Fütürist Manifesto

Moda, bildiğiniz üzere kendini tekrarlaması ile meşhur bir alan ve son dönemde bu huyunu o kadar sıklaştırdı ki artık farklı dönemlerin aynı anda geri geldiğini görüyoruz. Tabii, bu arada sıra bazen de geleceğe geliyor. Sözün bittiği yerde, 80’lerin vatkalarının, 90’ların punk tartanlarının, 70’lerin İspanyol paçalarının eskidiği yerde kendini daima koruyabilen, yeni kalabilen bir şey varsa o da gelecek. Yoksa şimdi yine fütürizm dönemi mi başlıyor?

Giriş Tarihi: 24.03.2020 12:25 Güncelleme Tarihi: 24.03.2020 12:26

Çağla Bingöl

Fütürist bir tasarımcı isterse son derece pozitif olabilir, yaratırken uçsuz bucaksız bir kanvas kullanabilir. Çünkü geleceğe yönelik bir şeyler tasarlamak, yaratıcısına sonsuz bir özgürlük alanı tanıyor. Birçok deney yapabilirsiniz. Kendi gelecek hayallerinizi yansıtabilirsiniz. İsterseniz hiç olmayan gereksinimler yaratabilirsiniz. Çünkü hiçbir kural yok, yaşanmışlık yok, tarihsel kayıt yok. Dolayısıyla size, "Hayır, bunlar hatalı" diyebilecek kimse de yok. Oysa mesela 30'lar ile 50'lerin birbirinden ayrıldığı noktalar ne kadar da bariz. "Hayır, ben geçmişi böyle hayal ettim" deme alanı bırakmıyor. Geleceğe ister iyimser bakarsınız, ister kıyamet senaryoları yazarsınız.

İşte, 20. yüzyılın başlarında bu gibi düşüncelerle yola çıkan fütürizmin babası İtalyan Filippo Tommaso Marinetti, Fütürist Manifesto'yu hazırlamış ve işi geçmişi hatırlatan her şeyi, müze ve kütüphaneler dahil yok etmeyi savunmaya kadar vardırmıştı. Faşist düşünceler barındıran bu manifesto, çevresinde sanat ve düşünce aleminden birçok insanın toplanmasını sağlamıştı. Edebiyat, plastik sanatlar ve sahnede kendini gösteren fütürizm akımı elbette modada da yer bulacaktı ve sanat ile faşizm ilk defa bu kadar yakınlaşacaktı. Marinetti'nin izinden giden Giacomo Balla, erkek modası adına Antineutral Suit: Futurist Manifesto'yu yayınlamıştı. Manifestosunda klasik formlarla alıştığımız siyah, gri, lacivert gibi nötr renkleri reddederek; geleceğe uzanan bir yolda, sonradan Bauhaus akımında göreceğimiz kırmızı, sarı, mavi gibi ana tonlarla geometrik desenleri giymeyi savunmuştu. Ona göre tarihten bu yana erkekler hep nötr renklerin ve pelerinlerle geniş kalıplı takımların arkasına saklanmıştı. Ama artık bireysel olarak da fark edilmeliydiler. Korkaklığın zamanı değildi. Aksine cesur olma zamanıydı. Bu geometrik desenleri sonradan yine ünlü bir İtalyan olan ikonik tasarımcı Emilio Pucci'de görecektik.

1920'ler bu gelecek manifestolarını takiben yine İtalyan bir gazeteci ve şair olan Volt, yani Vincenzo Fani'nin kadın giyimi hakkındaki fütürist manifestosuna şahitlik etti. Bu manifesto ilginç bir şekilde aslında kadın modasının başlı başına fütürizmin kendisi olduğu düşüncesi ile başlıyordu. Fütürizmden beklenen hız, yenilik ve tasarım cesareti modada zaten var deniyordu. Fakat özellikle savaş sonrası dönemde tasarımın gücüne hiçbir katkısı olmayan ve kıyafeti ulaşılabilir olmaktan uzaklaştıran ipek ve deri gibi pahalı materyal kullanımdan kaçınmayı öneriyordu. Fütüristlere göre desenler ve renkler kadın modası için de ön plana çıkmalıydı.

Bu dönemin ikonik tasarımlarından biri de 1922 yılında Bauhaus ekolünün önemli ismi Oscar Schlemmer tarafından Triadic Balesi için yapılmıştı. Papier-maché ve dolgu kumaş aplikler ile strüktif olarak hazırlanan kostümler, oyunun geometrik olarak adlandırılan koreografisine uyum sağlıyordu. Bu dairesel ve kübik formlar yıllar sonra karşımıza David Bowie'nin Ziggy Stardust'ı ile çıkacaktı.


Oskar Schlemmer'in Triadic Balesi için tasarladığı kostüm, 1925

1930'ların ortalarına gelindiğinde moda ve tekstil tarihinde köklü bir devrim yaratacak olan Dupont firması, nalyon, pleksiglas ve likra kumaşları dünyaya tanıtması ile tasarımcıların, özellikle gelecek hayali kuranların ufkunu açıyordu.

Retro Fütürizme Geçiş
İnsanlığın İkinci Dünya Savaşı'nın kara bulutlarını atmosferden kovmaya başladığı yıllarda, Birinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi yine fütüristik akım belirmişti. Bu, tesadüf gibi dursa da aslında savaş sonrası en büyük ihtiyacı geleceğe dair güzel ve aydınlık günler ümidi olan toplumların bir yansıması olarak ortaya çıkıyordu. 1960'lar bir taraftan NASA'nın kurulması ile astronot kıyafetlerinin tüm sıradışı görünümü ile modaya ilham verdiği yıllar, bir taraftan da Londra'dan başlayan Swinging London ile giyim, sanat ve cinsellikte özgürlüğün dalga dalga Avrupa ve Amerika'ya yayıldığı zamanlardı. Artık fütürizm demek gerçekten aya atılan ilk adımın devamı demekti. Yani bir anlamda artık çok da uzak bir rüya değildi. Renk skalası 1920'lerden farklı olarak gümüş, dore ve bakır gibi metalik tonlara kaymıştı.

Bu dönemin yükselen tasarımcılarından Pierre Cardin çalışma mottosunu, "Henüz var olmayan bir hayat tarzı için, yarının dünyası için tasarlamak" olarak tanımlıyordu. Provokatif, fütüristik ve cesur tasarım anlayışı ile plastik, vinil ve benzeri zamanın modern kumaşlarını deneysel bir tavırla koleksiyonlarında kullanan Cardin, uzaydan ışınlanmış gibi duran androjen görüntünün de öncüsü olmuştu.

Pierre Cardin'in çağdaşlarından, yine önemli bir vizyoner olan Paco Rabanne ise uzay çağını orta çağdan gelen simgelerle bir araya getirerek farklı bir tarz ortaya koyuyordu. Özellikle 1968'de görücüye çıkan metal zincir elbiseleri onu ikonik bir yere taşımıştı. Paco Rabanne o yıllarda birçok klasik, hatta kendi döneminin ilericisi olan modaevinin hışmına uğramıştı. Coco Chanel bu elbiseleri tenkit ederken Rabanne için, "Tasarımcısı modacı değil, ancak bir metal ustası olabilir" diyordu. Rabanne gerçekten de Givenchy, Dior, Balenciaga gibi köklü modaevlerinde mücevher tasarlayarak kariyerine başlamış bir isimdi. İlhamını sürrealizm, op art ve kinetik art'tan alıyordu. 1966 yılında Çağdaş Materyallerden 12 Giyilemeyecek Elbise isimli koleksiyon ile dikkatleri çeken tasarımcı; Barbarella filmi için Jane Fonda'ya hazırladığı kostümlerle ikonik hale geldi, bir anlamda fütürizm akımının en güçlü yüzlerinden oldu.


André Courrèges tasarımları, 1965

Bu iki isme o dönem bir de André Courrèges eşlik ediyordu. Courrèges, çağdaşlarından farklı olarak karısından da aldığı ilhamla daha fonksiyonel ve kadını özgürleştiren tasarımlara öncelik vermişti. Hazır giyimin öncüsü bir konuşmasında, "Artık hayatta yürümek yok. Koşuyorsun, dans ediyorsun, araba kullanıyorsun. Trene değil, uçağa biniyorsun. Bu nedenle elbiseler de hareket edebilmeli" diyordu.

Kısa etekler, dar kesim pantolonlar, astronotlardan ilham alan kask ve gözlük tasarımları o dönem Courrèges modaevinin simgeleri olmuştu. Fonksiyonelliği öne koyan anlayışı, bir zamanlar bu davaya baş koyan fütürizmin kurucularına bir saygı duruşu olarak moda ve sanat tarihinde yerini alacaktı.

Bu Kadar Gelecek İle Ne Yapacağız
What are we going to do with all this future?; 2017 yılına gelindiğinde, günümüzün moda dahilerinden kabul edilen Alessandro Michele'nin başını çektiği Gucci'nin sloganlarından biri olmuştu. Neo Fütürizm döneminin yaşandığı yakın geleceğe ulaşılırken, moda tarihinin yüzünü geleceğe dönen tasarımcıları arasında 2000'lerin ilk yıllarında Hussein Chaalayan, Transforming Dress isimli hareket kabiliyetine sahip elbisesi ile öne çıkıyordu. Chaalayan'ın geleceğe yönelik senaryosu belki o kadar da iyimser değildi. Özellikle çevre kirliliği, global iklim değişimi gibi konulara kafa yoran ve gelecekte tüketim çılgınlığını bırakarak, tek bir elbise ile tüm hayat şartlarına uyum sağlamayı öneren tasarımcının elbisesi, ilk manifestonun yazıldığı 20. yüzyıl başlarında Marinetti ve yandaşlarının hayal ettiği hareket eden elbise konseptini hayata geçirmiş oluyordu.


Melvin Skolsky'nin model Simone D'Aillencourt'u şeffaf bir balon içinde Paris sokaklarında fotoğraflayarak fütürizm vizyonunu yansıttığı Harper's Bazaar Mart 1963 kapak çekimi

Neo Fütürizmin en önemli temsilcilerinden olan Hollandalı tasarımcı Iris Van Herpen, günümüzde akımın yönünü belirleyecek kıstasları; 3D printer'lardan çıkma kalıplar, lazer kesimler, mikro ve makro organizmalardan ilham alan dokular olarak ortaya koyuyor. Onun gelecek imgesinde belli ki bildiğimiz yaşam formundan çok farklı bir gerçeklik var. Belki buzulların erimesi ile sıfırdan başlayan bir yaşam fikri...

Belki üçüncü bir dünya savaşı olmadı ama dünyanın birçok yerinde soğuk/sıcak birçok savaş yaşandı. Şimdilerde tasarımcıların yeniden gelecek hayalleri kurmaya başlaması yine tesadüf değil. Fakat bu sefer modaevleri ve ait oldukları gruplar tasarımdan üretime, yönetimden pazarlamaya daha sürdürülebilir bir gelecek için planlar yapıyorlar. Peki, biz bu kadar gelecek ile ne yapacağız? Umuyoruz ki bu sefer daha iyi yöneteceğiz.

BİZE ULAŞIN