YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Adaletli eğitim sistemi ve adaletli yaşayan aileler

29.07.2013, Pazartesi

Eğitim sistemimize bakıldığında devletin sınırlarından çıkıp özelleştirilmiş hale gelmiştir. Bir ülkede, yaşam biçimi, eğitim, asayiş, haklara kadar her şey anayasaya göre eşitlik ve adalet çerçevesinde olmalıdır.

Devletler bazen eşitlik ve adalet kavramlarını birbirlerine karıştırırlar. Eşitlik herkese aynı şekilde davranmak iken adalet kavramının açılımı hak edene hak ettiğini vermektir.

Her insan doğduğu andan itibaren nörolojik olarak aynı haklara sahiptir. Her anne baba çocuklarına nörolojik olarak eşit davranmalı. Yalnız çocuk ergenliğe girdiği andan itibaren sorumluluk almaya başladığında adaletli olunmalı. İnsan sorunluluk almaya başladığında yanındakinden ayrılır. Eğer hala aynı davranıyorsanız bu adaletsiz olduğunuzu gösterir. Bu sebepten dolayı çocuklar arasında problemler yaratırsınız.

Yaşama şekline göre eşitlik olamaz sadece var oluş şekline göre eşitlik olur.

Hukuk devleti demek adalet devleti demek değildir.

Bazılarının imtiyazları bazılarının sınırları olmalıdır. Herkese imtiyaz tanımak her türlü toplumda problem yaratacaktır.

Her insan hayatında minimum emek harcamak maksimum sonuç almak ister. Eğer siz bir ebeveyn, bir eğitimci bir lider olarak her kese eşit davranırsanız adaletsiz olmuş olursunuz. Sevgi ve saygı elde olan bir şey değildir elde edilen bir şeydir. İnsanlar yaptıklarına göre sevgi ve saygıyı alırlar.

Eğitim sistemine baktığımızda sistemin özelleştirilmesi gençlerin ödeyecekleri bedelleri azaltır hale gelmiştir. Devlet üniversiteleri alacakları öğrencilerde ayrım yapmazlar. Her türlü ekonomik standartta sahip, her türlü yaşam şekline sahip olabilirsin kim olursan ol şu kadar soruya doğru cevap ver. –der.

Özel sistemde ise çözeceğin sorulardan ziyade ekonomik durum daha çok önem taşır. Bu şekilde olduğu içinde ekonomik standartları yüksek ailelerin çocukların bazıları az bedel öderler yani çok fazla ders çalışmazlar. Ama anne ve babaları çok fazla bedel öderler. O da; paradır.
Parayı çok ödedikleri içinde çocuğun üstüne çok giderler.
:
-O kadar para ödüyoruz ( bedel) ama senin yaptığına bak. Hala ders çalışmıyorsun.

Az bedel ödeyen maksimum sonuç ister. Sistemde bazen bir adaletsizlik ortaya çıkar.
Diğer tarafta gerçekten çok çalışanlarla az çalışanları aynı kefeye koyar gibi bir sahne oluşmakta. Bazı özel kurumlar adaletsizliği doğurmaktan başka sonuç vermez. Bazı aileler kendi yanlışlarını bilirler, aynı yanlışa çocuğunun sahip olmaması için anlatmak istediğim okullardaki yeni yeni sistemlere güvenirler.

Kendinden emin olan ebeveyn çocuğunu hangi sistemde de başarılı olacağını bilir. Anne baba kendine güvenmez sisteme güvenir.

Şuan ki 35 yaş üstü okumuş insanların başları çocuklarıyla dertte. Anne babalar sadece kendi gerçeklerini biliyorlar. Yeni sistemin doğruluğuna değil güzelliğine bakıyorlar. Sistemin doğruluğu içinde adaletin var olmasında gizlidir. Sistemin güzelliği ise süslemekle gerçekleşir. Eğitim sistemimizde güzelleştirilmekte.

Sisteme o kadar güveniyoruz ki, neden olumsuz sonuçlar yaşadığımızda sistemi suçlu tutmuyoruz? Hala bir çocuğun, gencin olumsuz yaptığı her şeyde anne baba suçlanıyor.

Belki de haklılardır. Kararları veren anne babalar çünkü.

35 yaş üstü anne babanın eğitilmesinden yanayım. Ortalık kavram karmaşası yaşayan ebeveynlerle dolu. Ne olduğunu tam olarak bilmedikleri bir sisteme para ödemekten başka yaptıkları bir şey yok.

Eğer çocuklarınızın nasıl bir geleceğe sahip olacağını merak ediyorsanız ilk önce kendiniz bir sorgulayın. Siz kimsiniz?

Daha sonra eğitim alacağı kurumu sorgulayın. Bir okulun içerisinde ki dinamiği kadar dışarısında ki dinamik te önemlidir.

İnsan kimliğiyle,yakın çevresiyle,becerileriyle,inançlarıyla(dini anlamda değil),sahip olduğu kaynaklarıyla insandır.

Kimliğin ne ; öğrenci
Hangi okul, üniversite; x…
Bu okul ile ilgili inancın ne ?
Bu okulun senden istediği becerilere sahip misin?
Okulla ilgili geliştirdiğin yakın çevrende neler, kimler var?

Bir çocuk düşünün, ilköğretim hayatını ikamet etmediği bir mahallede okuyor. Kendi mahallesinin ekonomik standarttı düşük olduğu için anne ve babası diğer semtteki okulda çocuklarının daha başarılı olacağına inanıyor. Ve bir şekilde oturmadığı semtte ikamet gösteriyor. Çocuk okula başlıyor.

Çocuğun kimliği ; öğrenci ( x okulun öğrencisi)

Çocuğun okulla ilgili inancı: Güzel bir okul, çoğu arkadaşım zengin, burada evde olduğum gibi olmamalıyım. Bu sınıfta herkesi pahalı oyuncakları var, benim yok dememeliyim. Kendime yakın arkadaşlar edinmeliyim, her faaliyete katılmamalıyım….

Çocuk ondan istenilen becerilere sahip mi? Hayır, değil. Onu anne babası arabayla getirip götüremiyor, servise verecek paraları yok, olsa da indirimsiz olmaz. Bütün arkadaşları öğretmeninde özel ders alıyor ama o alamıyor. Sosyal etkinliklere katılacak becerisi var ama zihinsel bir engel teşkil edilmekte. Çünkü durumu iyi olan çocukları engelleyecek inançları olmadığı için her şey atlarlar. Diğerlerinde bekleme vardır.

Yakın çevre: Okulda ki arkadaşlarıyla çok fazla görüşemez çünkü ailesinin durumu ortada. Belki özel bir odası yok. Diğer arkadaşlarının aileleri görüşürken bunlarınki bu görüşmelere katılmaz. Ayrıca sadece toplantıdan toplantıya gelirler. Yani çocuk okuldan çıktığı gibi bambaşka bir yakın çevreye girer ve kısa süreli şoklar yaşar durur.

Gel de ders çalış, gel de adapte ol, gel de sistemin öğretmenlerinden adalet bekle. Anca bir kaçı kendini kurtarır.

Gelelim üniversitelere;

Üniversite bir yerin kültür seviyesine de ayna tutar. Bulunduğu yerin kalkınmasına en büyük desteği üniversiteler verir. Üniversitelerin olduğu yerlerde ki emlak artışları, esnaflar,i şletmelerin kalkınması, alış veriş süreçleri, yol yapımı, kültürel yatırımlar falan falan.

E be adam sen ülkede trafik canavarı istemezsin, işsizlik istemezsin, yanlış yapılanma istemezsin. Ne diye gelişmiş yerlere okul yaparsın.

Ülkenin en büyük trafik sorunu özel üniversitelerin şehir içlerinde olmasından kaynaklanıyor.
Çünkü okulun olduğu yerlere yol, su, elektrik götürmek, iş ve kültür alanları yaratmak zorundasın.
Dik o zaman bu okulları az gelişmiş yada yatırıma ihtiyaç duyulan yerlere.Y olu da yapılsın suyu da.

Bazı ebeveynler de zaten para çok nereye harcayacağını bilmiyor. Almışlar çocukların altına son model arabaları, otobüsle gelip giden hocadan ders dinleyin onları önemseyin diyorlar.

Bir insan niçin yaşar? Hedefleri için?
Bir çocuk niçin okur? Başarılı bir insan olmak için.

Bir genç neden üniversiteye gider iyi bir meslek sahibi olmak için. Sonra; sahip olduğu meslekten iyi kazançlar elde etme için sonra işini büyütmek, ev, araba almak, huzurlu yaşamak, vatanına faydalı işler yapmak için.

Ama sen öldürüyorsun çocuğun hedeflerini. 35-40 yaşında mesleğine sahip olduktan sonra alabileceği arabayı 16'ında veriyorsun altına. Bir de git oku, çalış, para kazan hedeflerine ulaş diyorsun. Bu kadar erken bir zamanda çok fazla şey verirsen o çocuğun hedefi değil istekleri olur. Her şeyi erkenden yaşamak ister. Sen yıllarca çalışıp kazandığın şeyi ona isteyince ulaşabileceğini gösterdiğinde o da hedefsiz yaşamaya başlar. Oturur düşünürsün ben nerde hata yaptım? Her istediğini yaptım?

O da sana derki:

- Baba arabanın yeni modeli çıkmış, okulun garajında gördüm…

Anne babalar adaletli olun.

BİZE ULAŞIN