Tabiatın izinde

Adler’in son kreasyonları, bitkilerden nehirlere uzanan ilhamlarıyla, insan ile doğayı kavuşturuyorlar.

Giriş Tarihi: 17.06.2019 17:21 Güncelleme Tarihi: 17.06.2019 17:26

Amarant bitkisini duymuş muydunuz? Mutfakla haşır neşir olanların, boğazına düşkünlere kıyasla daha iyi tanıyacağı bu tahıl cinsi, kinoa gibi faydalı besinler arasında gösterilen, yükselişteki bir malzeme. Ancak tarihi Aztekler'e, M.Ö. 6000'lere kadar uzanıyor. İlginçtir, geçtiğimiz yıl New York Met Müzesi'nin The Golden Kingdoms: Luxury & Legacy in the Ancient Americas sergisi, yok olmuş bu Güney Amerika medeniyetlerinin nasıl savaş malzemeleri değil de mücevher yapımıyla ilerleme kaydettiklerini konu almıştı. Saf altından hızmaları, taçları, yüzükleri ve bir de amarant tohumları ile balı karıştırarak hazırladıkları törensel yemekleri gözlerinizin önüne getirin...

İşte, ruhu ve bedeni besleyen bu formül, gelenekseli modern kılmakta üstüne olmayan Adler'in yorumundan geçti ve ortaya Amarante kolye çıktı. Adını taşıdığı bitkinin kızıl püsküllerini andıran, spinel boncukların sıra sıra dizili olduğu tasarımın bıraktığı ilk izlenim tek kelimeyle "volkanik". Bu etkide spineller kadar rol oynayan ise şüphesiz, İsviçreli ustanın kolyenin tam merkezine yerleştirmiş olduğu, yanardöner renklerdeki 15.04 karatlık opal. Kalıpların dışında kalan değerli taşları kullanarak Adler, doğadan aldığı ilhama diğer yeni tasarımlarına şekil verirken de başvurmuş. Pebbles bilezik, dalgalardan aşınarak yuvarlanan çakıl taşlarından ilhamla yaratılmış; mavi, pembe ve sarı renklerde safirler beyaz altın manşet üzerine asimetrik bir düzende yerleştirilmiş.

163 adet pırlantanın da yüzeyinde güneş parlayan bir deniz algısına yol açtığı kesin. Doğanın izinden giden diğer bir Adler yeniliği ise My Way koleksiyonu. Pırlantaların çevrelediği pembe altından tasarımlar, kıvrılarak ilerleyen, başına buyruk birer su yolu gibiler. Yazı karşılayan bu mücevherler adeta doğa ananın eserine son dokunuşu yapıyor ve böylece kadın bedeni taçlanmış oluyor.

BİZE ULAŞIN