YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Tavuk yesek mi? Yemesek mi?

25.01.2016, Pazartesi

Son yıllarda sadece ülkemizde değil, tüm dünyada tartışılan oldukça tartışmalı bir konu var. TAVUK yesek mi, yemesek mi?

Açıkcası ben son 10 yıla yakın bir süredir doğal olmayan tavukları yemiyorum. Marketlerde satılan organik ya da doğal tavukları da almıyorum çünkü birçok organik ve doğal tavuk yetiştirdiğini iddia eden firmayla da kontağa geçip kümeslerini ziyaret etmek istediğimi söylediğimde nazikçe bu talebimi geri çevirdiler. Oysa onlara "Güvenilir bir yer aradığımı ve insanlara da ona göre tavsiyelerde bulunacağımı" söylüyorum. Eğer işlerini hakkıyla yapıyor olsalardı bu durumdan çekinmezlerdi diye düşünüyorum. Bir de doğal tavuk 20-30 dakikada pişmez!

Geçenlerde sosyal medyada yazdığım bir mesajtan sonra Türkiye'nin bilindik markalarından bir tanesi yazdıklarıma karşılık, onların kümeslerini görmemi ve tavuklar hakkında yazılanların doğru olmadığını savundu. Ben de hemen ertesi günü kümeslerini sabahtan ziyaret etmek istediğimde yine bu talebim nazikçe reddedildi ve bir hafta sonrasına ertelendi. Mazeret olarak ta veterinerlerinin yoğun olduklarını dile getirdiler. Oysa ben veterinerle konuşmak istemiyordum ki sadece yetişme koşullarını görmek istiyordum. (Geziyle ilgili resimlerimizi yazının en altında görebilirsiniz)


"Keystone International Schools ve Özel Koç Lisesi'nin öğlen yemeklerinde tavuk vermediğini biliyor muydunuz? Tavukların kötü ve sağlıksız koşullarda yetişmelerini onaylamayan ve öğrencilerinin de sağlığını düşünen bu okulların yöneticilerini tebrik ediyorum. Koç Lisesi ayda bir organik tavuk veriyor eğer bulabilirlerse. Sadece okullar bile öğlen yemeklerinde tavuk vermeyi durdursa bence doğal tavuk yetiştirmek için bir baskı oluşabilir. Hadi veliler okullara bastırın!!!" - Sosyal medyada yayınladığım mesajım

Nitekim bir hafta sonra da İstanbul'a 2-2.5 saat uzaklıktaki kümeslerine kendileri götürmeyi teklif etmişken bir gece önce 20:30'ta bir mesaj yolladılar ve kendi başıma gitmem gerektiğini belirttiler. Buna da "Eyvallah" dedim. Sağolsun Yeditepe Beslenme ve Diyetetik bölümünden diyetisyen öğrencim Pınar Doğan da beni yalnız bırakmadı. "Hocam, ben sizinle her yere gelirim" dedi ve geldi de! Pınar da zaten bir hafta önce bir veteriner arkadaşıyla bu durumları konuştuğunda o arkadaşı da "Muhtemelen size civciv halinde göstermek istiyorlar, büyümüş hallerinde daha da sıkışık oluyorlar" demiş. Yola çıktığımızı veterinere haber verdik. Biraz şaşırdı, "Yolda çok kar var" falan dedi. Ben de "Eğer yol çok zorlarsa haber veririz ama biz şimdilik geliyoruz" dedim.

Kümese vardığımızda üzerimize hijyenik olması açısından tulum giydik. Kümes aynı videolarda gördüğümüz, tahmin ettiğimiz gibiydi. 20 bin adet civciv sıkış tıkıştı. Unutmadan söyleyeyim Pınar'ın arkadaşı haklı çıktı ve civcivler sadece 4 günlüktü. Tabii 40 günlük olsalar daha da sıkışık olacaklardı. Demek ben gitmek istediğimde tam kesime yakın zamanlarıymış. 42 günlükken kesiliyorlar. Camların hepsi karartılmış, içeri güneş ışığı hiçbir şekilde girmiyordu. Yapay ışıklandırma vardı. 30 derece kadar sıcaktı içerisi. Düşünsenize doğduğunuz andan ölene kadar güneş ışığı görmüyorsunuz ve dışarıdaki oksijeni almıyorsunuz. Verilen antibiyotikleri, yapay yemleri geçtim, sırf bu bile benim için tavukların sağlıklı olmadıklarının göstergesidir. Bilimsel olarak diyebilirsiniz, "Ama ne olacak ki, sağlıklı hepsi, hiçbir şeyleri yok." Fiziksel olarak belki biz de doğumdan ölüme kadar aynı odanın içinde 50 kişiyle yaşayıp sağlıklı olduğumuzu iddia edebiliriz ama ruhen sağlıklı olur muyuz? İnsan olarak diğer canlılara böyle davranma hakkını kim bize verdi?

Veterinere soruyorum: "Ölü tavukların bazı parçalarını ziyan olmasın diye tavuklara verdiğiniz doğru mu?" Hemen atağa geçirilerek veterinerin verdiği cevap: "2016'da yasaklandı zaten." Sorum: "Neden yasaklandı?" Veteriner Cevabı: "Avrupa standarlarına uymak için." Soru: "Peki, Avrupa neden yasaklamış?" Cevap: "Biz zaten 180 dereceye kadar kaynatıp veriyorduk." Yani cevabı alamadığım gibi, bir de yine atağa geçirilerek verilmiş cevap. 180 derecede kaynatılmış olması tavuğa kendi ölüsünün yedirilmesinin sağlıklı olduğunun göstergesi değildir. Seneler önce hatırlarsanız "deli dana" hastalığı da ineklerin yemine kendi ölülerinden karıştırılmasından ortaya çıkmıştı.

Yasalara uyduklarını ve metrekareye ne kadar civciv düşmesi gerekirse o kadar düşürdüklerini söyledi. Yasalar! Peki insancıl tarafımız nerede kaldı? O hayvanlar dip dibe, dip dibe... Veterinere göre rahat hareket ediyorlarmış. Yeterince alanları varmış. Çektiğimiz resimlere bakın yazının sonunda ve siz kendi kararınızı verin. Bunlar daha 4 günlük, bir de 40 günlük hallerini de düşünün. Daha da sıkışmış halde. Güya daha büyüdüklerinde odayı genişletiyorlarmış. "Peki neden şimdiden büyütmüyorsunuz" diye sorduğumda ısıtması zor oluyormuş. Anlayacağınız üzere maliyetten kısmak için civcivler iyice dip dibe. Ben de inandım sonradan o odanın genişlediğine!

Antibiyotik konusuna gelince, belli miktarda veriyorlarmış. Zaten vücut antibiyotiği sistemden atıyor deniyor. Bilim adamları böyle diyormuş. Peki bilimadamları seneler önce de verilen miktarı uygun bulmuşlardı ama sonradan yasa geçti ve bu miktarlar çok daha aşağılara çekildi. Madem uygundu neden antibiyotik miktarını kısıtlamaya gittiler? Hatta Amerika'da FDA (Tarım Bakalığı'na denk geliyor ülkemizde) artık hastalıklar dışında antibiyotiği hayvanlarda kesme yoluna gideceklerini yakın bir tarihte açıkladılar. Yemler deseniz ayrı hikaye...

Bir de orada öldürmediklerini söylediler ama biz yine de tavandan tavukları bacaklarından asıp kestikleri vahşi sistemi gördük. Bir sürü tavuk diğer tavuğun ölümünü görüyor. Ölüm anında bence salgıladıkları o negatif hormonlar bile yemememiz için yeterli sebeptir.

Offf, yazacak o kadar çok şey var ki! Ben yine tavuk yememeye devam edeceğim. Sizin yiyip yememe kararı da tamamen size ait tabii.

Pınarla birlikte vicdanımız rahat, görevimizi yapmanın huzuruyla güzel bir kar manzarası ve sohbet eşliğinde İstanbul'a geri döndük.