Mojito günlerinde aşk
MODA HABER

Mojito günlerinde aşk

"Doğal olmanın rafa kaldırıldığı; aşk ve sevginin doya doya yaşanmasının tuhaf karşılandığı; paylaşmanın ayıp sayıldığı; ilişkilerin güç savaşı haline döndüğü; atılan her adımda kötü niyet ya da çıkarların arandığı ilişkiler var artık hayatımızda"

GÜNCELLEME TARİHİ: 25 Şubat 2011

''…Belki senin aşkındı yaşadığımız belki de benim ama ben, kimin aşkı daha büyüktü diye düşünmeden paylaştığımız aşkı özledim… Tıpkı ortaklaşa içtiğimiz bir mojito gibi paylaştığımız aşkı… Artık her içişimde mojitoyu boğazıma düğümleyen aşkı!

Sen duymuyorsun ama bak işte fonda yine o şarkı çalıyor ama tek bir farkla; bu kez Rita, Pink Martini ve ben, sensiz söylüyoruz ''Amado Mio''yu… Canım acıyor!

Bir de kucağında her yatışımda, kulağıma söylediğin şarkı geliyor hep aklıma. Tina'nın en sevdiğim şarkısı; hani usul usul fısıldadığın; ''I don't wanna lose you'' Seni kaybetmekten çok korktuğum günlerde ezberim olmuştu o şarkı!

Biliyor musun, geceleri sen benim uyuduğumu sanırken ben gizli gizli seni seyrederdim. Sokağın ışığı bir yanını aydınlatırdı ve sen çok güzel görünürdün. Korkardım güzelliğinden. O kadar çok korkardım ki kaçıp, gitmek isterdim. İşte, zaten korktuğum için gittim ben! Galata yollarında uzaklaştım senden! Sen ''dur'' demedin; ben de dedirtmedim!

Hatırlıyor musun, senin evinin bir sokak aşağısında bir film seti vardı. Gizli gizli seyrederdik çekimleri. Sen aşk filmi çektiklerini söylerdin, bense komedi! O filmi seyrettim sonra hem de defalarca çünkü o film çekilirken, o sokaklarda seninle geziyorduk. Sen de seyretmişsin duydum! Arkadaşlarına söylemişsin ''içim acıdı'' diye! Kaş tatillerimizi hatırlıyor musun? Tek kişilik odalarda çift kişilik aşklar yaşadığımızı? Tess'in Meyhanesi'nde sabahlara kadar konuşup, tartıştığımızı? Her seferinde mutlaka en iyi mojitoyu kimin yaptığını da tartışırdık. Sen, ''Tess yapıyor'' derdin; bense Q Jazz diye tuttururdum. Neye sinirleneceğimi çok iyi bilirdin ve hep kızdırırdın beni sırf yüz ifademi görmek için. Ben de her seferinde gerçekten sinirlenirdim senin muzip gülüşünü görüp, yine oyun oynadığını anlayana kadar. ''Çok seviyorum seni kızdırmayı'' derdin.

Ne ikilemli insanlardık ama aşkımız tekildi!

Senden sonra ne Kaş'a, ne de Galata'ya gidemedim. Aslında bir kez geçtim Galata'dan. Başımı kaldırıp, evimize baktım. Yatak odasının camı kırıktı. Meğer sen de gitmişsin oradan. Kaş'a gitmeyeyse hala cesaretim yok!

Bir de senden sonra uyuyamadım ben! Sen bana sarılarak uyumayı öğretmiştin. Ben yalnız uyumanın nasıl olduğunu hatırlamıyorum şimdi. Beceremiyorum tek başıma uyumayı!

Bilirsin hatıralarım çok kıymetlidir benim. O yüzden tüm fotoğraflarımız duruyor bende. Zaten bir tek onlar kaldı artık. Çok özledim seni, mojitolu günlerimizi, sohbetlerimizi, seyahatlerimizi, beraber yemek yapışlarımızı, Pazar sabahları izlediğimiz Audrey filmlerimizi.

Şu anda senin en sevdiğin filmin müziğini dinliyorum ve biliyorum ki sen de bir yerlerde ''Moon River'' dinliyorsun ya da ''Breakfast at Tiffany's'' izliyorsun…''

Bu mektubu bir arkadaşımın günlüğünden aldım ben! Bana ait değil.

Çok sevmiş ama sevdiğinden ayrılmak zorunda kalmış bir arkadaşımın mektubunun bir kısmı bu.

Canımı çok acıttı yazdıkları ama bir yandan da kıskandırdı beni!

Evet, kıskandım çünkü artık sevgi sözcüklerinin karneye bağlandığı bir dönemde yaşıyoruz biz.

Doğal olmanın rafa kaldırıldığı; aşk ve sevginin doya doya yaşanmasının tuhaf karşılandığı; paylaşmanın ayıp sayıldığı; ilişkilerin güç savaşı haline döndüğü; atılan her adımda kötü niyet ya da çıkarların arandığı ilişkiler var artık hayatımızda.

Çok kıskandım arkadaşımı böyle bir aşkı doya doya yaşadığı için. Belli ki yarım kalmış ama ya hiç yaşamamış, yaşatılmamış olsaydı…

Herkesin süresi ne olursa olsun, bu duyguyu yaşayabilmesi dileğiyle, sevgiler…

NOT: Bu kadar duygusal oluşuma güvenip de rahatlamasın hiç kimse, aniden şirretleşebilirim… Sadece ''günlükten'' etkilendiğim için bu haldeyim… Geçici yani!