420 yıllık aşkın ilahisi: Romeo ve Giulietta

Shakespeare'in ölümsüz eseri Romeo ve Giulietta dün akşam Zorlu Center PSM'de sahnedeydi. Başarılı rejisi, insanı bir an olsun sahneden ayırmayan şarkıları, usta oyunculuğu ve olağanüstü dekor kostümüyle Romeo ve Giulietta, şu hayatta daha iyisine zor tanık olacağınız türden sahnesiyle hepimizin ağzını açık bıraktı.



Nilüfer TÜRKOĞLU
nilufer.turkoglu@caferuj.com.tr



Daha henüz Orta Avrupa'dan ülkeye dönüş yapmış biri olarak sanatın insan hayatı üzerinde etkisinin ne derece derin ne derece büyük ve hatta Tanrısal bir değeri olduğunu düşünürken dün gece sahnede izlediklerim, hayatın en haz verici şeyin sanattan başka bir şey olmadığını bir kez daha kanıtladı. Bundan sadece bir hafta önce Prag, Viyana, Budapeşte üçlüsünün haşmetli binaları arasında dolaşan bir fani olan ben, katedrallerinden opera binalarına, müzelerinden kiliselerine bu denli haşmetli bir dünya içinde kendimi fazla kaptırmışlığın gururunu, bunu başka ülkelerde yaşıyor olmanın burukluğuyla yaşadığımı itiraf etmeliyim. Sanatı sanat yapan temellerin korunmasıyla oluşan bu ihtişamlı silüeti, insan yaşadığı topraklarda görmek istiyor haklı olarak. Viyana'daki Sanat Tarihi Müzesi'nde (Kunsthistorisches Museum) o salondan bir başka salona açılan kapılardan geçerken dibimin düşmesi işte bu yüzden! Bir odada Caravaggio'nun eserlerini selamlarken bir başka odada Velazquez'in eserlerine göz atma şansı yakalamak ve hemen öncesinde Mısır firavunlarının mumyalarıyla karşılaşıp Roma İmparatoru Sezar'ın büstüyle göz göze gelmek, insana o anlarda tam da bunları düşündürüyor. Daha ilk çağlarda başlayan 'sanat'ı kutsuyor ve bunları yıllarca koruyan bir ulusun karşısında saygıyla eğiliyorsunuz.



Sözü Orta Avrupa'dan Rönesans'ın beşiği İtalya'ya getirip dün geceye bağlayacağım elbette. Ama tüm bunları yaparken de İngiliz Edebiyatı'nın lordu, dünya edebiyatının tartışılmaz en saygın yazarlarından usta Shakespeare'i de başrole oturtacağım. Çünkü aslında her şey tam da onunla ilgili! Bundan 420 yıl önce yazdığı bir aşk hikayesiyle, günümüze kadar seslenebilme yetisine sahip bu deha, Adem ve Havva kadar çok konuşulan iki sevgiliyi dünya üzerinde buluşturup cennete taşıyarak unutulmaz bir aşkın destanını insanlığa sunmuştu. Ve bugün dünyanın pek çok yerinde Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i sadece edebiyat üzerinde değil, müzik, sinema ve tiyatroyla insanların yüreklerini kanatmaya devam ediyor.



David Zard'ın yapımcılığında, Giuliano Peparini'nin özgün rejisi, Gérard Presgurvic'in besteleri ve Vincenzo Incenzo'nun sözleri ile yeniden yorumlanan İtalyan versiyonuyla Romeo ve Giulietta müzikali, dün akşam PSM'de aşkın ve sanatın ilahi gücünü gözler önüne serdi. Şimdiye kadar İtalya'da sahnelenmiş en yüksek bütçeli oyun olduğunu bir kenara koyacak olursam, 45 sanatçının rol aldığı gösteri, şimdiye kadar izlediklerimin gerçekten de en iyisiydi. İtalya'da 8 ay içinde 400 bini aşkın izleyici tarafından ayakta alkışlanan Romeo ve Giulietta, kusursuz bir koreografiyle, adeta bir büyü gibi durmadan değişen sahneleriyle, (sinemadan bir farkı yoktu!) 270'ten fazla olduğu söylenen kostümleriyle tam anlamıyla muhteşemdi. Her sahneyi soluksuz ve büyük bir gerilimle izlediğimi söylemeliyim. Her ne kadar ilk bölümün ortalarına kadar altyazı gösyerilmemiş bile olsa, oyunun enerjisi öylesine güçlüydü ki, sanatın herhangi bir dile ihtiyacı olmadığı, sadece kendi varlığının diliyle anlaşılabileceği ortadaydı.

13 tır dolusu dekor ve kostümün her sahnede oluşturduğu kompozisyonlar, Romeo ve Giulietta'nın başarısına ikiye katlayan en önemli unsurlardı. Akrobatik danslar, sahnelere serpiştirilirken oyuncuların performansları ve sesleri, müzikalin verdiği tüm duygular, eminim sadece benim değil, tüm seyircilerin içine işledi. Capulet ve Montague ailelerinin birbirleriyle çarpıştığı sahnelerin etkisi, çoğu zaman tüylerimi diken diken yaptı. Annelerin çatışması, yakarışları, Romeo'nun yakın arkadaşı Mercutio'nun kastrato sesi, Baba Capulet'in kızına söylediği şarkı, keşiş Laurence'in Tanrı'ya seslendiği sahne ve elbette ki rengarenk danslarla balo sahnesi en çok akılda kalanlar.



Aşk üzerine yazılmış en büyük eserlerden biri kabul edilen Romeo ve Giulietta, elektronik ve klasik müzikle harmanlanmış besteleriyle günümüze başarıyla sesleniyor. Her ne kadar oyun bir tutam karışık gibi görünse de rejinin ortaya koyduğu iş, hiç de tuhaf ve tutarsız değil aksine günümüz insanlarının yakından ilgisini çekecek düzeyde; oldukça keyifli, heyecanlı ve durağanlıktan uzak.

İtalyanların bir başyapıtı alıp yeniden ondan bir başyapıt yarattıkları Romeo ve Guilietta, yılın en kaçırılmaması gereken etkinliklerinden. (Etkinlik ifadesi tanımlamak için yetersiz kalıyor, bunu da söylemeden geçmeyeyim!)

Başka bir ülkeye gitmeden, ayağımıza kadar gelen bu muhteşem eseri, izlememezlik etmeyin. Gerçek sanatın ne demek olduğunu görecek ve belki siz de benim gibi hayatın en çok sanat üzerine kurulu olduğunu anlayacaksınız. Çünkü eminim insanlığı kurtaracak en büyük güç ne din ne iman ne savaş ne de yalan dolan. Sadece sanat. SANAT!

BİZE ULAŞIN