L.A. Ruhu

Moncler 1952 Men koleksiyonunun kreatif direktörü Sergio Zambon, dinamik, yaratıcı ve stresten uzak Los Angeles ruhunu gardıroplarımıza taşıyor.

Giriş Tarihi: 09.10.2020 13:09 Güncelleme Tarihi: 15.10.2020 18:59

Röportaj Özge Dinç

Yeni koleksiyonda Los Angeles'ta 1970'lerin ruhuyla yaşayan bir persona yarattınız ve 70'lerin ruhuyla bugünün teknolojisini birleştirerek markaya genç bir dokunuş kattınız. Moncler 1952 Erkek Koleksiyonu'nda nelerden ilham aldınız ve hedefiniz neydi?
Bu koleksiyonda ana ilham kaynağım Los Angeles'tı; şehrin yerel sanatçıları ve yaratıcı zihinleriyle işbirliği yapmak istedim. Bu sebeple Moncler'in DNA'sının sınırları dışına çıkmadan Balt Getty, Undefeated, AD.III aven Libertine'le işbirliği yaparak yeni bir bakış elde etmek istedim. Los Angeles'ta sevdiğim yan, son yıllarda kültürel bakış açısını her şeyden çok dönüştürebilmesi oldu: Bu onu bir Amerikan şehrinden bir dünya şehrine dönüştürdü. Bundan ötürü New York gibi şehirlere oranda çok daha çağdaş; örneğin çoğu yaratıcı insan New York'tan Los Angeles'a taşındı. Kültürün çok canlı olduğu bir şehir ama aynı zamanda da çok sakin.

Moncler Genius Projesi'nden bahseder misiniz?
Moncler Genius bana göre inanılmaz bir proje. Mr Ruffini'ye bunun bir parçası olmak istediğimi söylediğimde halihazırda özel bir erkek giyim projesi için Moncler'le çalışıyordum. Projenin içeriği, yaratıcı insanları aynı çatı altında buluşturması fikri beni çok heyecanlandırmıştı.

Bu günlerde 70'lerden ilham alan birçok marka var. Neden moda dünyası 70'leri yeniden düşünmeye ve tasarlamaya değer buluyor? Sizin o yıllarda en sevdiğiniz şey nedir?
Ben 70'lerde doğan bazı kültürel konuları ve mesajları seviyorum. Örneğin doğayla güçlü bir bağ kurulması ve ortak paylaşım konusu; ki bu iki konsept de hiçbir konunun olmadığı kadar güncel konular.

Los Angeles şehir kültürünü nasıl tanımlarsınız; bu kültürün koleksiyonda nasıl yansımalarını görüyoruz?
Tarihine bakacak olursak Los Angeles her zaman gezginler, hippiler ve underground kültürü sayesinde aldırışsız ve rahat bir moda anlayışının merkezi oldu. Bence bu rahat ve aldırışsız sokak stili, Los Angeles cool tavrını özetliyor. 2 Moncler 1952 Koleksiyonu da şehrin bu atmosferinden fazlasıyla etkilendi. Bununla birlikte Los Angeles'ın "doğaya yakın şehir"i de temsil ettiğini düşünüyorum. Şehirde kanyonda dağ yürüyüşü yapabiliyorsunuz, aynı şekilde kumsala da gidebiliyorsunuz. Los Angeles'ın hem coğrafya hem de kültürel açıdan şehirli olmanın ve doğanın çok kolaylıkla kaynaştığı bir yanı var. Öte yandan Moncler de gerçekten metropollerde olmayı seven bir marka; hem şehri hem de doğayı bünyesinde birleştiren bir yer olarak Los Angeles mükemmel bir yer.

Moda dünyasında çabasızlık ve konfor hiç olmadığı kadar revaçta. Özellikle de sokak giyimin lüks segmente taşındığı düşünüldüğünde… Çağımızda ve hızlı hayatlarımızda konforun önemli olduğuna siz de katılıyor musunuz?
Ben her zaman, ele aldığım tüm projelerde tarihi ABD'de başlayan "rahat-konforlu" tarzın sadece pratik düzeyde değil, aynı zamanda duygusal bir tutum yaratmada da temel bir unsur olduğunu düşünmüşümdür.

70'ler ve 80'leri düşündüğümüzde aklımızda canlanan bir tarz var. Sizce gelecekte 2020'lerin stilini hangi görünüm tanımlayacak?
Kesinlikle farklı tarzlara ait ögeleri harmanlayan kat kat bir görünüm olacak: Loafer ayakkabılar, çorapsız ayaklar, eşofman pantolon, hafif dolgulu Gorpcore tarzında ceketler…

Bir koleksiyon tasarlarken sizin için hangisi başta gelir: Arkasındaki hikâye, rahatlık, kesim, benzersiz olması ya da detaylar?..
Görüntüleri toplayarak bir final fikre ulaşırım. Örneğin Los Angeles ruhu taşıyan bir Moncler yaratmak istediğimde Los Angeles'ın gençlik harkeetinin yaşandığı ikonik dönemini yansıtmak istediğime karar veriyorum. Yani aslında işe ulaşmak istediğim fikirle başlıyorum ve tüm koleksiyonu hayal ediyorum. Sonra ayrıntılara dönüyorum ve teknik süreci tamamlıyoruz. Bir tarz fikriyle başlıyorum; bunun için siluete, belki bir döneme ve renklere bakıyorum. Renkler benim için çok önemli, renk, özellikle Moncler için en başından bu yana üzerine durduğum bir konu.

Çokkültürlü bir ortamda büyüdünüz: İtalyan bir baba ve Hırvat bir anne ile Mısır'da yaşadınız. Bu çokkültürlü ortam size ne öğretti?
Hayata oldukça eklektik bir başlangıç yaptım, kişisel geçmişim birçok kültür barındırıyor. Annem, Hırvat ama Mısır'da doğmuş ve yedi dil biliyor. Babam İtalyan ama Fransa'da doğmuş. Ben de çok seyahat ettim ve birçok farklı ülkede yaşadım. Bu altyapı beni ilk gençliğimden itibaren açık fikirli biri yaptı; ilgilerimin çok çeşitli olmasını ve sanatı, mimariyi, müziği keşfettikçe merakımın giderek artmasını sağladı.

Modanın geleceği ve sürdürülebilirlik hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sürdürülebilirlik bizim için ve tabii gezegenimiz için çok önemli. Ben de önümüzdeki sezonlardan itibaren yüzde yüz sürdürülebilirliğe ulaşmak amacıyla her şeyi olabildiğince sürdürülebilir hale getirmeye çalışacağım. Ben ayrıca sürdürülebilirliğin, hepimizin ihtiyaç duyduğu ve değer verdiği şeyler söz konusu olduğu için insanları her zamankinden daha fazla bir araya getirdiğini düşünüyorum. İçinde yaşadığımız gezegeni birlikte kurtarmak zorundayız.

BİZE ULAŞIN