Yüksek modaya spor karışırsa

Oversize sweatshirt’ler, şeritli eşofman takımları, polo yaka elbiseler... Sporun pek çok dalına referans veren ve konforun ilk kez bu kadar ön plana çıktığı bir yaz sezonu başlıyor.

Giriş Tarihi: 09.02.2019 12:16

Tuğçe Kayar

Moda, bildiğimiz giyim tarzlarına yeni tanımlamalar getirip jargonumuza sıklıkla yeni sözcükler ekler. 2014 yılında ortaya çıkan ve her geçen gün popülaritesini daha da artıran athleisure terimi de bunlardan biri mesela. Atletizm ve boş zaman sözcüklerinin birleşiminden doğan bu sözcük aslında sağlıklı yaşam felsefesini benimsemiş 21. yüzyıl kadınının spor sonrasında giydiği kıyafetleri günlük hayatına taşımasını simgeliyor. Malum spor yapmanın cool olmakla eşdeğer sayıldığı 2000'li yıllardayız. Ve artık egzersiz kıyafetlerimizle daha çok zaman geçiriyoruz. Her şeyin ötesinde aslında rahat olmak istiyoruz. Elbette bu durumu lehine çevirmek isteyen tasarımcılar oldu. Ve sanki İlkbahar/Yaz 2016 sezon koleksiyonlarını, spordan sonra güne eşofmanlarıyla devam etmek isteyen kadınlara ithaf etti. Öncelikle Chloé'yi ele almalıyız çünkü athleisure etkili tasarımlara en çok bu koleksiyonda rastlıyoruz. Chloé'nin yaz kadını bu yaz, sporcuların antrenman öncesi ısınırken giydiği kenarları şeritli eşofman üstünü çiçek desenli, maksi uçuşan etekle bir araya getiriyor. Fiyonk detaylı, derin yaka dekolteli ya da omuzları açık dantelli bluzları da eşofman altlarıyla... 'Eşofman takımlarını Adidas'tan ya da Nike'tan almak dururken neden Chloé'ye yatırım yapmalıyız?' sorusunun cevabı 'renk bileşenleri' olarak yanıtlanabilir. Çünkü Chloé athleisure parçalarında bordo ve mavi kullanarak silueti retro bir havaya büründürmüş. Ve bize İsveçli tenisçi Björn Borg'un sayısız şampiyonluk kazandığı 70'li yıllarda giydiği kenarları şeritli Fila eşofman üstlerini anımsatıyor.


Chloé eşofman takımları Björn Borg'un formalarına referans veriyor

Athleisure'a ayak uyduran bir diğer tasarımcı koleksiyonunu Amerikan sinemasına ve kültürüne adayan Marc Jacobs. Harvard Üniversitesi'nin sportif öğrencilerinin modaya kazandırdığı kolej ceketleri bu koleksiyonda kalem etek ya da kumaş pantolon gibi ciddi parçalarla buluşuyor. Dolayısıyla athleisure, eşofman altı giydiğiniz zaman o anki modunuz şık olmaktan yanaysa topuklu sandaletlere, konfordan yanaysa spor ayakkabılara başvurmanıza olanak tanıyor. Eşofmanları farklı akımlara ait parçalarla kombinlemek size göre değilse Loewe İlkbahar/Yaz 2016 koleksiyonuna göz atabilirsiniz. Çünkü koleksiyonda, markanın kreatif direktörü JW Anderson'ın gustonuza göre yarattığı siyah ya da bej rengi eşofman takımları var. Buna karşılık DNA'sında Amerikan spor giyim tarzını taşıyan Tommy Hilfiger renk ve desen konusunda oldukça cesur tasarımlarla karşımıza çıkıyor. Bob Marley ile özdeşleşen eşofman takımları Karayipler'in tropikal desenleriyle flört ediyor. Koleksiyondaki file ve örgü kumaşlar Afrikalı futbol takımlarının forma renklerini çağrıştırıyor. Jarse formaları andıran bir başka siluet Opening Ceremony koleksiyonunda elbise olarak sahne alıyor. Opening Ceremony kreatif duo'su Humberto Leon ve Carol Lim reglan dikişli, diz üstü forma-elbisenin etek uçlarını uçuşan kumaştan püsküllerle donatıp topuklu ayakkabılarla tamamlayarak silueti feminen hale getirmeyi başarıyor.

Dünya tenis şampiyonu René Lacoste'un kurduğu bir markanın her sezon koleksiyonunda sportif öğelere rastlıyoruz zaten. Bu yaz fermuarlı polo yakalı elbiseleri ve blok renkli elbiseleri athleisure için sık sık başvuracağımız bir marka olarak öne çıkıyor. Bildiğiniz üzere Lacoste bu yaz Rio'da gerçekleşecek olimpiyatlarda Fransa'nın resmi formalarını tasarlayacak. Dolayısıyla koleksiyonda olimpiyat temasına gönderme yapan pek çok tasarım var. Olimpiyatlarda İngiliz atletlerinin formaları ise Stella McCartney imzası taşıyor. McCartney zaten Adidas ile işbirliği yaparak spor giyime dolayısıyla athleisure kavramına çok yakın duran biri. Kendi adını taşıyan markasının yaz koleksiyonunda tenisle özdeşleşen polo yakalı elbiselere yer vermesi bizi şaşırtmadı. Aynı şey teknik kumaş düşkünü, koleksiyonlarını sokağın diline kulak vererek yaratan Alexander Wang için de geçerli. Balenciaga'dan sonra tamamen kendi markasına yoğunlaşan tasarımcı İlkbahar/Yaz 2016 koleksiyonunu oluştururken beysbol, basketbol ve kriket gibi bilumum spor dalından ilham aldı. A League of Their Own'da aynı takımında oynayan iki beysbolcuyu canlandıran Madonna ve Geena Davis'in formalarını düşünürseniz Wang'in ilhamını sinemadan da aldığını görebilirsiniz.


Lacote - Tommy Hilfiger - Chloe

Sportif parçalarla bir arada kullanılan ciddi tasarımlar silueti her ne kadar sıradanlıktan uzaklaştırmaya yetse de bununla yetinmek istemeyenler olabilir. O noktada sizi Vetements'ın dekonstrüktif sweatshirt'leri ve eşofman takımlarıyla baş başa bırakabiliriz. Geniş paçalı bol kesim jean'lerin ya da deri eteklerin üzerine giyilen devasa hoodie'ler sezonun sokak modasını en iyi yansıtan athleisure temsilcisi. Bildiğiniz üzere belirli bir iddia gerektiren bu oversize parçalar fit bir beden de gerektirmiyor artık. Sonuçta önümüzde mini eteğiyle Vetements sweatshirt giyen bir Kim Kardashian örneği var.

Athleisure tanımına uyan tasarımların en önemli özelliği spordan önce, spor yaparken ve sonrasında giymek üzere yaratıldıkları için materyallerin buna uygun olarak seçilmesi. Teknik kumaşlar sadece görselliği ön planda tutmuyor, fonksiyonelliği de konforu da hesaba katıyor. Hafif gramajlı, bedeni sıkıca sarmalayan bu sayede hava akımı oluşturup serinlik hissi veren, terletmeyen materyallerden bahsediyoruz. Kesimler, sporcuların hareket alanı öngörüldüğünden kusursuz bir konfor yaratıyor. Mesela bomber ceketler ve eşofman üstlerinin omuz bölümüne reglan dikiş uygulanıyor. Alexander Wang günümüz modasının en iyi teknik kumaş uzmanlarından. Stella McCartney de öyle. Modanın gelişen, sürekli kendini
yenileyerek canlı kalan ve bu sayede yeni gibi duran bir organizma olduğunu düşünürsek athleisure'ın diğer tasarımcılar için yeni bir keşif alanı sunduğunu söyleyebiliriz.

ESP Trendlab adlı trend tahmin şirketinin yöneticisi Ellen Sideri athleisure akımının kendini tüketmesi için önünde iki ya da üç yıl olduğunu söylüyor. Tabii bu rahatlık anlayışı estetik değerlerimizin bozulacağı anlamına gelmiyor. Sideri'ye göre alışveriş yapanlar athleisure parçalara, olmazsa olmazlar olarak değil gardırobun basic parçaları olarak bakacak. Bugün spor giyimin yüksek modaya karışmasıyla aradaki uçurum da ortaya çıkıyor. şöyle ki; Nike'tan 300 TL'ye alabileceğiniz bir eşofman takımı Chloé'de 3.000 Euro. Bu noktada kişiden kişiye değişen 'olmazsa olmaz' kavramı devreye giriyor. Fakat İlkbahar/Yaz 2016 sezonu bize sayısız kombin özgürlüğü getirdiği için atletik parçaları olmazsa olmaz olarak nitelendirebilmek de mümkün. Dior erkek koleksiyonları kreatif direktörü Kris Van Assche eşofman altlarıyla ilgili şunları söylüyor; "Eşofmanlar deneysellik konusunda idealdir. Onlarla istediğiniz gibi oynayabilir, üzerlerine istediğiniz deseni ekleyebilirsiniz. Tipik burjuvazi sembolü olan baklava desenini bile!" Neyse modası geçmiş bir parçaya yatırım yapmış olduğunuzu yıllar sonra fark etseniz bile en azından spora vintage bir tasarımla gidebileceksiniz.

BİZE ULAŞIN