YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

O kadarlık kusur da olmasın Kadı Oğlu'nda...

11.02.2013, Pazartesi

Evet, benim de var takıntılarım… Gerçi benim takıntılarımın olması “de” ile vurgulanmamalı… Yani benim takıntılarımın olmaması tuhaf olurdu aslında…

Benim sürüyle takıntım ve korkum var…
Mesela balon fobim var benim… Balondan korkuyorum ben. Gerçi balondan korkmak için haklı sebebim de var… Annem, kız evlat bulmuş olmasının yarattığı heyecanla beni, 6 yaşımdan 11 yaşıma kadar baleye göndermişti. Ben en başından beri farkındaydım, içinde olduğu çabanın saçma olduğunu ama kendisi bunu bale öğretmenimin, anneme benim aracılığımla gönderdiği "Senin annende hiç göz izan yok mu? Senden balerin olmaz" mesajıyla fark etmişti… Yıkılmıştı haliyle ama konu bu değil. Benim balon fobim, bale yıllarımda yaşadığım bir olaya dayanır. Baledeki 2. senemdi sanırım… Yani yedi yaşımda filandım. 23 Nisan için düzenlenen organizasyona bale okulu olarak katılmıştık… Basit bir organizasyondu. Bizi, yani 6-7 yaşlarında bir sürü kızı, üstümüzde bale tütülerimizle bir traktörün arkasına doldurmuşlardı. Traktörün arkasında mutlu mutlu gülümseyerek duracaktık ellerimizde balonlarla… Tam protokolün önünden geçerken de ellerimizdeki uçan balonları bırakacaktık havaya… Basitti yani. Protokolün önüne gelene kadar her şey yolunda gitti. Yani mutlu mutlu sırıtmayı başarabildik hep beraber… Ama tam protokole yaklaştığımız sırada, birimizin elindeki balon patladı… O patlayınca da diğer balonlar arka arkaya patlamaya başladılar… Balonlar, uçan balon oldukları için de içlerindeki maddeyle hepimiz yandık… Organizasyon sırası nedeniyle traktör bir anda duramadı ve biz, bale okulu olarak, protokolün önünden ön dişleri yaşları dolayısıyla dökük, kaşları ve kirpikleri yanmış, ellerinde uçlarında balon olmayan ipler tutan ve avaz avaz ağlayan kızlar olarak geçtik… Bir traktör dolusu çirkin, ağlayan çocuk olarak geçtik… Çok ağladık… Hem canımız acımıştı, hem de gururumuz incinmişti… Neyse; benim balon fobim buradan kaynaklanıyor işte…
Sonra oyuncak bebek fobim var… Sebebi yok!
Yükseklik korkum var. Sebebi; en son yaptığım bungee jumping… O gün çok korkmuşum ben… O günden beri üst geçitten bile geçemez oldum ama o da haklı bir korku nihayetinde.
Palyaço fobim var… Sebepsiz…
Cüce fobim var… Sebepsiz…
Çok var yani…
Ve elbette takıntılarım da var…
Düzen ve temizlik takıntım var benim…
Görsel takıntım var…
Hepsini tek tek yazmayayım da bu yazıya başlama sebebime geleyim daha fazla uzatmadan…
Geçtiğimiz haftalardan birinde, arkadaşlarımın ısrarıyla bir kör randevuya çıktım… Arkadaşlarıma göre tüm " En"lere sahip bir beyefendiydi kendisi… En yakışıklı, en iyi, en başarılı, en zeki, en akıllı, en, en, en… Bilirim ben o "en"leri ama daha fazla direnemedim ve çaresizce kabul ettim yemeğe gitmeyi… 15 dakika sonra da acil durum sistemimi kullanarak kaçtım… Acil durum sinyalim; kuzenim Ebru'ya "Beni hemen ara ve acil durum varmış gibi çağır" şeklinde bir mesaj atmamla ve Ebru'nun beni arayıp "Yetiş acil durum" demesinden oluşuyor… Evet, bunu yaptım. Çünkü yemeğin başlarında, o beyefendi bana ailesinden bahsederken "Ablamgil Almanya'da" dedi… "Ne var bunda" dediğinizi duyar gibiyim ama "Ablamgil" ne ya?
"Gil" ne "Gil"?
Anında sıktım sıyrıldı ve bitti benim için o iş, o noktada! Bitti yani! –Gil, nedir acaba?
Çok kızdılar arkadaşlarım ama yapacak bir şey yok; ben böyleyim!
Mesela bir tanesini de, bana attığı yazılı mesajda "-de, -da"yı doğru ayıramadığı için bırakmıştım…
"Mide" yerine "Miğde" yazanı dövmek istemiştim…
Yürümemişti o ilişkiler…
Tıraşı kötü olanları, temizliğinden şüphe ettiklerimi, yanlış renk çorap seçenleri, fazla kibar olanları, aşırı kaba olanları, maddiyattan gereksiz bahsedenleri, hayattaki tek başarısı seçmiş olduğu meslek olanları, duygusalları, duygusuz olanları, bana fazla ilgi gösterenleri, hiç ilgi gösteremeyenleri, yemek yerken ağzını şapırdatanları, ağzının içinden konuşanları, yaptığım espriyi anlayamayanları, onları, bunları, şunları… Hepsini bir kalemde elemiştim…
Pişman mıyım? Hayır!
Midesine mi yoksa miğdesine mi ağrı giriyor, bilmeyen adamı ne yapayım ben?
Amaç illaki biriyle olmak olsaydı; bir tanesinin ablasıgille arkadaşlık filan bile kurabilirdim ama o zaman ben, ben olur muydum bilmiyorum!
Konu; bu da değildi aslında!
Konu; biz kadınların da biraz fazla takıntılı ve problemli olabildikleri…
Şahsen ben, takıntılı ve problemliyim…
Bu sebeple de, bu 14 Şubat'ta da yalnızım!..
Umurumda mı? Hayır!
Hiç dert değil… Çok şükür; 3-5 ömre yetebilecek kadar macera yaşadım uzun seneler boyunca ve amaç macera yaşamaya devam etmek olsaydı, ağzının içinden konuşan biriyle değişik bir macera yaşardım ama amaç o değil…
Neyse; konu o da değil…
Konu; 14 Şubat'ta rahat hareket edememek!
Niyeyse, 14 Şubat'ta her zaman yaptığımız gibi kız arkadaşlarımızla dışarı çıkamıyoruz…
Misal; biz her perşembe, kızlarla beraber Beşiktaş Balık Pazarı'nda yemek yeriz ama geçen yıl yaşadığımız tecrübeden sonra bu yıl çıkmamaya karar verdik… Çünkü geçen yıl yediğimiz normal yemek, çevre masalar tarafından " Alternatif 14 Şubat Kutlaması" olarak adlandırılmıştı… Sevgilim olduğu dönemlerde bile 14 Şubat'ı kutlamayı aklımın ucundan bile geçirmemiş bir insan olarak, o günün benim için bir anlam ifade etmediğini bilmenizi isterim… Hatta bir çok arkadaşım için de bir anlamı yok, 14 Şubat'ın!..
O yüzden lütfen; o gün gördüğünüz yalnız kadınların mutsuz olduklarını düşünmeyin!
Biz çok mutluyuz…
Size iyi "Sevgililer Günleri"…
Bizeyse mutlu ve takıntılarımızı azdırmayacak, huzurlu, yalnız günler diliyorum…

BİZE ULAŞIN