Linda Evangelista bir seyahat modeli

Süpermodel Linda Evangelista ilk kez moda editörlüğüne soyunarak Kanada’da geçen çocukluk yıllarını görselleştiren bu nostaljik çekimde kendisini, yani genç Linda’yı canlandırmak üzere model Raquel Zimmermann’ı seçiyor.

Laura Brown

İşçi sınıfı bir ailede geçen çocukluk yıllarından yüksek modanın doruk noktasına.

Linda Evangelista Manhattan'ın Chelsea semtinde, öğle yemeği yemek üzere bir cafede oturmuş; telefonunun hoparlörünü açığa almış, annesiyle konuşuyor. 1984 yılında New York'a taşınır taşınmaz Linda'nın en sık aradığı kişi de annesiydi. "Sürekli arardı beni, hep haberdar ederdi. Çünkü nerede olduğunu, güvende olup olmadığını çok merak ediyordum." diyor annesi. "Tabii onu telefon kulübelerinden arıyordum!" diye annesinin cümlesine ekleme yapıyor Linda. "Şimdilik telefonu kapatıyorum anne, görüşürüz!"

51 yaşındaki Evangelista şimdi bu sayfalarda işte o zamanları, Ontario'nun işçi sınıfının yoğun olduğu şehirlerden biri olan St. Catharines'ten New York'a taşınmak üzere ayrılmadan önce geçirdiği yaşamını yeniden canlandırıyor. Yani New York'a adım atıp dünyada süper modelliğin tanımını yapan, hayatının efsanevi bölümüne geçmeden hemen önceki evresini. Linda'nın 'süper'liğini yeniden doğrulamak üzere birkaç veriden faydalanalım: 700'den fazla dergi kapağı, aralarında Versace, Chanel ve Dolce & Gabbana'nın da olduğu dev modaevleri için reklam çekimleri, tüm dünyada yankı uyandıran en az üç farklı saç rengi ve süper modellik yolculuğunda kendisine eşlik eden iki ünlü model, Christy Turlington ile Naomi Campbell. Bir de, aslında söylemeye gerek yok ama bugünlerde artık tasarımcıların kült parçalarıyla dolup taşma noktasına gelmiş kıyafet ve aksesuar arşivi. "En kısa sürede hepsi doğru yerlere bağışlanacak! Ne yapacağım ki onlarla? Bu kadar çok kıyafeti daha fazla kendime saklayamam."

"Gördüklerinizin hepsi gençliğimdeki uğrak noktalarım. Kullandığım araba, evim, dükkan, kilise… Hayat buralarda olup bitiyordu." Linda ile fotoğrafçı Nathaniel Goldberg, Linda'nın gençliğini canlandırması için model Raquel Zimmermann'da karar kılmışlar. Genç Linda'yı yeniden yaratmak üzere Raquel'i seçmelerinin nedeni onun fiziksel nitelikleri kadar duyguları aksettirme konusundaki yeteneği olmuş. Linda, "O efsanevi bir model." diyerek hayranlığını dile getiriyor. "Bana Janice Dickenson'u anımsatıyor. Dönen, kımıldayan ve yanaklardan hızla makas alan o küçük, tatlı şeyi. Ne demek istediğinizi anlıyor. Raquel, benim alter egom. Onu istediğim kişiye dönüşürken izlemekten büyük keyif aldım."

Elbette gördüğünüz bu görsel hikayede bir parça şiirsel oynama da var. Mesela Linda, Grand Central istasyonundan hiç trene binmedi. Ayrıca bu mizansende önce New York'a gelip sonra geçmişe dönüyor. Oysa normal kronolojide önce Kanada, sonra New York'a geliyor. "Raquel'in istasyonda ayağını yere sağlamca basışını çok sevdim çünkü nihayet olması gereken yere gelmişti. Başlangıç buydu. İşte genç Linda, işte Linda'nın geldiği yer."

O yıllarda şehre gelir gelmez Evangelista'nın ilk yaptığı şimdilerde artık herkesin bildiği, modellerin birlikte yaşadığı daireye gitmek olmuş. "Böceklerle dolu bir yerdi," diye anımsıyor; "Ama nedense her şeyin tam da olması gerektiği gibi olduğunu düşünüyordum." Ardından deneme çekimlerine katılmaya başlamış. "Bir ay boyunca her gün 10 çekime gittim, metro duraklarını tanıdım, şehri öğrendim. SoHo'ya gitmenin Mars'a ayak basmak gibi bir deneyim olduğunu hatırlıyorum. O zamanlar burada sadece tırlar ve terk edilmiş binalar vardı." Parasal olarak da ucu ucuna yaşadığı zamanlarmış. "Annem denkleştirebildikçe bana 100'er dolar gönderiyordu" diyor.

Hatta kariyerinin bu erken döneminde aldığı bir modellik işi bilhassa moralini bozmuş. "Mademoiselle dergisinde yer almak üzere Jean Louis David için poz verdiğim bir reklam kampanyasıydı. En fazla birkaç yüz dolar kazanmıştım. Ajansım Elite devreye girerek; 'Moralini bozma, seni Paris'e göndereceğiz' dedi neyse ki." Böylece kendini Paris'te bulmuş ve Hôtel St. André des Arts'ta diğer iki modelle birlikte kalmaya başlamış. Kedigözü makyajlı ilk moda çekimi ve aynı zamanda ilk dergi kapağı olma anısı da taşıyan işi, ekibin geri kalanı yemek yerken Linda'ya kıpırdamamasını söyleyen bir makyaj sanatçısının baskısı altında geçmiş. Tam iki saat boyunca koltukta nefes almadan oturmak zorunda kalmış. "Nihayet geri geldiğinde, o kadar zaman geçince haliyle gözlerimden yanaklarıma göz kaleminin siyah tozu dökülmüştü biraz. Ve bu görüntü onu kelimenin tam manasıyla çılgına çevirmişti. Benim de ilk deneyimim olduğu için 'herhalde moda dünyasının normal hali bu' diye varsaymıştım. Dökümhanede çalışmış bir babanın kızı olarak para kazanmanın ne kadar zor olabileceğini tahmin edebiliyordum. Çok saftım. Bu noktadan sonra başıma bir sürü iyi şey geldi ve bu noktadan sonra başıma bir o kadar da kötü iş geldi. Arthur Elgort, Steven Meisel, Peter Lindbergh gibi muhteşem fotoğrafçılarla çalışmak üç yılımı aldı. Hiçbir şey hızlı olmadı. Merdivenleri ağır ağır çıktım."

Evangelista'nın merdivenlerinin başlangıç noktası, aslında tüm üyelerinin aynı mahallede yaşadığı geniş bir İtalyan Katolik ailesinin içine doğduğu kırmızı tuğlalı evdi. Tam da çekimde gördüğünüz, ailesi ve iki erkek kardeşinin birlikte olduğu kareden söz ediyoruz. (Dokunaklı bir tesadüf eseri, ailesi geçtiğimiz Temmuz ayında burayı satmış.) "Çocukluğumun geçtiği yerlerde çekim yapmak duygu olarak çok yoğundu. Çocukken yatak odam o kadar küçüktü ki, ortasında yatarken neredeyse her iki duvara da dokunabilirdiniz. Ama en azından benimdi ve kimseyle paylaşmak zorunda değildim! Herkes neye sahipse ben de tam tamına ona sahiptim. Ne fazla, ne de eksik."

Ama bu çekimde gördüğünüz yatak odası fotoğrafı, Evangelista'nın teyzesinin evinden. Çünkü bahsettiğimiz gibi kendi evleri satılmış; "Şu battaniyeyi büyük annem elinde ördü. Büyürken her şey tam da bu karedeki gibi görünüyordu: annemlerin evi, büyük annemin düzeni, her şey, hepsi. Zamanda geriye yürümüş gibiyim. Son Akşam Yemeği başta olmak üzere tüm evlerin tüm odalarında dini temalı tablolar asılıydı."

Ontario'da geçen yıllarında Evangelista, hayalleri için hep birden fazla işte çalışmış. Aralarında "Elmasları bir GIA sertifikalı taş bilimci kadar iyi sınıflandırmayı öğrendim çünkü onlara müthiş bir tutku duyuyordum." dediği, bir mücevher mağazası ile Hollywood balmumu gibi ilginç dönemler de var. "Michael Jackson, Marilyn, herkes bu müzedeydi! Etrafı kafesle çevrili bir gişede bilet satıyordum. O zamanlar üç ayrı iş arasında koşturup duruyordum çünkü tasarım parçalar satın almak benim için bir ihtiyaç gibiydi. Okulda olmadığım tüm zamanlarda aralıksız çalışıyordum. Sanırım 'daha fazla kıyafete ihtiyacım var ve bu ciddi bir durum' diyerek modaya olan tutkumu ilan edip annemi üzüntüden ilk kez ağlattığımda 11-12 yaşlarındaydım. Kulağa aptalca geldiğini biliyorum ama kendimi ifade etmemin daha iyi bir yolu yoktu. Hafif dalgalı Peter Pan yakalı o bluzu
giyip fitilli pantolon ve dolgu tabanlı ayakkabılarımla tamamlamam şarttı.

Anneme bunu söylediğimde, 'Tamam, durumla ilgileniyorum' diyordu. Öyle de yaptı." Böylelikle Linda'nın hiçbir zaman şık olmadığı veya iyi görünmediği bir dönemi olmamış; "Bir sonraki giysimi mutlaka önceden seçmiş olurdum ve bu genelde bir takım olurdu. Bluz-etek ve blazer ceket, onları tamamlayan küpe ve ayakkabılar gibi. Ya bir alışveriş merkezine ya da New York'a geçerdik alışveriş için. Paramız nereye kadar uzanıyorsa, oraya kadar giderdik."

Tabii ideal bir pazarlık yakalamak için dikkatli olması da gerekiyordu Linda'nın. "Gümrük vergisi ödememek için arabayla sınırı geçerken aldıklarımızı üstümüze giyip yeni olduklarını belli etmememiz falan gerekiyordu." diyor gülerek. Araba? "Bronz renkli, 1982 yapımı bir Eldorado. Depoda ufak bir delik olduğu için sürekli benzinim azalırdı. Özellikle sola döndüğümde yarısı yola akardı. Olanı da erkek kardeşimle paylaşırdık." Çalışmaktan zaman bulduğundaysa o dönemin diğer gençleri gibi 50'li ve 60'lı yılların damgasını taşıyan otellerde arkadaşlarıyla zaman geçiriyormuş. (Çekimde görebileceğiniz Space Motel bunlardan biri.) "Buralar 50'li yıllarda ultra lüksmüş. Çiftler buralara balayına gelirlermiş. 80'li yıllarda mekanlar o kadar erken kapanıyordu ki bir yerde takılmak için otellere gelirdik." Akşam yemeği için yine o civarlarda yer alan, epeyce metruk haldeki Çin restoranına gitmek de bir alternatifmiş. Gençlikten söz açılmışken; acaba Evangelista, Niagara civarlarında ya da People Express kapısında, ardından üzüntü içinde bakan bir adam bırakmış mıydı? "Ah, hayır!" diyor, gülümseyerek. "Görüştüğüm biri vardı ama onu bırakma nedenim modellik hayalim değildi."

Her ne kadar her köşesi hikayelerle dolu uluslararası bir kariyer imparatorluğu kurmuş olsa da Evangelista aslında evini hiç terk etmedi. Bu çekim sırasında hatırladığı gibi. "Çekim sırasında selam vermek için tüm komşularımız geldi. Nowakowskis'ler, sokağın karşısında oturan adam. Eskisi gibiydi, aynı mahalle…Teyzem Zizi yine herkesi besliyordu. Buna çekim ekibimiz de dahil. Ailem işte böyledir benim; sürekli besleriz, besleriz, besleriz." Tam bu sırada Evangelista da öğle yemeğini bitirmiş kendi dilinde 'Augie', asıl ismi Augustin olan dokuz yaşındaki oğluyla evine gitmeye hazırlanıyor. Elindeki fotoğraf dosyasını toparlıyor, aralarında çocukluğunun geçtiği evde şimdi Zimmermann'ın Gucci içinde poz verdiği kare de var. Son olarak da "Biliyor musunuz, ne bir kalede büyümek çocukluğumu değiştirebilirdi ne de çadırda." diyor.

BİZE ULAŞIN