Micol Sabbadini'nin etkileyici hikayesi

Micol Sabbadini, merak ve hayranlık uyandıran bir karakter. Fotoğraf sanatçılığının yanı sıra ailesine ait tarihi mücevher markası Sabbadini’ye kreatif katkıda bulunan İtalyan yeteneğin, kadın haklarına sahip çıktığı tasarım işbirliklerinden hayata bakışını değiştiren seyahatlere, etkileyici hikayesi ve duruşunu Milano’daki evinde keşfettik.

Yazı: Güneş Uysalefe
Fotoğraflar Selin Alemdar

Tutturmuşlar, bir 'influencer' lafıdır gidiyor; kimisi Instagram bio'suna, kimisi kartvizitine bu titri layık görüyor, bazısı da kendisini öyle tanıtıyor; "Merhaba, ben influencer'ım!" Kelimenin anlamı karşısında nasıl da boş kaldıklarını bir bilseler...

Neyse ki popülizme oynamayan, bu tanımın hakkını veren gerçek 'fikir öncüleri' de var. Kendisinin böyle bir iddiası olmasa da –ki bu da özgünlüğünün bir kanıtıdır –Micol Sabbadini onlardan biri. Milano'da yaşayan fotoğraf sanatçısı, sıradışı seyahatlerinden renkli arkadaş çevresine, Zadig & Voltaire ve Max Mara gibi isimlerle yaptığı işbirliklerine ilham verici bir hayat sürüyor. Pop ruhlu ama moda kurbanı olmayan giyim tarzı ve spor tutkusu gibi onu farklı kılan diğer bir özelliği ise tükenmez yaşam enerjisi. Sosyal medya paylaşımlarından takipçilerine adeta ışıyan böylesi bir profilden kim feyz almak istemez ki? Kendisinin, fotoğrafçılığın yanı sıra aile büyüklerinin 1940'ta kurduğu mücevher markası Sabbadini'de farklı kreatif rollerde yer aldığını da not düşelim.

Milano'daki evini Harper's Bazaar Türkiye'ye açan influencer hakkında benim ilk merak ettiğim, bir kitapta gizemli ve tutkulu bir kadın olarak karşıma çıkan başka bir 'Micol' ile arasında bağ olup olmadığı...


Triko Alberta Ferretti Jean Rag & Bone Ayakkabılar Aquazzura Mücevherler Sabbadini

Micol ismiyle ilk defa Bassani'nin Finzi-Contini'lerin Bahçesi adlı kitabında karşılaşmıştım, ailen ismin için bu karakterden ilham almış olabilir mi?
Evet, aynen! Kitabın film uyarlamasını annem hamileyken görmüşler ve Dominique Sanda'nın canlandırdığı karaktere bayılmışlar, böylece ismimi de bulmuş olmuşlar. Ancak ben ne kitabı okudum ne de filmi izledim, nedense ismimin ardındaki bu karakterle tanışmayı hiç istemedim. Sanırım kendi hikayemi, benliğimi kendim yaratmak istememden kaynaklanıyor bu da.


Elbise Attico Ayakkabılar Aquazzura Mücevherler Sabbadini

Mücevherat ustası Sabbadini ailesinden geliyorsun. Böylesi güzelliklerle Milano'da büyümen, fotoğraf sanatçısı olmanın ardındaki etken olabilir mi?
Aslında 14 yaşımda yatılı okul için İsviçre'ye gittim, ardından Pensilvanya Üniversitesi'nde okumak için Philadelphia'da, sonra Londra'da ve New York'ta altı yıl yaşadım. Paris'te, Avustralya'da, Küba'da ve Çin'de çok vakit geçirdim. Milano'nun gelişimim üzerinde çok az etkisi olduğunu söyleyebilirim çünkü ancak 28 yaşımda buraya geri döndüm. Yaptığım seyahatlerin ve Amerika'nın bugün olduğum kişi üzerinde büyük etkisi oldu.

Kendimi bildim bileli sanatla çevriliyim; babam sanat koleksiyoneridir, fuar ve sergilere beni hep yanında götürdü. Sanatçı olmamın ardındaki asıl sebep bence bu. Fotoğrafa ise ilk defa Boston'da aşık oldum, 14 yaşımda bir yaz okulunda fotoğraf eğitimi almıştım.

Aile işinde aktif olarak yer alıyor musun? Mücevherle olan ilişkini nasıl tarif edersin?
Evet, aile markamızın kreatif ve görsel konuları üzerine çalışıyorum. Şu sıralar Sabbadini web sitesini yeniden tasarlamaktayım, ayrıca Instagram'ını yönetmeye ve markayı farklı departman mağazalar ve online butiklere tanıtmaya başladım. Barney's New York ve Moda Operandi gibi adreslerde satışa başladık. Sabbadini için heyecan verici işbirlikleri planlıyorum ama şimdilik bir şey söylemek için çok erken! Ve elbette mücevherlerin tasarım sürecinde de yer alıyorum. Dürüst olmam gerekirse mücevhere ilgim çok yavaş gelişti, ergenliğimden beri modayı severim ama ben daha çok sörf kızıyım! Yakın geçmişe kadar aile işimizin bir parçası olmak aklımın ucundan geçmiyordu ama şimdi çok zevk aldığımı söyleyebilirim.


Triko Missoni Küpeler Sabbadini

Defilelerde, fotoğraf çekimlerindesin, tasarımcılarla çevrilisin. Sence modayı sevmene yol açan nedir?
Yaratıcılık, büyülü atmosferi, sonsuz emekle her sezon yeni şeyler ortaya koymak, el işçiliği, tasarımlar, kumaşlar, detaylar... Bir elbisenin kişiliğinizi, ruh halinizi ifade etmenize yarayışı ve sizi bir gün veya bir geceliğine bambaşka bir insana dönüştürebilme gücü.

Geçen yıl New York'ta gerçekleşen Kadın Yürüyüşü'nü Zadig & Voltaire için fotoğraflarınla takip etmen ve bunun üzerine bir kapsül koleksiyon hazırlaman hem sanatsal hem de aktivist bir girişimdi. Sence moda başka hangi konular hakkında bilinç oluşturabilir? Belki kendi içinde bulunduğu sürdürülebilirlik çıkmazı olabilir mi?
Sürdürülebilirlik konusu hem ekolojik hem de insani açıdan kesinlikle önem taşıyor. Düşük maaşlar ve adaletsiz çalışma ortamları da aynı şekilde. Moda güzel şeyler yaratıyor ve bence tüm bu yaratma süreci de güzel olmalı. Moda, o kıyafetleri giyenler kadar üretenlere de güç verebilmeli. Moda dünyasının hem vereceği mesajlarla hem de perde arkasındaki üretim sürecinde iyilik yapma potansiyeli çok büyük.


Elbise Philosophy Ayakkabılar Rene Caovilla

Weekend Max Mara işbirliğinde tasarım sürecine dahil olmuştun sanırım. Moda döngüsünün farklı bir aşamasına şahit olmak nasıl bir deneyimdi?
2016'da Faliero Sarti için Australia adlı sergimdeki bazı imajları eşarp tasarımlarına uyarlamıştım. Max Mara ile bir adım ileri giderek, elbise, pantolon, etek, tişört ve çantalarda kullanılmak üzere kumaşlar dokuttum. Heyecan verici bir deneyimdi çünkü kıyafet tasarlamak için hoşuma giden aracıya, yani fotoğrafa başvurabildim. Türkiye ve Yunanistan'da çektiğim kareleri kullanarak kolajlar yarattım. Ardından Zadig & Voltaire ile yeniden bir araya geldim, bu kez Polaroid çalışmalarım tişörtlerde yer aldı.


Evindeki panosunda aile ve dostlarına ait fotoğraflar bir arada

Kişisel tarzına gelirsek; en az süjelerin kadar ilginç bir stilin var. Bu rengarenk zevki nasıl geliştirdin?
Renkleri çok seviyorum! Desen ve markaları karıştırmak da hoşuma gidiyor. Ayrıca 18'imde aldığım ve halen giydiğim çok şey var; parçalanmadıkları sürece onlardan kurtulmaya niyetim yok. Moda konusunda rol modelim hep annemdi ve açıkçası gardırobumun yarısından çoğu onun 30'larında, 40'larında giydiği kıyafetlerden oluşuyor.

BİZE ULAŞIN