Veronica Etro ile göçebe bahçede!

Veronica Etro egzotik, etnik ve renklere her daim açık Etro kadınını, bu yaz zengin kültürlerin köklerinin özgürce birbirine karıştığı bir bahçede ağırlıyor.

Röportaj Tuğçe Kayar

İtalya'nın küçük tekstil şirketleri, zanaatkarlığa uzun yıllar sadık kaldığı sürece global markalara dönüşebiliyor. Bakınız; Etro. Bahsettiğimiz marka aslında 1968'de Gerolamo Etro tarafından dekorasyon alanında kullanılmak üzere yeni kumaşlar geliştiren bir tekstil şirketi olarak kurulmuştu. 80'lere Hindistan'a yapılan bir seyahatten sonra ikonik şal deseninin doğuşuyla deri koleksiyonu ve ev ürünleri koleksiyonları yaratıldı. Hatta 80'ler bitmeden parfüm koleksiyonu piyasaya çıktı. Yani bir moda markasının gittiği yolun tam aksi yönde ilerledi Etro. Öyle ki ilk kadın hazır giyim koleksiyonunu, Milano Moda Haftası'nda 1996'da sergilendi. Bugün Veronica Etro, babasının tekstilde desen geliştirme mirasını kadın giyim bölümünde devam ettiriyor. Elbette Etro'nun şal deseni hala hayatımızda.

Bugün Etro'nun kadın giyim koleksiyonunun tasarımcı koltuğunda oturmanızı modaya olan tutkunuzun bir uzantısı olarak mı yoksa babanızın temellerini attığı tekstil geleneğini devam ettirme isteği olarak mı değerlendirmeliyiz?
Güzel objeler, kumaşlar, antikalar ve sanat eserleriyle çevrili bir ortamda doğup büyümek görsel yaratıcılık konusunda benim için bir tür okul gibiydi. Küçükken babamın ofisine gidip Etro'nun renkli ve desenli kumaşlarıyla oynadığımı, kolaj ve suluboya yaptığımı hatırlıyorum. Benim oyun alanım ofisti yani eğlence anlayışım da buydu. Yaratıcılık ve sanat genel olarak beni büyülüyor zaten. Hayalimde hep disiplinli bir şekilde kreatif işler yapmak vardı. Bu yüzden Central Saint Martins College of Art and Design'da eğitim aldım ve sonra aile şirketine katılıp modayla ilgili fikirlerimi geliştirmek istedim. Sadece form, kesimler ya da kıyafetlerin tarzını belirmek değil daha vizyoner bir yaklaşımla Etro'yu ilham veren bir marka haline dönüştürmekten bahsediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse modaya sanat, fotoğrafçılık, mimari, dekorasyon, mücevher gibi farklı disiplinlerle iç içe geçebildiğini fark ettiğimde ilgi duymaya başladım.

Profesyonel hayatta aile üyeleriyle çalışmanın dezavantajlarını yaşadınız mı hiç?
Özel hayatınızı profesyonel hayatla karıştıramayacağınız çok özel bir şirketten bahsediyoruz. Aile üyeleriyle çok sıkı bir ilişkimiz var ve babamın temellerini attığı bu mirasla ilgili ortak zevklere, saygıya ve sevgiye sahibiz. Ayrıca farklı fikirleri çarpıştırabileceğimiz, vizyonumuzu paylaşabileceğimiz bir ofiste çalışıyoruz. Hatta önemli kararlarımız genellikle ofisin mutfağında yemek yerken alınır!

Tekstil kökenli bir marka olarak her sezon yeni tekniklerle daha önce kullanılmamış kumaşlar yaratma şansına sahipsiniz. Bize biraz kumaş geliştirme süreçlerinden bahseder misiniz?
İlgimi en çok çeken şey Etro mirası ve DNA'sı üzerine çalışıp sınırları zorlayarak markayı geliştirmek. Her koleksiyonu yaratmadan önce yoğun bir araştırma sürecine giriyorum. Günlerimi görsel toparlayarak, kumaş numuneleri arasında kaybolarak ve ilham veren şeyleri not alarak geçiriyorum. Tema ortaya çıktığında araştırmalarımı derinleştiriyorum ve bu da beni materyal geliştirme sürecine götürüyor. Desen, Etro'nun kurulduğu ilk günden bu yana odak noktasında yer alır. Deseni her seferinde orijinal bir bakış açısıyla yeniden keşfetmeyi ve onunla başa çıkabilmenin yollarını aramayı çok seviyorum. Bunu bazen kaybolmuş bir geleneği yeniden canlandırarak, bazen eskiden kullanılan bir tekniği kullanarak ya da geleceğe bakıp yüksek teknolojiye yönelerek yapıyorum.

İlkbahar/Yaz 2016 koleksiyonunu neden Nomadic Garden (Göçebe Bahçe) olarak adlandırdınız?
Göçebe bahçemde zengin kültürlerin soyları özgürce birbirine karışıyor, iç içe geçiyor ve yeni formlar oluşturuyor. Güney Fransa'nın bohem zanaatının, Doğu Avrupa'nın antik giysilerindeki el işçiliğiyle karışması gibi… Koleksiyon bu bileşimlerle yeni tohumlar üretiyor ve İlkbahar/ Yaz 2016 sezonunda yepyeni folk çiçek desenleri, umursamaz ve feminen bir duruş yaratıyor. Materyaller zengin ve ayrıntıyla donatıldı. Ve rahat görünmeleri için yıkandı, aşındırıldı ve kusurlu hale getirildi.

Peki DNA'nızı böylesine belirgin ve ayırt edici bir desen üzerine kurgulamak risk de taşımıyor mu?
Etro, Pateh dikişli yani şal desenli materyaller ve renkler üzerine kurgulanan bir marka. Bu gelenek, eski bir dekorasyon yöntemi olan, zengin bir tarihe ve anlama sahip kaşmirin girintili çıkıntılı dokusuyla geliştirildi. Geçen yıllar boyunca deneysel yaklaşım ve teknoloji sayesinde klasik şal desenini farklı sezonlarda yeniden yorumlayabildik. Ve aslında her defasında yeniden keşfettik. Bu deseni her
sezon başka geometrik desenlerle, çiçeklerle ya da puantiyelerle yeni tekniklerle karıştırmak inanılmaz bir deneyim.

Etro tasarımlarını kimlere adıyorsunuz?
Etro kadını bireysel ve bağımsız biridir. Kıyafetleriyle oynamayı seven ama onları çok da ciddiye almayan biri. Kesinlikle moda kurbanı değil. Ona göre giyinmek kendini ifade etmenin kreatif yolu. Heveslerinin peşinden giden, fanteziden ve modanın getirebileceği egzotizmden hoşlanan biri Etro kadını. Kendini belli eden, renklerden korkmayan ve eklektizmi seven kadınlar için tasarım yapıyorum. Sanatı, kültürü ve seyahat etmeyi seven, yeni nesil gezginlere… Yani egzotik, ironik ve her zaman gülümseyen kadınlara.

Modanın, daha doğrusu İtalyan modasının geleceğinin nasıl olmasını isterdiniz?
Pazarlamaya daha çok ağırlık verilmesini bunun yanında zanaatın, el işçiliğinin ve yaratıcılığın hep canlı kalmasını dilerim.

BİZE ULAŞIN