YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.harpersbazaar.com.tr

Audrey Hepburn ile kişisel bir mesele

20. yüzyılın en ikonik kadınlarından Audrey Hepburn’ün özel eşyalarından oluşan 400 parçalık koleksiyonu satışa çıkıyor.

Işık Cansu Canayak

Christie's'in yapacağı bir açık artırmayla Eylül ayında satışa çıkıyor. Bu, yalnızca belli kişilerin girebildiği özel bir kulübe davet edilmekle eşdeğer...Buzdolabınızın üzerindeki magnetle evinizin bir parçası haline gelen Breakfast at Tiffany's'deki o kült Audrey görselini hatırlıyor musunuz? Vücudu saran siyah dar elbisesinin içinde yanında kedisiyle poz verdiği anı... Gençken odanızın duvarına astığınız Sabrina veya Moon River filmlerinden posterler de aklınızdadır. Bazı stillerin ve karakterlerin gücü öyle büyük ve zamansız ki bugün kolayca kullandığımız 'ikon' kelimesinin tam karşılığını aslında hakkıyla sadece onlar karşılayabiliyor. Sinemayla ilgisi olsun olmasın, Breakfast at Tiffany's filmini izlemeyen, izlemese de adını duymuş olmayan, bir Audrey klasiği görselle karşı karşıya gelmemiş kişi neredeyse yoktur. Hepburn, stili, onlarca ödülü kapan oyunculuğu, hayırseverliği ve dünyaya katmak istediği tüm izlerle neresinden baksanız bir ikon, dünyanın kolektif belleğinde bir unutulmaz figür. Öyle ki ölümünden 24 sene sonra bile ismi, büyüsünü korumayı kendiliğinden başarabiliyor. Bugüne kadar bu zaten böyleydi ama konuya yeniden haber değeri yükleyen şey Hepburn ile ilişkimizi daha kişisel hale getirebilme şansımız. Giydiklerini giyip yürüdüğü ayakkabıların içinde yürüyüp Hepburn'un aurasının içine kelimenin gerçek anlamıyla girmemiz mümkün şu an. Tabii bu, Christie's'in Personal Collection of Audrey Hepburn adlı açık artırmaya katılacak bir maddi güç, bir de manevi anlamda bolca şans gerektiriyor. Haber şu ki en ünlü müzayedecilerden Christie's'in Londra'daki merkezi, Hepburn'e ait 400'den fazla kişisel eşyayı ilk önce 19 Eylül'de online açık artırmaya çıkaracak ve buradaki satışlar 3 Ekim'e kadar internette açık kalacak. 27 Eylül günü ise Londra'da canlı/fiziksel olarak ayrıca bir açık artırma daha yapılacak. Stil öncüleri, moda editörleri, adını vermek istemeyen ünlüler, kolektörler, Hepburn hayranları… 19 Eylül'den itibaren Christie's'in sitesini heyecanla açıp heyecanla takip edecek veya 27 Eylül günü bizzat açık artırmaya katılacak kişilerin profilini şöyle bir gözünüzün önüne getirin.

Biriktirdiği türlü objelerden filmlerinde giydiği elbiselere, sahne arkası fotoğraflarından babetlerine ve hatta orijinal film senaryolarına (Breakfast at Tiffany's ve Charede); geniş kapsamdaki koleksiyonu derleyenler ise bu hayatta onu en iyi tanıyan iki kişi olan oğulları Luka ve Sean: "İnsanlar daima onun asaletine imrendi. Annemizin zarafetinin sırrı neydi? Stilini nelere göre belirliyordu? Nasıl yaşıyordu? 1993'te onu kaybetmemizin üzerinden 24 sene geçtikten sonra ondan bize kalanlardan neyi tutup neyi dünyayla paylaşmamız gerektiğine kafa yorduk. Kar amacı gütmeyen organizasyonlar için gönüllü olarak çalışmış, Unicef başta olmak üzere insanlığa faydalı olmayı amaç edinmiş bir kadının değerli eşyalarının dünyanın faydası için kullanılmaması onu üzecekti. Annem son derece pratik düşünceli bir kadındı. Kendisinden geriye kalanlar için onun da 'Kenarda tozlanacaklarına başka insanlarla yaşasınlar' diye düşüneceğine eminiz." Hepburn, 20. yüzyılın yetenekleri ve stilleriyle ünlü diğer kadınları Grace Kelly, Jacqueline O'Kennedy gibi ikonik isimlerle aynı exclusive kategorinin üyesiydi. Kariyerinin ikinci filmi olan Sabrina'nın (1954) çekimleri sırasında tanışıp bir daha birbirlerinden ayrılmadıkları yakın dostu Hubert de Givenchy ile karşılıklı alıp verdikleri ilham, ikisine de altın çağlarını yaşattı. neticede Audrey, yaşamda da giyimde de minimalizmi benimsemiş biriydi. Kolay, pratik, sade ve asil olan her şey onun çemberinin içindeydi. Bay Givenchy ile bir kez tutan kimyaları gücünü hiç kaybetmedi; özel hayatlarında da filmleri dışındaki işlerinde de çoğunlukla birlikte çalıştılar. Audrey'nin Two for the Road (1966) filminin tanıtımı için yaptığı moda çekiminde giydiği saten, mavi kokteyl elbisesi de elbette bir Givenchy tasarımı ve elbette Christie's'in açık artırmasında o da var. Ancak Hepburn'un gardırobu tabii tek bir etiketle sınırlı değil; Burberry ve Valentino da adı sıkça geçen markalardan.

Açık artırmanın yaratacağı sansasyonun boyutunu benzer bir örnek üzerinden daha iyi anlayabiliriz: Christie's, 2006 yılında da Hepburn'e ait özel bir parçayı, hatta Breakfast at Tiffany's filminde giydiği o ünlü, Givenchy'nin siyah saten elbisesini yine bir açık artırmayla satışa çıkarmıştı. Ama inanılmaz bir şey olmuş; 63 bin dolar civarına gitmesi beklenen parça tam 577 bin dolara alıcı bulmuştu. İşte Hepburn imajının böyle zamansız ve asla eskimeyecek bir gücü var. Mesela Personal Archive of Audrey Hepburn açık artırmasında, Breakfast at Tiffany's filminin orijinal senaryosunun 76 bin dolar civarına gitmesi bekleniyor ama kim bilir, tavan fiyat nereleri bulacak. Şöyle bir değerlendirince bu açık artırma, bir yönüyle zamansızken diğer yandan en doğru zamanda konumlanıyor aslında. Çünkü lüks kavramı, hiçbir zaman hem bugünkü kadar hızlı ve aynı hem de bu kadar özgünlük arayışı içinde olmamıştı. Zanaatkarlık eseri el yapımı parçalar, başka birinin üzerinde görmenin mümkünse imkansız olduğu tasarımlar uzun süredir alım gücü yüksek herkesin en çok aradığı nitelikler. Lükse ulaşmak eskiye göre daha kolay, sosyal medya sayesinde ise en iyi stillerin bile anında on binlerce kopyası türeyebiliyor. Dolayısıyla hızla aynılaşmamak hepimiz için işten değil. Güzel haber ise şu: Her akım, bir yandan belli ihtiyaçlar oluşturarak kendi ters akımını yaratıyor, aynılaştıkça farklılaşmanın yollarını kovalıyoruz.

Yaklaşık 10 sene önce çıkıp bir daha da hatatımızdan çıkmayan vintage modası, tam da böyle bir arayıştan doğmadı mı? Mücevherden kol düğmesine, sandaletten türünün bir örneği çantalara, sadece beyaz gömlek üreten bir markadan yalnızca tişört tasarlayanlara; bu kadar niş marka ve girişim, yine aynı yerden güç bularak gün yüzüne çıkıp gerçeğe dönüşmedi mi? Dolayısıyla Hepburn'den bir parçayı evine götürüp onu yaşamını daimi bir parçası kılacak kişinin yaşadığı duygu, bugünkü 'lüks' tanımının yüzde yüz karşılığı olacak. Zaten her devirde anlamlı olacak bir yatırım bu yaşadığımız dönemde daha da yerini bulacak. Yazıyı bitirmek için aklıma Hepburn'den şu anektot geldi: Bir röportajında ondan hayatını tek bir kelimeyle özetlemesi istendiğinde 'şanslı' sıfatını seçmişti. Şüphesiz bu ikonik kadının koleksiyonundan herhangi bir parçayı ömür boyu kendinin kılacak kişi de bir o kadar 'şanslı' olacak.

BİZE ULAŞIN