Issey Miyake ile 45 yıl

Modayla deneyler yapan, giysi ile onu giyen kişinin bir olduğunu savunan, yenilikçi Japon tasarımcı Issey Miyake’nin mesleğinde ardında bıraktığı 45 yıl, Tokyo Ulusal Sanat Merkezi’ndeki retrospektifle kutlanıyor.

Işık Cansu Canayak

1938 yılında Hiroşima'da doğan Issey Miyake'nin 1971 yılında ilk moda sunumunu yaparak kendini sektördeki kritik isimlere fark ettirmeyi başarmasının üstünden tam 45 sene geçmiş. Dolu dolu, anlamlı, yaratıcılık yüklü, ortalama bir ömrün yarısından da uzun bir zaman bu. Geleneksel teknikleri teknolojinin en son imkanları ile birleştirdiği, katlama ve piliyi bir sanat haline getirecek kadar usta hamlelerle sürekli baştan yarattığı ve aralıksız olarak üretmeye devam ettiği upuzun bir zaman. Miyake üzerine bugüne kadar çok kitap yazıldı, nice prestijli moda ödülünü zaten çoktan aldı, ancak yine de 2016 Mart ayına kadar henüz hala gerçekleşmemiş olan tek bir şey vardı: Hakkında bugüne kadar yapılmış kapsamlı bir retrospektif.

Tokyo Ulusal Sanat Merkezi'nde 16 Mart'tan 13 Haziran'a kadar görülebilecek sergi işte bu boşluğu dolduruyor. Miyake Issey Exhibition: The Work of Miyake Issey, sanatçının sürekli yeni metodolojiler ve imkanlar arayan, değişiklik isteyen yanını izleyicilere belli bir gruplandırmayla aktarabilmek niyetiyle işe koyulmuş. Sergi, hikayenin ilk başladığı yere, 1960 yılında Miyake'nin Tama Sanat Üniversitesi'nde okurken o sıralar Japonya'da ilk kez yapılacak olan Dünya Tasarım Konferansı'na mektup yazdığı güne kadar geriye gidiyor. Genç Issey, konferansı düzenleyen ekibe öfkeli çünkü kıyafet tasarımı nedense sundukları seçkide yer almıyor, sanki tasarımdan sayılmıyor. Tam da o gün mektubunda altını çizmeye çalıştığı, giysilerin yalnızca modaya ait olmadıkları; aksine tasarımın temel formlarından biri olarak değerlendirilmeleri gerektiği inancı Miyake'nin yaşamı boyunca sürecek bakış açısının ilk duyurusu oluyor. "Pek çok kişi kıyafetlerin yalnızca giyilmeleri gerektiğini söyleyebilir ama bence bir film seyreder gibi kalabalıklar içinde de onları inceleyebilmelisiniz" derken de aynı şeyi kastediyor.

Giysiler ile onu giyen kişinin vücudu ve bulunduğu mekan arasındaki ilişkiye olan merakını hiçbir zaman kaybetmiyor, onunla aynı zihin yapısını paylaşan kişilerden oluşan ekibiyle hep bu soruyu merkeze koyarak önce çizip sonra en konforlu ve teknolojik zekayla dolu üretim biçimlerine bakıyor. Gözünü hep gelecekte tutuyor, bu yüzden olsa gerek ki tasarımlarını ifade etmek için fütürist sıfatını kullanmak en çok Miyake'ye yakışıyor. Ve günün sonunda tüm bunlar alabildiğine estetik, sade ve enteresan görünen yaratımlar olmayı başarıyor. Miyake Issey Exhibition: The Work of Miyake Issey de konuyu aynı yerden ele alarak modacının dev arşivini -en erken dönem işlerinden en son koleksiyonuna dönemlere göre derlerken ziyaretçilerin yaratıcılıklarını harekete geçirmek, onlara üretmenin ve çizginin dışında düşünmenin ne şahane, ne kadar özgürleştirici bir yanı olduğunu hissettirmek istiyor.

Üç bölüme ayrılıyor sergi. İlk odada, Miyake'nin 1970'lerdeki serbest formlu, soyut ekoldeki tasarımlarına, Miyake Design Studio'nun kuruluşuna ve aralarında tulumlarının da olduğu bazı karakteristik tasarımlarına yer verilirken; ikinci odada Issey'in 80'li yıllarda vücuda, tasarım ile onu giyen kişi arasındaki ilişkiye odaklandığı, renk ve desen konusunda yeni üretim teknolojilerini keşfettiği işler yer alıyor. Heykelsi formlardaki korseleri, üstlerinde bolca deney yaptığı sentetik fütüristik kumaşları göreceğimiz yer burası. Üçüncü kapının ardında ise karşımıza belki de serginin en zevkli bölümlerinden biri, Miyake'nin yıllar içinde Yves Saint Laurent, Marc Jacobs, Helmut Newton, Juergen Teller, 90'lar boyunca kampanya çekimlerinde birlikte çalıştığı fotoğrafçı Irving Penn gibi isim ve markalarla yaptığı işbirlikleri çıkıyor. Mesela burada Issey'in imzası haline gelmiş Pleats Please, A-Poc ve muazzam bir takipçi kitlesi olan geometrik çizgili aksesuar markası Bao Bao gibi unutulmaz projeleriyle bir araya geliyoruz. Ve, ikonik, efsanevi, kült -adını siz koyun- Issey Miyake katlama ve pili harikalarının nasıl ortaya çıktığı sorusunun ardındaki gizli prodüksiyon sürecini izleme imkanını da yine bu kapının ardında buluyoruz.

Gerçekten de Miyake, "Ne yaparım da var olanı kendi dilimde üretebilirim" sorusunun peşinden giden, cesur bir zihin oldu. Geleceği zamanından önce yakalamak için hiçbir zaman şimdiki zamanın sunduğu standart imkanlarla yetinmedi. Kim bilir bunu belki de içgüdüsel olarak böyle yapıyordu.

Heykellerden esinlendiği formları akla hayale gelmeyecek Japon washi kağıdı, at tüyü ve rafya gibi kumaşlarla bir araya getirerek; "Bunu ancak Miyake yapabilirdi" dedirtecek tasarımlar yapmayı seven Issey de zaten "Kıyafetlerin onları giyen kişi hareket edince onlarla birlikte hareket etmesini istiyorum. Giydiklerimiz de bizimle birlikte ağlar ya da güler, onlar yaşamımızın temel eşlikçileridir aslında" derken tam da bu hani neredeyse canlanıp da dile gelecek, hayata geçiverecek organizmalara benzeyen tasarımları yapmasının ardındaki motivasyonu özetliyordu.

Böyle bir bakış açısıyla hareket ediyorsanız kolektif moda hafızasında pek çok unutulmaz anı yaratmanız zaten işten değil. 1999 İlkbahar / Yaz defilesinin finalinde modellerin birbirine kumaştan yapılmış uzun bir tüple bağlı bir biçimde yürümeleri veya 2011 Sonbahar / Kış şovunda asistanlarının Japon kağıt katlama sanatı olan origami'yi andıran tasarımları seyircilerin önünde canlı olarak modellere giydirmeleri onca unutulmaz anıdan sadece ikisi. Tama Üniversitesi'nde grafik sanatlar bölümünü bitirdikten sonra Paris'in en elit okullarından Chambre Syndicale de la Haute-Couture'den mezun olan Miyake, 1973'te ilk resmi prezantasyonunu yapmadan evvel bir dönem Givenchy'de, ardından da bir süre Amerika'ya giderek oradaki bir modaevi için çalışmıştı. Bu süreçte resme uzaktan bakmak Japonya'nın gelecekteki potansiyelini fark etmesini sağladı ve aynı sene, yani 1970'de Issey Miyake Design Studio'yu kurdu. Öykünün gerisini ise biz değil; Miyake'nin Tokyo National Art Center'daki retrospektifi anlatıyor.

BİZE ULAŞIN