Deniz Şenocaklı'nın mücevher yolculuğu

Babasının izinden yürüyen Deniz Şenocaklı, aile işinin yanı sıra adını taşıyan mücevher markasıyla kendi hayallerini gerçeğe dönüştürüyor.

Giriş Tarihi: 12.04.2019 10:19

Çimen Uzsoy G.

Mücevher tasarımcılığına ailenize ait Diamond by Naci Şenocaklı markasıyla adım attınız. Sizi yeni bir marka kurmaya yönelten ne oldu?
Çocukluğumdan bu yana mücevher sektörünün kalbindeyim. Lise yıllarımdan itibaren de hem mağazalarda hem atölyede babamın yanında aktif olarak çalıştım. Basel, Vicenza gibi dünya mücevher modasına yön veren fuarlara hâlâ birlikte gidiyoruz. Üniversite eğitimim esnasında pek çok farklı tasarım ve değerli taş eğitimi aldım. Dünyanın en önemli pırlanta sertifikalandırma kuruluşlarından HRD Antwerp'ten Diamond Grader sertifikasına sahibim. Ama hepsinden önemlisi babamdan öğrendiklerim oldu, o benim en büyük üniversitem. Beraber çalışmaya devam ediyoruz. Bazı tasarımlarım mağazalarında aktif olarak satışta. Ancak çok farklı tarzda bir ürün çizgisinde ilerlemek istediğimden ve yarattığım ürünlerin Diamond by Naci Şenocaklı markasının konseptiyle bağdaşmamasından dolayı ayrı bir yola girmeyi doğru buldum. Dört senedir Deniz Şenocaklı adı altında kendi hayalimi gerçekleştiriyorum.

İlk tasarladığınız mücevher neydi?
Babam çok zor beğenen biri olduğundan çocukluğumdan itibaren onun seveceği bir tasarım yaratmak için çizdim de çizdim. Belki yüzlerce çizdim, ancak birkaç tanesini beğendirebildim. İlk tasarımım ay-yıldız bir model oldu; ortaokul yıllarında çizdiğim, beğendiği ve ürettiği ilk tasarımım. Yanlış anlaşılmasın, sırf gönlüm olsun diye asla beğenmediği bir ürünü üretmez. O tasarım benim için o kadar kıymetli ki... Şu an hâlâ üretiliyor ve beğeniliyor olması da ayrı bir mutluluk.

Babanız 40 yılı aşkın süredir bu sektörde. Ondan mesleğe dair öğrendiğiniz en önemli şey nedir?
Özgün olmayı öğretti bana. En önemlisi, mücevheri yaratmanın da, taşımanın da bir sanat olduğunu öğrendim ondan.

Şu an koleksiyonunuzda neler var?
Değişken beğenileri karşılayabilmek için farklı madenleri kullandığım geniş bir ürün yelpazesine sahibim. "Altının yeri ayrıdır" diyenler için çalıştığım altın ve pırlantalı tasarımlar, son zamanlarda çok tercih edilen gümüş tasarımlar ve yine son yılların trendi olan, benim de bayıldığım kocaman küpeler. Bu küpelerde de hafif ve kullanışlı olmalarını sağlamak için pirinç veya bronz çalışıyorum. Özel tasarım talepleriyle de çok karşılaşıyorum. Birlikte çiziyor, üzerine konuşuyor ve sadece o kişiye özel bir ürün yaratıyoruz.

Tasarım anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?
Tasarım anlayışım çok değişken. Bir gün önce çizdiğimi ertesi gün beğenmediğim çok oluyor. Önceliğim, yarattığım ürüne kendim vurulmam diyebilirim. Benim için tasarım, özel olan, nadir olan, sayılı olandır. Seri üretim olup, herkesin boynunda, kulağında veya parmağında olan bir ürün özel tasarım değeri taşıyamaz.

Hangi materyalleri tercih ediyorsunuz?
Çok farklı madenlerle çalışıyorum ama özellikle altın çalışmayı çok seviyorum çünkü kalıcı ve dayanıklı bir maden, yarattığınızı layığıyla taşıyor. Ayrıca bronzu da çok seviyorum çünkü istediğiniz büyüklükte bir tasarım yaratmanıza olanak sağlıyor. Sınırınız, ağırlık ve yüksek maliyet korkunuz olmuyor.

Bugüne dek satış anlamında en yüksek başarıyı hangi tasarım yakaladı?
Klasikleşen aşk çiçeği tasarımlarım ve bu yıl çıkan göz koleksiyonum çok sevildi. Özellikle yurtdışından çok sipariş aldım. Evil eye, yani göz figürü son yıllarda tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Dünyanın dört bir yanındaki mücevher tasarımcılarının bu figürü bizden bile çok kullandığını söyleyebilirim. Ben de bu koleksiyonumda göz detayını alışılmışın dışında ve modern çizgilerle kullandım.

Mücevherde minimalizm ile maksimalizm trendi son dönemde başabaş denilebilir. Bu ikisinin bir arada varolmasını nasıl yorumluyorsunuz? Sizce bugünün insanı hakkında ne söylüyor?
İki zıt trendin bir arada varolmasının sebebi bence hayatın ta kendisi. Çünkü bugünün dünyası büyük zıtlıklara sahip ve hayat artık büyük bir koşturma haline geldi. Modanın da eskiye göre çok hızlı ve radikal değişimleri olduğunu düşünüyorum. Takip edilemeyecek bir hız aldı sanki.

Her şeyi o kadar hızlı yaşar hale geldik ki, duygularımız, modumuz, isteklerimiz, beğenilerimiz de aynı hızda değişir oldu. Bu yüzden bir gün babaannemizden bize yadigar olan bir broşu veya elmas küpeyi takıp çıkarken, ertesi gün çok minimal detayları tercih edebiliyoruz. Veya bir gün basic tişört ile büyük bronz küpelerimizi takıp fırlıyoruz evden ama akşamına ne var ne yoksa takıp takıştırıyoruz. Kısacası artık kasada bekleyen mücevher dönemi tamamen kapandı. Hiçbir şeyi kullanmaktan sakınmıyoruz, doya doya, modumuza göre her şeye hayatımızda yer veriyoruz.

BİZE ULAŞIN