YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Ne kadar ileri gidebilirsiniz?

18.02.2011, Cuma

Yoldan geçen 100 kadını çevirip, sorsam ‘’Hürrem’i seviyor musunuz?’’ diye; çoğunluğundan ‘’hayır’’ cevabı alırım! Tıpkı zamanında, Ferhunde’yi sevmediğiniz gibi sevmiyorsunuz Hürrem’i…

Ben mi?

Açıkçası ben ikisine de saygı duyuyorum… Tanımadığım için ''sevgi'' kelimesi kullanamam ama saygım sonsuz… Çünkü ikisi de ''inandıkları ve istedikleri'' uğruna kendi dünyalarını yönetecek güce sahip oluyorlar, o dünyadaki diğer kullarla beraber…

Aslında birbirlerinden çok farklılar… Tamam, ikisi de kötü ama Ferhunde daha bizden, daha fevri ve daha net oynuyor oyununu ama Hürrem gerçekten takdiri hak ediyor…

''Şu hayatta Hürrem mi olmak istersin yoksa Ferhunde mi?'' deseniz tereddütsüz Hürrem'i seçerim… Hanedan üyesi olduğundan filan değil; yazar Pınar Özel sıfatımla da bir Hürrem olabilmek isterdim ben… Hatta bir ara bana Hürrem dendi bile ve inanılmaz gurur duymuştum kendimle…

Eski sevgilim bana ''Hürrem'' demişti, ayrılık çanlarının çalmaya başladığı bir dönemde!.. Elbette tarihi bilgisi yeterli olmadığı için bu benzetmeyi yapmıştı ama benim yine de gururum okşanmıştı ''Hürrem kadar zeki, başarılı ve yetenekli miyim, sahi'' diye!

Neyse ki artık Muhteşem Yüzyıl gibi muhteşem bir dizimiz var ve benim, istesem de Hürrem olamayacağım ortaya çıktı, çıkıyor…

Bir kere Hürrem olmak için susmayı bilmek lazım… Ama her yerde değil; susulması ve oynanması gereken kişinin yanında susmayı bilmeli; Hürrem! Erkeğin yanında kedi gibi yumuşak olup, melek masumluğuna bürünüp; Hünkâr'ı yanında yokken kaplan kesilmeli Hürrem kostümünü giyen kadın…

Hürrem olacak kadın, aba altından sopa göstermeyi bilen kadındır! Benim gibi sopaları ellerinde gezmezler Hürremler…

Hürremler eğer birine bir kötülük yapacaklarsa, onu öyle büyük bir ustalıkla yaparlar ki ''kötülüğe'' uğrayan kişi daha ne olduğunu anlayamadan kendini yerde bulur. Oysaki bana ''Hürrem'' demek, Hürrem'in zekâsına ve yeteneğine hakarettir… Ben, altı üstü 160 IQ' ya sahip, biçare bir yazar olarak, kötülük yapacağım insana hem öncesinde haber veririm yapacağım kötülüğü, hem de sonrasında göğsümü gere gere ''ben yaptım'' derim… Saf mıyım, ne!

Hürrem dediğiniz kadın, oyunu kuralına göre oynar… Benim gibi yaşadığının oyun olduğunu bile fark etmeyenler için kural söz konusu değildir ki…

Ben olsam olsam, Ferhunde olurum ve çok çaresiz kalırsam bu benzetmeyi de kabul ederim ama yine bana uymaz… Yeterli arsızlığa sahip değilim henüz Ferhunde olabilmek için. Zamanla olabilmeyi umuyorum, hayırlısıyla!

Yok, benden sadece bir Mahidevran çıkar… Yani benim için Ferhunde olmak bir hayal; hele ki Hürrem olmak hayal bile edemeyeceğim bir olgu… Alırım Mahidevran sıfatımı, kapanırım odama ve ağlarım gözyaşım yettiğince… Yalan! Ne ağlayacağım ki; olan olmuş, biten bitmiş… Davası olmaz! Elimde ne kaldıysa onu korumaya çalışırım ama onu da beceremem ve sadece bari ''Kellem'' kalsın diye sesimi, soluğumu keserim, oturup bir kenara! Düşündüm de ben iyi ki o dönemde yaşamamışım zaten. Muhtemelen daha ''gözde cariye'' bile olamadan vurdururdum kellemi… Bu da yalan! Birbirine katardım o haremi ve illa ki öne geçerdim bir şekilde. Ama o kadar… Gerisi gelmezdi… Elime yüzüme bulaştırırdım…

Çoğumuz Mahidevranız aslında… Ani hareketler yapıyoruz. Fazla açık oynuyoruz. Her bakışımızda belli ediyoruz duygularımızı. Her sözümüz ele veriyor bizi. Zeki olmak ayrı ama biz akıllı olamıyoruz… Çaresiz olduğumuzu kabul etmiyoruz; hele hele çaresiz numarası yapmayı asla kendimize yakıştıramıyoruz. Hâlbuki ''çaresiz kadının'' daha değerli olduğunu şimdiye kadar öğrenmiş olmalıydık… Siz hiç gördünüz mü ilişkisi mutlu giden bir kadının kavanoz kapağını kendisinin açtığını? Tamam, bağırmayın; hem kavanoz kapağı açıp, hem de mutlu ilişki yürüten kadınlar da var ama onlar istisna! Ben genelden bahsediyorum… Biz atmaca gibi atlıyoruz düşman bellediğimizin üstüne ama mutlu kadın bunu bir yılan sinsiliğinde yapabilen kadındır… Sakin olmayı başaramıyoruz… Sadece ''özel ilişkimizde'' değil her yerde, herkesle net oynuyoruz oyunumuzu, hatta belki profesyonel hayatımızda bir terfiyi kaybetmek uğruna olsa bile…

İstesek yapar mıyız? Yaparız elbette!

Yeterli dozda kötülük, arsızlık, akıl sinerse üstümüze yaparız ama değer mi? Kim olacağımız bize bağlı…

Belki Hürrem olup, istediğimiz her şeyi elde edeceğiz, asla unutulmayacak ''kötü'' bir etiketle; belki de anlık mutluluklar uğruna gözümüz kapalı, ezip geçeceğiz herkesi tıpkı Ferhunde gibi…

Belki bir Mahidevran olup, yenilgiyi beceriksiz bir şekilde kabul edeceğiz… Belki de sadece Ayşe, Zeynep, Fatma, Pınar, Gülizar olmaya devam edip, kendi hikâyelerimizi yaratacağız…

Sadece ne için savaştığımızı, neyle savaştığımızı, hangi güçle savaştığımızı ve en önemlisi savaşın sonunda, ortaya ne bırakacağımızı biliyor olmamız gerekiyor... Bu savaşın ne uğruna olduğunu ve bu savaş için kim olacağımızı…

Kime dönüşeceğimizi… İstediklerimizi yapmak, elde etmek için neleri ezip, geçeceğimizi… Bu kararı vermek bile değişimin başlangıcıdır belki de…

Peki, siz kimsiniz ya da kim olabilirsiniz? En fazla ne kadar ileri gidebilirsiniz ve mesela Hürrem seviyesine kadar yükselebilir misiniz, ''istediğinizi'' elde etmek?

BİZE ULAŞIN