maksimalizmi baştan yazan Gucci, kat kat montlar giydirerek bizi adeta bir kıyamet senaryosuna hazırlayan Balenciaga, tüvit, balıksırtı, flanel gibi ciddi kumaşlara yer veren Saint Laurent, Calvin Klein ve Stella McCartney, pelerin tasarımlarıyla kadın ile süper kahraman arasındaki kısa mesafeyi kapatan Erdem, Nina Ricci, Givenchy… Kısacası podyumda kadın silueti hiç bu kadar güçlü durmamıştı ve farklı kadınların dünyaları hiç bu derece birbirine yakınlaşmamıştı. Bir taraftan da her isteğe ayrı ayrı yetişemeyen modaevlerine gün doğdu. Hem modest fashion'ın ortalığı kasıp kavurduğu Ortadoğu'nun geniş pazarındaki yerlerini sağlamlaştırdılar, hem de dekolteleriyle değil de düşünceleriyle kariyer basamaklarını çıkmak isteyen kadınlara hitap ettiler. Üstelik bunların hepsini Women's Empowerment, yani Kadını Güçlendirme projesi altında toplama fırsatı buldular.

Tabii, bunca bollaşan kalıbın önceki sezonların tüm siluetlerini de bir anda saf dışı bıraktığını gözden kaçırmamak lazım. Yani her anlamda #MeToo hareketi moda endüstrisi için çok karlı bir çağın kapılarını araladı.

BİZE ULAŞIN