Vision Art Platform'da İki Yeni Kişisel Sergi
LIFESTYLE

Vision Art Platform'da İki Yeni Kişisel Sergi

Nisa Taşyar Savaş’ın sahibi olduğu Vision Art Platform, galeri mekanının üç katına yayılan iki yeni sergiye ev sahipliği yapıyor.

GÜNCELLEME TARİHİ: 18 Mayıs 2023

Jacqueline Roditi'nin "Günün En Güzel Saati" isimli kişisel sergisinde yer alan eserleri; yazın, sıcaklığın ve şefkatin güzelliğine eşlik eden tanıdık alanlar ve anıları çağrıştırırken, beklenmedik anlarda ortaya çıkan tekinsizliklere, çelişkilere kapı aralıyor. Sergi, 22 Temmuz'a kadar galeri mekanının giriş ve birinci katında yer alıyor. Şule Nur Alev'in "Ötede Bir Şey Yok" isimli kişisel sergisi ise, düş/zihin mekanlarını ilk kez izlediğimiz Here You Are'dan Non Plus Ultra'ya doğru sadeleşen, Core serisi ile parçalara ayrılarak, titiz detaycılığı ve kalemi ustalıkla kullandığı desenleri ile bizi yeni düş mekanlarına davet ediyor. Sergi, 22 Temmuz'a kadar galeri mekanının ikinci katında ziyaretçilerle buluşuyor.

GÜNÜN EN GÜZEL SAATİ


Elâ Atakan tarafından yazılan, Jacqueline Roditi "Günün En Güzel Saati" sergi metninden alıntı.
İsmini sanatçının yazdığı ve henüz yayınlamadığı kitabından alan Günün En Güzel Saat sergisi, kitabın son sayfasıyla başlıyor. Roditi'nin görsel anlatımı, belki de bu sebepten sıklıkla şiire yaklaşıyor ve sanrı ile gerçeklik arasında bir manzara ortaya koyuyor. Sanatçının alışılagelmiş zamanın dışında duran fotoğrafları, bizleri aşina olduğumuz saatlerin uzayarak aktığı yürüyüşlere çıkarıyor. Zamansız çöl, gökyüzü, göl, yol manzaralarına; gündeliğin zamanında yaşayan iç içe geçmiş şefkat dolu bedenler, anlar eşlik ediyor. Yalnızlık, manzaralarda mevcutken, uykuda kayboluyor.
Sanatçı sergide yer alan video yerleştirmesinde, deniz imgesini kesitler halinde sergileyerek, çoklu olasılıkların ve karmaşanın dışarıdaki varlığını ve içerideki yalnızlık döngüsünü anlatmak için kullanıyor. Denizin üzerinde farklı yansımalar ve kaotik sesler görüntünün anlık yitimiyle bir anda kesilerek, dibe dalma, içe dönme ve kalp sesi gibi bir uğultuya bırakıyor yerini. Tendeki çiller, denizin üzerinde dağılan beyaz dalgalar, gökyüzündeki yıldızlar, su ve ışık yansımaları bizi yaşananlar ile düşlenenler arasında çelişkiye düşürüyor. Zamanı ve zemini kaydırarak gerçekliklerini sorgulatıyor. Ve beklenmedik bir anda, bazen kan, bazen içimize doğru bakan bir göz bizi uyandırıyor.

BULUNDUĞUM MEKANIM BEN


Saliha Yavuz tarafından yazılan, Şule Nur Alev "Ötede Bir Şey Yok" sergi metninden alıntı.
Sergi ismini antik bir post-klasik Akdeniz aforizmasından, Cebelitarık boğazının iki yanındaki Herkül Sütunları'nda yazan, gemilere daha uzağa yelken açmamaları için bir uyarı olarak yazılmış olduğu iddia edilen Non Plus Ultra!dan ödünç alıyor. Rönesans döneminde antik felsefenin düşüncenin ilerlemesi üzerindeki boğucu etkisinin bir metaforu olarak benimsenen kavram latincede "daha ötede, ileride hiç birşey yok" anlamına geliyor. Mükemmellik, gelinecek son nokta anlamlarını cesur bir şekilde üzerine giyinen işler ile Non Plus Ultra / Ötesi Yok!ta sanatçının son bir yıldır ürettiği işler ile birlikte Here You Are ve Core serileri yer alıyor.
Hafıza, mekan ve mekanı kavrama biçimleri üzerine düşünen, üretimini bir zihinsel düşünme pratiğine dönüştüren Şule Nur Alev, Non Plus Ultra!da küreyi üst başlıkta bir mekân olarak sunarken, mekân ve kişisel hafıza arasındaki ilişkiyi konu edinerek zihin haritaları ve mekânları kurguluyor. Hafızanın kendini bazen bireysel bazen kolektif olarak dışa vurduğu rüyalardan, şehirlerden habitat ve mimari parçalar gravür detaycılığında yaptığı düş mekanlarında yer alıyor. Dünyanın sürekliliğini, hareketini dışardan izleyici olarak takip ederken, pervane, küre, jiroskop gibi tanıdık formlar ve nesne tasvirleri ile devamlı hareket halinde, kendi varoluşları içinde bir dinamizm ile devamlılığı olan, mimari biçimleri, formları birbirinden ayırarak, mimari kurallar dışında bir araya getirerek yeni mekansal kurgular öneriyor. Teknik olarak kontrollü, zihinsel olarak akışkan bir tavırla üretiyor. İzleyici olarak bize kendi zamanının ve mekanının, formunun gerçekliğinde, "akışkan ve kontrollü bir varoluş mümkün müdür?" sorusunu sorduruyor.