YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Stil: İşte benim cinnetim!

11.05.2015, Pazartesi

Stil... Stiletto... Ayakkaplar... Steletto... Eevveet! İşte benim cinnetim!

Uzun zaman direndim o programı izlememek için. Çok duydum, çok okudum onun hakkında ama sinir sistemim dayanamayacağı için uzak durdum kendisinden.

"Hepimizin gideceği yer aynı" gerçeği beni de yakaladı sonunda ve artık ben de izliyorum onu. Sadece hakkında yazı yazmak için bir bölüm izleyeyim diye başlayan süreç, yarışmanın bir bölümle anlaşılamamasından ötürü "Bir bölüm daha, bir bölüm daha" teşvikleriyle bağımlılık haline geldi.

Hani bir sürü kızın, haftanın 5 günü farklı kıyafetler giyerek jüri önüne çıktıkları yarışmadan bahsediyorum…

İŞTE BENİM STİLİM!

İlk izlediğim gün o kadar şaşırdım ki; yanlışlıkla yarışmanın aslı yerine bir parodi uyarlamasını izliyorum zannettim. Ama ertesi gün, bir ertesi gün ve bir ertesi gün yeniden izlediğimde olayın kendisinin trajikomik bir parodi olduğu gerçeğiyle yüzleştim…

Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilmiyorum. Kelimeler kifayetsiz ama deneyeceğim…

"Kelimeler" dedim az önce… Oradan başlayalım madem…

Moda, trend, tarz, stil konseptli bir yarışmadaki kızların bir kısmının "Ayakkabı" diyemediklerini fark ettim. Kızlar ki bu kızlar minimum lise mezunudurlar diye düşünüyorum, ayakkabı diyemiyorlar.

Yaşlarının çok üstündeki makyajlarının altına yerleştirilmiş olan dudaklarını büzerek;
"O elbisenin altına o ayakkaplar olmamışlaaarrr"
"O ayakkaplar stil değilleeeerrr"
"Aaaaavvv ayakkapların güzeeelll ama ben beğenmedim"
Ayakkabı diyemeyen kızlara moda konuşturtan bir yarışma söz konusu yani…
Telaffuz edemedikleri başka kelimeler de var.
"Bilenzinklerin güzel euvvvv ama ben beğenmedim"

Evet, bileziğe bilezik diyememelerini bir tarafa bırakacak olursak, güzel buldukları herhangi bir giysiyi ya da aksesuarı beğenmediklerini söyleyecek kadar ucuz hırslarla bürünen kızları izliyoruz o yarışmada.


Baştan başlamak gerekirse yarışma şu şekilde ekranlara yansıyor:

Bir stüdyoda tek başına oturan bir kadın görüyoruz program başlar başlamaz. O kadın hep oturuyor. Sanırım yürümeyi ya da ayakta görünmeyi sevmiyor. Tek başına oturan kadının anlam veremediğiniz hareketler yaptığını görüyorsunuz oturduğu yerde. Arabeskin dibine dibine vuran bir şarkı çalıyor oluyor fonda ve kadın kendini kaybediyor o şarkıya playback yaparken. Hatta bazen hızını alamayıp, dövünmeye başlıyor. Aşırı şaşırıyorsunuz. Bir derdi mi var, felç mi geçiriyor diye panikliyorsunuz onun adına ama dövünme atağını saniyeler içinde atlatıyor kadın ve gözlerini havaya dikerek, tavanda bir yerde yaşadığını tahmin ettiğim ama bizim asla görmediğimiz sevgilisine söylemeye başlıyor şarkısını gülümseyerek. "Hayırdır inşallah" diye merakla bakmaya başlıyorsunuz kadına ve tam ona adapte olduğunuz sırada müzik değişiyor. Müzik aniden değişince yerinizden sıçrıyorsunuz ve stüdyoya sarışın olan başka bir kadın giriyor catwalk adımlarıyla… Parası olan ve birazcık modadan anlayan herkesin olabileceği ölçüde şık bir kadın bu… Hemen akabinde de sakallı olan adam giriyor ekrana. Stüdyodaki podyumda bir, iki tur atıyorlar beraber. Neye güldüklerini anlamaya çalışıyorsunuz ama birden asabınız bozuluyor. "Havanız kime len" demek istiyorsunuz ve hatta kuvvetle muhtemel diyorsunuz ama onlar duymuyorlar sizi. Sonra el ele tutuşup, oturan kadının yanındaki koltuklarına gidiyorlar. Ama o da ne? Yerlerine oturmadan önce üçü birbirlerine sarılıyorlar, öpüşüyorlar. "Yahu zaten demin kuliste beraberdiniz ya. 10 dakika önce! 10 sene sonra ilk defa görüşüyormuşsunuz gibi ne diye öpüyorsunuz birbirinizi" diye soruyorsunuz aranızdaki ekranı unutarak. Yarışmanın sunucusu da katılıyor onlara bir süre sonra… Severim o kadını. O yarışmada ne işi olduğunu sürekli olarak sorgulayacak kadar da beğenirim aslında. Neyse…

O da ekrana girdikten, yirmi senedir görüşmemişler gibi diğerlerini selamladıktan sonra yarışmacı kızları çağırıyor yanlarına.

Kızlar geliyorlar. Yüzlerindeki nefreti ve hırsı bir tarafa bırakacak olursak, normal kızlar aslında onlar da. Büyük bir çoğunluğu kötü giyiniyor kızların. Geliyorlar, kötü ötesi şarkılar eşliğinde podyum yürüyüşlerini yapıp, yerlerine oturuyorlar. Ve yarışma başlıyor…

Sırayla çıkıyorlar podyuma. Birer tur atıyorlar kötü yürüyüşleriyle. Sonra sunucu "Konseptin ne, nereye gidiyorsun?" diye soruyor. Giydikleri kıyafetin, söyledikleri konsepte uygun olması gerekiyor zira.

"Aaaaa ben bugün sevgilimle öğlen yemeği yiceem"
"Uuuu beeaan bugün sergi açılışına gidicim"
"Iııııı baaan bugün after partiye gidiyorum… Milano'da"
"Ben bugün en yakın arkadaşımın düğününe gidiyorum" şeklinde cevaplar veriyorlar.

Konsept açıklandıktan sonra diğer yarışmacıların, o an podyumda bulunan kızın kıyafetiyle ilgili yorum yapması bekleniyor.
Ben bugüne kadar böyle nefret dolu, böyle habis, böyle şuursuz yorumlar görmedim.
"İğrençsin"
"Nefret ettim"
"Çok kötü"
yorumlarıyla başlayan konuşmalar, kişisel kavgaya dönüşüyor elbette bir, iki dakika içinde.
"Sen zaten kuliste bana şunu dedin"
"Senin hakkında bildiklerimi anlatırsam rezil olursun"
"Sen zaten benim adımı verdin eleme gecesinde"
"Heee kendi diyen kendi olur"
"Sana ne"
"Ufff sana ne be salak"
"Boyun kısa"
"Kalçan geniş"
"Seyircilere oynama"
"Jüriye yaranma"
"Ağlayarak sempati toplamaya çalışma"
"Heee tabi tabi"
cümleleri milyonlarca insanın gözleri önünde bonkörce ortaya saçılıyor. Sabrına hayran olduğum sunucu bazen araya girerek, müdahale etmeye çalışıyor ama programın asıl amacı izleyenlere, şirret, çirkef, şımarık ve sevimsiz olunduğu zaman prim yapılabileceğini öğretmek olduğu için çok da kasmıyor aslında ekrandaki çirkinliği düzeltmek için.

Sonra kız asil olduğunu düşündüğü yürüyüşüyle jürinin karşısına çıkıyor. Yürüyüşünü asil bulamıyorsunuz bir türlü çünkü az önce o kızın ağzını yaya yaya söylediği çirkinlikleri duydunuz. Mümkün değil o kızı asil bulmanız. Sanıyorsunuz ki öyle bir kavgadan sonra stüdyoda, önümüzdeki 20–25 gün boyunca kimse gülümseyemeyecek. Ama öyle olmuyor. Kavgadan takriben 3 dakika sonra stüdyoda Ankara'nın Bağları kıvamında bir şarkı çalmaya başlıyor ve kızlar koşarak ortaya gidip, yerden yerden oynamaya başlıyorlar.

Oynamaları bitince mekanik bir şekilde yerlerine dönüyorlar ve Ankara'nın Bağları'ndan önceki suratsızlıklarını yüzlerine yeniden yerleştirip, oturuyorlar.
Sıra jürinin yorumlarına geliyor akabinde.

"Eeevveeet, güzel giyinmişsin, stilin güzel ama hep aynısın" diyor bir tanesi.
Nasıl yani?
Yarışmanın ismi zaten "İşte Benim Stilim" değil mi?
Kız da kendi stilini göstermeye gelmiş yani dimi? Başka türlü olursa onun stili olmaz ki o? Saçma bir yorum değil mi o?

"Üzerindeki etek çok kısa" diyor diğer jüri. İyi, güzel de bu yorumu yapan jüri ekrana mayo kıvamında bir kıyafetle çıkıyor zaten…

"Makyajın çok fazla" diyor öbürü…
E o hep oturan kadının yüzünde de beş kilo makyaj var zaten!
Jüri ya yıldız veriyor o yarışmacıya ya da vermiyor ve tam o esnada yine arabeski veriyorlar damardan. Hepsi oturdukları yerde sallanarak ya da üzülerek şarkıya eşlik ediyorlar. Aşırı şaşırıyorsunuz bir kez daha…

İçlerinde iyi giyinen bir, iki tane ve hayrettir ki diğerleri gibi şirret olmayan eser miktarda kız da var ama onlar mutlak azınlıktalar.
Eleme konusunda çok hassaslar…
Her hafta birini yolluyorlar aralarından. Akıl ve mantık, en kavgacı ve şirret olanın gitmesi gerektiğini söylüyor ama boyu dâhil her şeyi yalan olan ve inanılmaz çirkin giyinen, bileziğe "Bilenzink" diyen o kızı bir türlü yollamıyorlar. Çünkü o kavgacı, yalancı ve çirkef… Reyting yaptırıyor yani…

Stilin, zarafetle bütünleştiğini; şıklığın, ince ruhla mümkün olduğunu bir türlü anlamadıkları için izleyenleri bir sürü kötü ruhla baş başa bırakmayı tercih ediyorlar.
Genelde genç kadınların ve genç kızların izledikleri yarışmada, kötü ve yalancı olursanız tercih edilirsiniz mesajı veriyorlar. Topuklu ayakkabıyla yürümeyi beceremeyen kızlara stiletto giymelerini salık veriyorlar ama onların stilettoya, steletto demelerine aldırmıyorlar…

Stil yarışması yapmak iyi fikir ama yarışma gerçekten stil yarışması olursa iyi fikir…
Sponsorsun kelime anlamını bilmeyen kızların sponsor kavgası yapıyor olmalarının ise stille bir ilgisi yok maalesef…

Yazık ama bize de ya!
Birazcık ama birazcık bize saygı duysanız keşke...
Birazcık bizi de insan yerine koysanız keşke…
Birazcık iyilik ve doğruluk üzerine geliştirseniz konseptlerinizi…
"Kaliteli bir çanta" diyorsunuz ya yarışmada; işte o kalite kelimesinin kullanılması gereken en doğru yerin, programınız ve yarışmacılarınız olduğunu anlasanız keşke!